Block title
Block content

"İnsan ne kadar câhil ve gafildir. Ne kadar yolunu şaşırmış, nefsine zarar veriyor. Dokuz vecihle menfaatı muhakkak, yalnız bir vecihle zararı mevhum olan büyük bir hayr-ı azîmi terk, dalâleti irtikâb eder..." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İnsan ne kadar câhil ve gafildir. Ne kadar yolunu şaşırmış, nefsine zarar veriyor. Dokuz vecihle menfaatı muhakkak, yalnız bir vecihle zararı mevhum olan büyük bir hayr-ı azîmi terk, dalâleti irtikâb eder. Evet, sofestaînin bir şübhesi için, binlerce menfaat delilleri olan hidayeti terkediyor. Halbuki insan çok vehham, ihtiyatlı olduğuna nazaran, dünyevî bir işte onda bir zarar ihtimâli varsa içtinab eder. Âhiret işi olursa onda dokuz zarar ihtimâli olduğu halde, içtinab etmez. İşte cehalet bu kadar olur."

Birinci cümlede geçen “nefis” kelimesi “zat, kendi” manasınadır; kötülüğü emreden nefs-i emare demek değildir. Bilindiği gibi insanın beden ve ruhunun ikisine birden nefis denilir. Nitekim Altıncı Söz’e konu olan ayet-i kerimede, “Muhakkak, Allah müminlerden nefislerini ve mallarını cennet karşılığında satın aldı.” buyrulmaktadır. Ayette geçen nefis kelimesi beden ve ruhu, mal ise bunların dışındaki imkânlarını  içine alır. Yani, Allah müminlerden hem gözlerini, kulaklarını, akıllarını, kalplerini,  hem de servet ve makamlarını kendi rızası istikametinde kullanmalarını istemekte, buna uymaları halinde kendilerine cenneti ihsan edeceğini haber vermektedir.

Hidayet  “hayr-ı azîm” dir. Bunun zıddı ise dalalettir ve şerr-i azimdir.

Fatiha Sûresinden açıkça anlaşıldığı gibi hidayet sırat-ı müstakimdir, her türlü aşırılıktan uzak olan istikamet yoludur. Bunun zıddı ise aynı surede mağdubların (kahra ve gazaba uğrayanların)  ve dâllinlerin (dalalete girenlerin)  yolu olarak gösterilmiştir.

İstikamet yolu iman yoludur, ibadet yoludur, ahlâk ve adalet yoludur. Bu yol bir başka ayet-i kerimede “peygamberlerin, sıddıkların, şüheda ve salihlerin yolu” olarak tarif edilmiştir. O muhterem ve sevgili zevatın izinde gidenler onda dokuz ihtimal ile ebedî saadete ererler,  dalâlet yolunda gidenler ise yine onda dokuz ihtimal ile ebedî azap beldesine varırlar.

Onda dokuz nispeti birçok risalede geçmektedir. İstikamet yolu yüzde yüz hak yoludur, ancak onda gidenlerin bir gün nefis ve şeytana uyup yoldan çıkmaları da mümkündür. Keza, dalâlet yolu da yüzde yüz yanlış olmakla birlikte, onda giden kimselerin bir gün tövbe kapısını çalmaları ve hatalarından dönerek hakkı ve doğruyu bulmaları mümkündür. Bu sebeple mümin havf ve reca arasında bir ömür geçirir. Yani ne kadar ibadet ederse etsin cennetini garanti görmez, Allah’ın azabına uğramaktan yine korkar ve nefsine uyarak ne kadar günah da işlerse işlesin Allah’ın rahmetinden ümit kesmez, reca kapısını kendisine kapamaz.

Bir öğrenci okuldan kaçmanın, ders çalışmamanın, yönetmeliklere uymamanın kötü olduğunu, sonucunun okuldan atılıp işsiz kalmak, perişan olmak olduğunu çok iyi bildiği halde, nefsine uyup ve şeytanın vesvesesine kapılıp kumarhaneye yahut bir başka sefahat menziline gidebilmektedir. Burada hissin akla galip gelmesi söz konusudur. Bir mümin de o öğrenci gibi, hidayetin binlerce delilini bildiği halde,  bazen “sofestaînin bir şübhesi için, binlerce menfaat delilleri olan hidayeti terk” edebiliyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylü'z-Zeyl | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1196 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...