Block title
Block content

İman ve İslam rükünlerinin arasında tenasüb olduğunu ifade ediyor; bu konuyu açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmanın altı rüknü, Allah'a, Onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere iman etmektir.

 

Bu esaslar, inananları huzurlu, dengeli, itidalli bir ruh haline ulaştırır. Böyle fertlerden meydana gelen toplum, huzurlu, dengeli, itidalli bir görünüm arzeder. Mesela, Allah'a iman, kişiyi sahipsizlikten, başıboşluktan kurtarır. Şu dünya hanında Kerîm bir Zatın misafiri olduğunu gösterir. Kâinatın ve kâinattaki varlıkların ne görev yaptıklarını bildirir. İnsana, muazzam bir dayanak noktası olur.

 

Malumdur ki, insan kuvvetli bir dayanak noktası bulunca, boyundan büyük işler yapabilir. Mesela, bir asker, orduya dayanarak şahsi kuvvetinden binlerce defa daha büyük işlere girişebilir. Onun gibi, "Âlemlerin Rabbine inanıyorum" diyen bir mümin, Allah'a istinatla büyük işlere cesaretle girer.

 

Meleklere iman, insanın varlık âlemini genişletir. Meleklere inanan mü'min, kâinatı büyük bir vahşet mekânı değil, her tarafı meleklerle şenlenmiş muhteşem bir mescit olarak görür. Amelleri yazan Kiramen Kâtibini düşününce, hal ve hareketlerine daha çok dikkat eder.

"İnsanın sağında ve solunda oturan (meleklerin) onun amellerini yazdıklarını hatırla. İnsan, ne konuşursa, muhakkak yanında hazır bir görücü vardır."(1)

âyetinin hükmünü hatırından hiç çıkarmaz. Yalnız kaldığında bile, dinin "günah" şeklinde nitelediği, ferde ve topluma zararlı hareketleri yapamaz.

 

Kabirde insana soru soracak Münker-Nekir meleklerini hatırladığında, yalnız, kimsesiz, tek başına bırakılacağı kabirde bu meleklerle yalnızlıktan kurtulacağını düşünür, mesrur olur.

 

Kitaplara iman vasıtasıyla, Allah'a muhatap olmanın huzur ve mutluluğunu yaşar. Okyanusta yol alanlara pusulanın lüzumu gibi, şu hayat okyanusunda yol alan insanlığa, Kur'an gibi bir pusulanın ne derece önem taşıdığını anlar. Keza, yaratılışın sırlarını, insanın görevlerini öğrenir. Bu konulara ilgi duyan felsefecilerin tarih boyunca insanı tatmin eden açıklamalar getiremeyişleri, kitaplara imanın fert ve toplum hayatında ne büyük bir önem taşıdığını açıkça isbat eder.

 

Peygamberlere iman, insanı rehbersizlikten kurtarır. Malumdur ki, uzun, tehlikeli yollar rehbere ihtiyaç hissettirir. İnsanın ruhlar âleminden başlayan ve ta ebede kadar sürecek olan seyahatinin en mühim bölümünü teşkil eden şu dünya hayatında, seçkin insanların rehberliğine ihtiyaç vardır. Bu seçkin insanlar, başta Peygamberlerdir. Kur'an-ı Kerîm, Hz. Peygamber hakkında şöyle der:

"Şüphesiz size, Allah Rasulünde ‘usve-i hasene’ vardır."(2)

"Usve-i hasene", güzel örnek anlamındadır.

"Rabbim beni edeplendirdi ve edebimi güzel kıldı."(3)

diyen Hz. Peygamber, elbette bütün insanlığa en güzel modeldir, en büyük rehberdir.

 

İnsan, Hz. Peygamberin hayatını örnek almakla, kendi hayatında karşılaştığı durumlarda, ortaya koyması gereken tavrı belirler. "Acaba şöyle mi yapsam, yoksa böyle mi yapsam?" şeklindeki tereddütlerden kurtulur.

 

Ahirete İman, kişiye muaazam bir istimdad noktası olur. Zira her insanın en büyük meselesi, ölüm hadisesidir. Her insanın mahkûmu olduğu ölüm, ilk bakışta çok korkunç bir olaydır. Ruhunda ebedilik hisleri taşıyan insan, ölümle her şeyin bitmesini istemez. Beşerî düşünce sistemleri, bu güne kadar ölümün muammasını çözebilmiş ve onun yüzündeki siyah peçeyi kaldırabilmiş değildir.

 

İşte, ahirete iman, ölümün muammasını çözer, yüzündeki siyah peçeyi kaldırıp, ardında tebessüm eden güzel çehreyi gösterir ve bildirir ki, "ölüm son değildir, yeni bir hayatın başlangıcıdır. Kabir korkunç bir kuyu ağzı değil, nurani âlemlerin kapısıdır. Ana rahminden ayrılarak bu dünyaya gelen insanlar, kabir tüneliyle de yeni bir âleme geçiş yapacaklardır."

 

Keza, ahirete iman, toplumu meydana getiren fertleri kötülüklerden alıkor, iyiliklere ise sevk ve teşvik eder.

