Block title
Block content

"İnsan, kendi acz-i mutlakıyla Hâlıkının kudret-i mutlakasını ve derecâtını ve aczin dereceleriyle kudretin mertebelerini hissetmektir. Ve fakr-ı mutlakıyla rahmetini ve rahmetinin derecelerini idrak etmek ve zaafıyla Onun kuvvetini..." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birinci vecih: Gecede zulümat nasıl nuru gösterir. Öyle de insan, zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor ve hâkezâ, pek çok evsâf-ı İlâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor. Hattâ hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a’dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdan daima Vâcibü’l-Vücuda bakar. Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîmin dergâhına dayanır. Dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîmin bârgâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir."(1)

Daimi ve sınırları olmayan bir şeyi, sınırlı ve geçici olan akıl, kuşatarak idrak edemez. Ona bir hat, bir şekil vermek mümkün değildir. Zira sınırları olmayan bir şeye şekil ve suret vermek için şekil ve suretin de sınırsız olması gerekir. Aynı şekilde şekli ve sureti veren şeyin de sınırsız olması lazımdır ki, bu imkansız bir şeydir. Tıpkı yüz metrelik bir kumaş ile güneşe elbise dikmek gibi bir muhal olur.

O zaman daimi ve mutlak olan bir şeyi anlamanın ve hissetmenin başka bir yolu, başka bir  metodu yok mudur diye akla bir soru geliyor. İşte bu yolu Allah insanın mahiyetine takmış olduğu ene dürbünü ile insanlığa sunuyor. Allah, ene denilen vehmi ve farazi olan hatta zıtları koyarak mutlak ve daimi olan sıfatlarını anlamamıza bir imkan veriyor. "Karanlık olmadan daimi bir ışık anlaşılmaz." hükmü bu manaya işaret içindir.

Bu yüzden Allah kainatta mutlak ve daimi isim ve sıfatlarının anlaşılması için  onların karşısına vehmi ve farazi zıtları koymuştur ki, insan aklı bunları kıyaslayıp Allah’ın isim ve sıfatlarını anlamakta zorluk çekmesin. Işığın kıymetini en güzel şekilde karanlık anlatır, karanlık olmasa ışık ve ışığın dereceleri bilinmez. Soğuk olmasa sıcağın kıymet ve dereceleri anlaşılmaz, acizlik olmasa sonsuz kudret bilinmez, cehil olmasa ilmin değeri açığa çıkmaz, vs... örnekler çoğaltılabilir.

Zıtların birbirini göstermesi çok kuvvetli olur. Mesela, siyah tahta üstünde en güzel beyaz tebeşir görünür ya da beyaz bir tahtada siyah yazı daha güzel ve net  okunur. Bu sebeple Allah insanın mahiyetine; kendi isimlerine güzel ve okunaklı  bir pencere olması için nihayetsiz acizlik, fakirlik, eksiklik gibi noksan sıfatları yerleştirmiştir. İnsan sonsuz aczi ile Allah’ın sonsuz kudret ve kibriyasını kıyaslar ve ölçer. Yani Allah’ın sonsuz azametini insan en güzel ve kamil olarak acziyeti ile anlar ve anlatır. İnsan ne kadar acizliğini anlar ise, Allah’a olan hürmet ve tazimi de o nispette olur.

Mahviyet, acziyetin bir ileri aşamasıdır. Yani kul Allah’a karşı kendi acizlik ve fakirliğini öyle bir derecede anlıyor ki, artık onun azamet ve büyüklüğü karşısında bir hiç olduğunu ve vücuda layık olmadığını idrak eder ve müthiş bir muhabbet ve hayretle secdeye kapanır.

Mahviyet, bütün benlik ve gafleti yırtıp ene içindeki hüveyi çıkardığı için muhabbet ve hayret müthiş bir tazyik ile kendini kalpte izhar ediyor. Yani mahviyet ile kendini sevmeyen, elbette hayret ve tazim ile Onu sever.

İşte insan Allah’ın sonsuz kemal sıfatları karşısında sonsuz eksikler ile donatılmış bir yumak gibidir.Her hali ile ona ayna ve makes oluyor. İnsan sonsuz acizliğini yüz metre anlamışsa, sonsuz İlahi kudreti de yüz metre anlamış demektir. Tabi bu metre ve mertebeler bir teşbih ve insanın idrak seviyelerine işaret eden bir mecazdır. Yoksa Allah’ın sonsuz kudretinde bir derece ve mertebe yoktur. Onun için bir zerreyi çekip çevirmek ile kainatı çekip çevirmek aynı ve müsavidir. Burada makam ve mertebe tamamen insanın idrak ve zihin dünyasındadır. Zira her insan Allah’ın sıfatlarını aynı makam ve mertebede anlayamıyor. 

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...