Block title
Block content

İnançsız Birisine Evrim Hakkında Nasıl Bir Açıklama Getirebiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hiç bir nev (cins) varlık, silsile halinde birbirini yaparak devam etmez. Ne insan nevi ve ne de hayvan nevi.

Mesela; çocuğu, annesi; annesini, anne annesi ve onu da onun annesi vesile olarak dünyaya gelmesine sebep olmuşlardır. Ancak, bu silsile, bu şekilde devam edemez.

Mutlaka bir Adem baba ile bir Havva anneye dayanması lazımdır. Bu zaviyeden baktığımızda, her varlığın mutlaka bir adem babası vardır diyebiliriz. İmkanat buna müsait değildir.

Namaz kılan en arka saftakiler, bir öndekine bakarak hareket ederler. Bir öndekiler de, iki önde olanlara bakarak hareket ederler. Ancak bu böyle devam etmez. Silsile bir yerde biter. O da imamdır.

Mutavasıt bir nevin silsilesi devam etmez. Yani, iki cins bir araya gelerek yeni bir cinsin ortaya çıkmasına sebep olsa da, o cins devam etmez.


Mesela;
merkep ve atın birleşmesi sonucu olarak, "Katır" dediğimiz varlık neşet eder. Ancak nesli devam etmez. Katırdan, katır olmaz. Bir cinsin başka bir cinse inkılap etmesi mümkün değildir. Zira inkılab-ı hakaik muhaldır. Ancak bir cinste, bazı değişiklikler olabilir. Fakat, o değişiklikler, inkılab-ı hakaik (mâhiyetin değişmesi) değildir.

Şöyle ki, her cinsin DNA’sında bulunan farklı özellikler vardır. Şartlar ve ortama göre bu özelliklerden bir tanesi ön plana çıkmış oluyor.

Bir örnek vermek gerekirse; her insanda, her türlü kabiliyet tohumu vardır. Ancak babasının marangozhanesinde çalışan biri marangoz, berberde çıraklık yapan bir diğeri ise berber oluyor. Şartlar ve ortam bir kabiliyetin ön plana çıkmasına vesile olmuştur.

Aynen öyle de, her cins bitki ve hayavanın da DNA sında bulunan farklı bir çok özellikten herhangi birinin çevre ve iklim şartlarına bağlı olarak ortaya çıkması da mümkündür ve olmaktadır. Böyle bir değişiklik, zaten mahiyetinde var olan bir özelliğin oraya çıkmasıdır. Dışarıdan müdahale etmek suretiyle de bu şartlar oluşturularak farklı özellikler ortaya çıkarılabilir.

Mesela; Modern zirâi usuller ile domates, karpuz gibi sebze ve meyveler üzerinde şekil değişiklikleri yapılıyor. Ancak bu değişiklik. domatesin mahiyetini değiştirmiyor. Tam tersine domatesin mahiyetinde olan bir farklılığın ortaya çıkmasına vesile oluyor; ama yine domatestir.

Dolayısıyla, cinslerde meydana gelen bu tür değişiklikler evrime delil gösterilemez.

Zira, evrimde iddia edilen; inkılab-ı hakaiktir, mahiyetin tam değişmesidir. Balığın maymuna inkılap etmesi gibi. Böyle bir değişim ise, kainatta mümkün olmadığı gibi, vaki de değildir.

Mesele çok geniş, uzun ve çaba isteyen bir durum olduğu için bulunduğunuz bölgede Risale-i Nur’da uzmanlaşmış bir kardeş ile bu mes’eleleri mütalâa etmeniz daha faydalı olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Evrimi savunan kişiler herseyin en basta tek bir hücreden tesadüfler sonucu oldugunu iddia ediyorlar. Hatta bu sene bir profesörle aramızda konusma gectiginde bizzat kendisi söylemişti. üstad hazretleri hiçbirseyin kendi kendine yada tesadüfler sonucu olusamayacagını 23.lemada tabiat risalesinde gayet detaylı ve ikna edici bir tarzda anlatmıstır. slm ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Fatih akbal
Materyalistlerin cevaplayamayacağı en güzel delillerden sadece bir tanesi Maddenin kanunu olduğunu ve bunu tesadüflerin belirlediğini söyleyenlerin şu gerçeği görmeleri gerekir.Yanma olayı oksijensiz gerçekleşmez şöyleki uzayda oksijen olmadığı halde Güneş olabildiğince sıcaktır ve yanmaktadır bu da bize Allah katında maddenin kanunu olmadığını gösteriyor ve şu ayettende anlaşılıyor ki.Diriltende öldürende ancak odur,olmasını istediği şeye ol der oda oluverir(Mümin 68)Diğer bir ayette şudur Rabbinin sununa(gücüne)bakmazmısın?O gölgeyi(evreni)nasıl uzatıyor(büyütüyor)O şayet dileseydi onu daim ve sabit bırakırdı.Sonra güneşi o gölgeye(evrene,ve evreni Allahın yarattığına) bir delil kıldık(gösterdik).Sonrada gölgeyi(evreni)güneşin yükselmesiyle azar azar kendimize çektik.(Furkan 45-46)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
yağız22
dünya milyonlarca yılda oluştuysa çizgi filmlerin kendi kendine birkaç saniyede oluşması gerekir
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
İmanyolcusu