"...(Yapılan iyi veya kötü iş) bir hardal tanesi kadar da olsa, bir kayada, göklerde veya yerde gizlense de Allah onu karşına koyar. Çünkü Allah, Latiftir, Habirdir."(4) 

gibi nice âyetler bu manayı dile getirir. Halkımız arasında şöhret bulmuş "iyilik yap denize at. Balık bilmezse Halık bilir" sözü böyle bir inancın halkın diline yansımış şeklidir.

 

İslâm âleminde meydana getirilen vakıf eserler, genelde ahirete imanın bir meyvesidir. Hz. Peygamber şöyle der:

"İnsan öldüğünde ameli kesilir. Ancak üç amel ona sevap kazandırmaya devam eder:

 

1. Sadaka-i cariye.

2. Kendisinden faydalanılan ilim.

3. Ona dua eden salih bir evlat."(5)

Bu hadis, ehl-i imanı, ölümden sonra kendilerine sevap kazandıracak medrese, hastahane, çeşme gibi vakıf eserler yapmaya teşfik etmiştir.

 

Kadere iman, insanı gam ve kederlerden emniyete kavuşturur, gururdan kurtarır.

"Biz her şeyi bir kaderle yarattık."(6)

âyetini bilen mü'min, bela ve musibetler karşısında çökmez, yıkılmaz. Gemiye binen insanın sırtındaki yükü gemiye bırakarak rahat etmesi gibi, şahsının ve toplumun üstesinden gelemediği problemlerde, "Allah'a tevekkül ettim" diyerek rahat eder. Faraza, elim bir ölüm olayında,

 "İnna lillah ve İnna ileyhi raciun" yani “Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz.”(7)

âyetinden hareketle, kaderin bu hükmüne rıza gösterir. Böylece bunalımdan, sıkıntılardan kurtulur.

 

Keza, iflas etmiş bir tacir veya imtihanı kaybetmiş bir genç, kadere iman vasıtasıyla, intihara sürükleyebilen streslerden necat bulur. Yeni bir şevk, taze bir zevkle, işe yeniden başlar.

 

Hz. Ali şöyle der:

“Zühdün tamamı Kur’an'da iki cümlede özetlenmiştir:

 

“…Ta ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Onun size verdikleriyle şımarmayasınız.”(8)

 

Her kim geçmişte kaçırdığına üzülmese, gelecek olanla da şımarmasa, zühdün her iki tarafını da almış olur.”(9)

Zühdde esas olan, elinden kaçanlara üzülmemek, gelecek nimetlerle de şımarmamaktır. “Küfür ve dalâlet dışında her hâle Elhamdülillah” diyebilmek, böyle bir zühdün sonucudur.

 

Dikkat edilirse, üstteki âyet kaderle alakalıdır. Öyle görülüyor ki, istikametli bir kader anlayışı zühd, sabır ve tevekkül gibi kemal vasıflarını elde etmede en önemli esaslardan biridir.

 

Hayat inişler çıkışlarla doludur. Normal şartlarda inişler insanı çökertir, çıkışlar onu gurura sevk eder. Kadere iman, insanı mutedil bir tabiata sevk eder. Sağlam bir kader inancına sahip insanlar inişlerde çökmezler, çıkışlarda gururlanmazlar. Zirvelere yükseldiklerinde başları dönmez, bunu Allah'ın bir lutfu olarak görürler, ene'leriyle sahip çıkmazlar. Hz. Süleyman gibi, "Bu Rabbimin fazlındandır." derler.(10)

 

Bela ve musibetler, muvaffak olamamak gibi durumlarda ise, Hz. Eyyüb misali sabırla mukabele ederler. Allah'a dua ve iltica edip, o durumdan kurtulmak için sebeblere yapışırlar. Hz. Peygamber, bu duruma işaret olarak şöyle der:

"Mü'minin hâli ne güzeldir! Eğer bir nimete mazhar olsa şükreder, sevap kazanır. Bir musibete uğrasa sabreder, yine sevap kazanır."(11)

İslâmiyetin Beş Rüknü Arasındaki Tenasüb

 

İnsan, takva ile kötü amellerden uzak kalmalı, ayrıca salih ameller ile de süslenmelidir. Bunlar:

 

-Ya kalp ile,

- Ya beden ile,

- Ya mal ile,

- Ya da hem beden hem mal ile olur.

 

Kalbî amellerin güneşi, imandır. Bunun en güzel ifadesi, kelime-i şehadettir.

 

Bedenle yapılan amellerin en kapsamlı olanı, dinin direği olan namazdır.

 

Mal ile yapılan amellerin kutbu, İslâmın köprüsü olan zekâttır.

 

Hem beden hem mal ile yapılan en büyük ibadet, Müslümanların yıllık kongreleri hükmünde olan hacc’dır.

 

Bütün bu ibadetleri düzgün yapabilmek için ciddi bir nefis terbiyesine ihtiyaç vardır. Bunun da en vesilesi, oruçtur.

 

Dipnotlar:

 

(1) Kaf, 50/17-18.

(2) Ahzab, 33/21.

(3) Aclûnî, I, 70.

(4) Lukman, 31/16.

(5) Nesai, Vesaya, 8.

(6) Kamer, 54/49.

(7) Bakara, 2/156.

(8) Hadîd, 57/23.

(9) Radî, Şerif, Nehcül-Belâğa, s. 780.

(10) Neml, 27/40.

(11) Müslim, Zühd, 64.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Şule, Birinci Ziya | Yazar: Şadi EREN ( Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 888 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...