"İman, nasıl ki bir nurdur, insanı ışıklandırıyor, üstünde yazılan bütün mektubat-ı Samedaniye’yi okutturuyor... " ifadesinde, insanın "mektubat-ı Samedaniye" olmasının öncelikle nazara verilmesinin hikmeti nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, bir yönüyle şu kâinat kitabında bir kelime hükmünde ise de diğer taraftan her bir insanda kudret kalemiyle yazılmış nice mektuplar vardır. Her bir organı ayrı bir mektup olduğu gibi, her bir hücresi de çok hikmet dersleri taşıyan müstakil bir mektup gibidir.

“Mektubat-ı Samedaniye” ifadesi, insandaki bu mektupların her birinin ortaya çıkmaları ve vazifelerini yapabilmeleri için Allah’ın yardımına son derece muhtaç oldukları dersini verir. Bilindiği gibi Samed ismi, “her şey ona muhtaç olan, o ise hiçbir şeye muhtaç olmayan” demektir.

Bu İlâhî isim, insanın tüm varlığında tecelli ettiği gibi, her bir azasında, hatta her hücresinde de tecelli eder. Mesela, göz insan kitabında bir tek mektup gibidir. Bu mektubun, kendisine yüklenen vazifeyi yerine getirebilmesi için, başta güneş ışığı olmak üzere, bütün ışık kaynaklarına ihtiyacı vardır. Kulağımız ayrı bir mektuptur, işitme hadisesini tahakkuk ettirebilmesi için havaya ve sesler âlemine muhtaçtır. Ayaklarımız yürüyebilmeleri için yerküresine ve onun muntazam hareket etmesine muhtaç olduğu gibi, midemiz de hazım faaliyeti için rızıklara muhtaçtır.

Bu ifadenin bilhassa tercih edilmesi, bir yönüyle de gafil insanların büyük bir vartasını nazara vermek içindir. Şöyle ki;

Gaflete dalan insan kendi varlığına, servetine, bilgisine o kadar ehemmiyet verir ki, bu gaflet karanlığı onu “üstünde yazılan bütün mektubat-ı Samedaniye’yi” okuyamaz hale getirir. Mesela, kendini medih ve sena ederken, bu konuşmayı yapabilmesi için havaya, dile, dişe, damağa muhtaç olduğunu, hatta tükürük bezine muhtaç olduğunu hiç düşünmez. Konuşmada olduğu gibi yaptığı her işte de bütün bir âlemin onun imdadına koştuğunu, gayesine ancak böylece ulaşabildiğini nazara almaz.

Bu dünyaya insan olarak gelmesini kendi iradesiyle gerçekleştirmiş gibi ve onun imdadına gönderilen bütün varlıklar da ona hizmet etmeye sanki mecbur imişler gibi, tuhaf bir ruh haletiyle bütün bu hakikatleri hiç düşünmeden yaşar.

Böyle bir adam karanlıkta kalmıştır, bu karanlık o kadar koyu ve zifiridir ki, kendini görmesine ve düşünmesine engel olmaktadır. İşte "mektubat-ı Samedaniye" ifadesi bu karanlığı ortadan kaldırır ve insanın yaptığı her işi, bütün bir kâinatın yardımıyla yaptığını, bu cansız ve şuursuz eşyanın onun imdadına koşmalarının ise ancak Allah’ın inayetiyle gerçekleştiğini insana ders verir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...