Külliyattan evrime cevap olabileceğini düşündüğüm yerler:
Evet şuursuz, ihtiyarsız, camid, basit olan esbab-ı tabiiyenin, bütün akılları hayrette bırakan o enva' silsilelerinin icadına kabiliyeti olduğu daire-i imkândan hariçtir. Ve keza kudret mu'cizelerinden birer nakş-ı garib ve birer san'at-ı acib taşıyan o enva'ın ihtiva ettikleri efradın da ihtira' ve yaradılışlarını o esbaba isnad etmek, yalnız bir muhalin değil, muhalâtın en hurafesidir. Binaenaleyh o silsileleri teşkil eden enva' ile efrad, hudûs ve imkân lisanıyla, Hâlıklarının vücub-u vücuduna kat'î bir şehadetle şehadet ediyorlar. 
S- Bütün silsilelerin Hâlık'ın vücub-u vücuduna kat'î şehadetleri gözönünde olduğu halde, bazı insanların madde ile maddenin hareketinin ezeliyeti cihetine zâhib olmakla dalalete düştüklerinin esbabı nedendir? 

C- Kasd ve dikkatle değil, sathî ve dikkatsiz bir nazarla, muhal ve bâtıla, mümkin nazarıyla bakılabilir. Meselâ: 

Bir bayram akşamı, gökte ay ve hilâli arayanlar içinde ihtiyar bir zât da bulunur. Bu zât, gökteki hilâli görmek için bütün kasd ve dikkatiyle nazarını göğe tevcih edip hilâli araştırmakla meşgul iken, gözünün kirpiklerinden uzanan ve gözünün hadekası üzerine eğilen beyaz bir kıl nasılsa gözüne ilişir. O zât derhal "Hilâli gördüm" der. "İşte bu gördüğüm Ay'dır" diye hükmeder. 

İşte sathî ve dikkatsiz nazarlar bu gibi hatalara düştükleri gibi, yüksek bir cevhere ve mükerrem bir mahiyete mâlik olan insan, kasdı ve dikkati ile daima hak ve hakikatı ararken, bazan sathî ve dikkatsiz bir nazarla bâtıla bakar. O bâtıl da ihtiyarsız, talebsiz, davetsiz fikrine gelir. Fikri de çar-nâçar alır saklar, yavaş yavaş kabul ve tasdikine de mazhar olur. Fakat onun o bâtılı kabul ve tasdiki, bütün hikmetlerin mercii olan nizam-ı âlemden gaflet etmesinden ve madde ile hareketinin ezeliyete zıd olduğuna körlük gösterdiğinden ileri gelmiştir ki, şu garib nakışları ve acib san'at eserlerini esbab-ı camideye isnad etmek mecburiyetiyle o dalaletlere düşmüşlerdir. 

Hüseyin-i Cisrî'nin dediği gibi, âsâr-ı medeniyetle müzeyyen ve bütün zînetlere müştemil bir eve giren bir adam, ev sahibini göremediğinden o zîneti, o esasatı, tesadüfe ve tabiata isnad etmeye mecbur olmuştur. 
(İ.i'caz 89)
Ezeliyet-i madde ve harekât-ı zerrattan teşekkül-ü enva' gibi umûr-u bâtılaya neden ihtimal veriliyor? 

C: Sırf başka şey ile nefsini ikna etmek sadedinde olduğu için, o umûrun esas-ı fasidesini tebaî bir nazarla derketmediğinden neş'et ediyor. Eğer nefsini ikna etmek suretinde kasden ve bizzât ona müteveccih olursa muhaliyetine ve makul olmadığına hükmedecektir. Farazâ kabul etse de, tegafül-ü anis-Sâni' sebebiyle hasıl olan ızdırar ile kabul edilebilir. Dalalet ne kadar acibdir. Zât-ı Zülcelal'in lâzım-ı zarurîsi olan ezeliyeti ve hâssası olan icadı aklına sığıştırmayan, nasıl oluyor ki gayr-ı mütenahî zerrata ve âciz şeylere veriyor.(Mesnevi249)
bu kadar zahir ve aşikâre bir hurafeyi nasıl bu meşhur âkıl feylesoflar kabul etmişler, o yolda gidiyorlar, hatıra geliyor. Evet onlar, mesleklerinin içyüzünü görememişler.(Lem'alar176)

herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur ve herbir nebat, hayatdar bir tiryak gibidir ki; çok müteaddid eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçü ile alınan maddelerden terkib edilmiştir. Eğer esbaba, anasıra isnad edilse ve "Esbab icad etti" denilse; aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücud bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.Elhasıl: Şu eczahane-i kübra-yı âlemde, Hakîm-i Ezelî'nin mizan-ı kaza ve kaderiyle alınan mevadd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilim ve herşeye şamil bir irade ile vücud bulabilir. "Kör, sağır, hududsuz, sel gibi akan küllî anasır ve tabayi' ve esbabın işidir." diyen bedbaht, "O tiryak-ı acib, kendi kendine şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur." diyen divane bir hezeyancı, sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır. Evet o küfür; ahmakane, sarhoşane, divanece bir hezeyandır. (Lem'alar 178)

