Block title
Block content

İMKÂN

 
Mümkin, varlığı imkân dairesinde bulunan, olup olmama hallerinden her ikisini de kabul edebilen, yani var olabildiği gibi yoklukta da kalabilen mânâsına gelir. İnsan bir cümleyi yazmayı zihninde kurduğunda o cümle bir bakıma yokluktan kurtulmuştur, ama müstakil bir varlığa da henüz kavuşmuş değildir. Bu cümleyi yazıp yazmamak insanın iradesine bağlıdır; onu yoklukta da bırakabilir, varlığa da çıkarabilir. İşte bu cümlenin varlığı daire-i imkândadır. Yazıldıktan sonra da cümlenin mümkin olma özelliği devam eder. Az önce yazılıp yazılmaması eşitti; yazılması yazılmamasına tercih edildi, o da vücut buldu. Şimdi de yine imkân dairesindedir, silinebilir de, varlığı devam da edebilir.

Bir mümkin, varlık sahasına çıkmışsa onun var olması yoklukta kalmasına tercih edilmiş demektir. Bu tercih ise ancak varlığı vâcip olan Allah’ın iradesiyle gerçekleşir.

Bütün mahluklar, mümkin olmaları yönüyle birbirine eşittirler; birbirinin yaratıcısı olamazlar.

“İmkân, mütesaviy-üt tarafeyn’dir. Yani: Adem ve vücud, ikisi de müsavi olsa; bir tahsis edici, bir tercih edici, bir mûcid lâzımdır.” (Sözler)

İmkân, “zorunluluğun, olumluluk ve olumsuzluk şıklarının her ikisinden de nefyedilmesi (uzaklaştırılması, reddedilmesi)” şeklinde de tarif edilir.

Misal: “Bütün insanlar fiilen yazıcıdır.” (olumlu) “Hiçbir insan fiilen yazıcı değildir.” (olumsuz) Her iki şey de insan için zorunlu değildir. Bir başka ifadeyle, yazıcı olmak veya olmamak insan için müsavidir. Binaenaleyh fiilen yazıcı olmak “insan için” mümkündür; vacip değildir.

Paylaş
Yükleniyor...