Block title
Block content

İnsan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları, insaniyetin îman ile insaniyet olduğuna delil olarak gösteriliyor ve açıklamalar yapılıyor. Bu konuyu biraz açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“… Hayvan, dünyaya geldiği vakit, âdetâ başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi, istidadına göre mükemmel olarak gelir; yâni gönderilir.”(1)

Bir hayvan dünyaya geldiğinde yaratılış gayesine uygun bir hayat sürer, fıtratına konulan tesbihatını aksatmadan yapar ve görev süresi dolduğunda, dünyaya ilk geldiği gündeki manevî makamıyla bu dünyadan ayrılır. Yâni, yaşadığı süre içerisinde ne bildiğine bir yeni bilgi ekler, ne yaptığı tesbihde bir değişme olur.

Hayvana cüzi irade verilmediğinden, görevini sadece İlâhî ilhamla yapar. Kendisine cüz’i irade verilen insan ise o üstün yaratılışını, o çok yönlü ve gelişmeye çok müsait istidadını kullanma konusunda serbest bırakılmıştır.

Onun bu iradeyle yapacağı en önemli ve en kutsî tercih  “îman etmek”tir.  İradesini inançsız olmakta değil, îman etmekte kullanan insan  hakikî insan olma şerefine erer ve bir ömür boyu her an ayrı bir mertebe kazanarak, yeni şeyler öğrenerek, ibâdetlerini artırarak, ahlâkını daha da güzelleştirerek  terakki yolculuğunu son nefesine kadar sürdürür.

Hayvan, dünyada yapacağı işleri “başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi” mükemmel olarak yapsa da, o işin ötesinde hiçbir şey bilmez. Hayvanın kendi hakkındaki bilgisi de çok sınırlıdır. Sadece var olduğunun şuurundadır, rızkını tanır, düşmanını hisseder. Ama, ne kaç tane ayağı olduğunu bilir, ne yediği gıdanın midesine gittiğini, yahut emdiği havanın ciğerlerinde dolaştığını...  Ne iç organları hakkında bir bilgi sahibidir, ne de harici âlem hakkında... Gece ve gündüzün dünyanın dönmesiyle meydana geldiğini bilmez. Karanlık olunca gözlerini kapar, ışık olunca açar, ne geceyi tanır, ne de gündüzü.

Onun bütün bu bilgi noksanlıklarına rağmen hayatını güzelce geçirmesi gösteriyor ki, insandaki ilim sadece dünya hayatı için verilmemiştir. O ilmin çok daha büyük  bir gayesi vardır.  Bu bilgiler  onun marifetini artıracak, kendisini ve çevresindeki eşyayı İlâhî birer sanat eseri ve yine birer İlâhî ihsan olarak değerlendirmesini sağlayacak, böylece manen  sürekli olarak ilerleyecek, mertebeler kat edecektir.

İnsan da diğer canlılar gibi nefes alır, ama içine çektiği havanın ciğerlerinde dolaşıp kanını temizlediğini bilir. Bu bilgi, onu  bu büyük nimete karşı şükre götürür. Gece ve gündüzün gelmesi için de koca dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilir. Bu bilgi ise onu, bu azametli  icraata karşı, hayrete ve şükre sevk eder.

Kış mevsiminde bir köyün bütün insanları baharın gelmesini, bilerek beklerler. Hayvanlar ise hiçbir şey bilmeden beklerler. Bu iki grubun her ikisi de bahara muhtaçtır, ancak birinciler bunu bildiklerinden baharın gelmesini, yağmurların yağmasını, çiçeklerin açmasını, meyvelerin bitmesini hep Allah’tan bilir ve O’ndan beklerler. Hayvanlar ise bunların tümünden habersiz, sadece kendi tesbihlerini yapmakla meşgul olurlar.

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...