İlgili ve tatbik edilebileceğini düşündüğüm yerler:
Hiçbir nevi' müteselsil-i ezelî değildir. İmkân bırakmaz. İnkılab-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev'in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılab-ı hakaikın gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hâdiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır. (Mesnevi 253)

"Şerik" yerine "evrim" düşünülebilir:Hem şerikler "müstağniyetün anhâ" ve "mümteniatün bizzât" yani hiç onlara ihtiyaç olmadığı gibi, vücudları muhal oldukları halde onları dava etmek, sırf tahakkümîdir. Yani aklen, mantıkan, fikren o davayı ettirecek bir sebeb olmadığı için, manasız sözler hükmündedir. İlm-i Usûlce "tahakkümî" tabir edilir. Yani manasız dava-yı mücerreddir. İlm-i Kelâm ve İlm-i Usûl'ün düsturlarındandır ki, denilir: 

لَا عِبْرَةَ لِْلاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِى عَنْ دَلِيلٍ ٭ وَ لَا يُنَافِى اْلاِمْكَانُ الذَّاتِىُّ الْيَق۪ينَ الْعِلْمِىَّ 

Yani: "Bir delilden, bir emareden neş'et etmeyen bir ihtimalin ehemmiyeti yok. Kat'î ilme şek katmaz. Yakîn-i hükmîyi sarsmaz." Meselâ; zâtında Barla denizi (yani Eğirdir Gölü) imkân ve ihtimal var ki, pekmez olsun; yağa inkılab etmiş olsun. Fakat madem bir emareden, o imkân ve ihtimal neş'et etmiyor; onun vücuduna ve su olduğuna, kat'î ilmimize tesir etmez, şek ve vesvese vermez.(Sözler 608)
Umum eşyada hususan zîhayat masnularda hikmetli bir kalıbdan çıkmış gibi her şeye bir miktar-ı muntazam ve bir suret, hikmetle verildiği ve o suret ve o miktarda maslahatlar ve faideler için eğri büğrü hududlar bulunması; hem müddet-i hayatlarında değiştirdikleri suret-i libasları ve miktarları yine hikmetlere, maslahatlara muvafık bir tarzda mukadderat-ı hayatiyeden terkib edilen manevî ve muntazam birer suret, birer miktar bulunması, bilbedahe gösterir ki: Bir Kadîr-i Zülcelal'in ve bir Hakîm-i Zülkemal'in kader dairesinde suretleri ve biçimleri tertib edilen ve kudretin destgâhında vücudları verilen o hadsiz masnuat, o zâtın vücub-u vücuduna delalet ve vahdetine ve kemal-i kudretine hadsiz lisan ile şehadet ederler. Sen kendi cismine ve a'zâlarına ve onlardaki eğri büğrü yerlerin meyvelerine ve faidelerine bak! Kemal-i hikmet içinde kemal-i kudreti gör.(Sözler662)
Evet insan kâinatın en eşrefi ve esbab içinde ihtiyarı en geniş olduğu halde, ef'al-i ihtiyarîsi içinde yemek ve içmek gibi en âdi bir fiilinde, yüz cüz'ünden ancak bir cüz'ü insana ait olabilir. Esbabın sultanı olan insan, böyle eli bağlı, tesirsiz olursa öteki esbab-ı camide ne halt edebilir? (Mesnevi 59) 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
tahiyye
"Namaz kılan en arka saftakiler, bir öndekine bakarak hareket ederler. Bir öndekiler de, iki önde olanlara bakarak hareket ederler. Ancak bu böyle devam etmez. Silsile bir yerde biter. O da imamdır." Bu temsilin hatası meseleye harika bir delil olmuş. Namazda her safın kayyumu imamdır ve şeriatın semavi kanunlarıdır. Hiç bir saf birbirine bakarak namaz kılmaz esasen. Herkes doğruda doğruya talimi imamdan alır. Aynen hiç bir nesil de icad noktasında anne babaya dayanmaz. Bütün silsilelerin doğrudan doğruya kayyumu Kudrettir. "Silsilede tenasül, şerait-i âdiye-i itibariyedendir." Öyle olmasa idi adem babalarla ardındaki nesiller arasında vücutça fark olması gerekirdi. Halbuki evvel pederlerle nesiller aynı mahiyetteler.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...