Block title
Block content

"İnsan, seyyiâtından tamamen mes’uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur. Seyyiât, tahribat nev’inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir, müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder: bir kibritle bir evi yakmak gibi..." İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an bize iki şeyi kesin olarak bildirmektedir.

1. Hayrıyla şerriyle her şeyi yaratan Allah’tır. Allah’tan başka yaratıcı ve etki sahibi yoktur. Aksini düşünmek Kur’an’ın en temel prensibi olan “Tevhit” inancıyla bağdaşmaz ve şirk tanımına girer.

2. İnsan, neden olduğu şerlerden sorumludur.

Bu ikisi nasıl bağdaşır. İnsan hiçbir etki sahibi değilken nasıl sorumlu olur? Bunun çözümü şöyledir: İnsanda hayrı veya şerri seçme hürriyeti (cüz’i iradesi) vardır. Biz seçiyoruz Allah yaratıyor. Basit bir örnekle anlatmak gerekirse: Gözü ve görmeyi yaratan Allah’tır, göz de görmek de güzeldir. Dolayısıyla görmenin yaratılışında şer yoktur. Fakat biz yasaklanmış şeylere bakmayı seçersek -ki, bu bir şerdir- bu kötü seçimimizden dolayı sorumlu oluruz. Yani şerri Allah yaratmıştır, ama şerri biz seçmişizdir. Üstad bunu “şerri yaratmak şer değildir, şerri kesbetmek (şerre azmetmek-kasdetmek) şerdir” diye formüle ediyor. Bütün organ ve onların fonksiyonlarına aynı şekilde bakılabilir.

Bir de “şart-ı âdi “ kavramı var. Buna bir örnekle bakarsak haylaz bir çocuğun bir tekstil fabrikasına girip bir düğmeye bastığını ve bir cihazın çalışıp ve birkaç dakika içinde harika bir kazağı önümüze koyduğunu düşünün. Şimdi bu haylaz bir düğmeye basmak ile o kazağı ben yaptım diyebilir mi? O kazağın gerisinde neler var: Muazzam barajlar ve o barajlarda mühendislik harikası dev tribünler kurulmuş, burada üretilen elektrik, devletin kurduğu kilometrelerce elektrik hatları ve trafolardan geçip fabrikaya ulaştırılmıştır. Fabrikada yine mükemmel bir elektrik sistemi döşenmiştir. O harika tekstil cihazının arkasında da dev bir bilimsel ve teknolojik birikimini de görmemiz lazım. Ayrıca rengarenk iplerin imal edilip oraya getirilmesi gerek. Ayrıca muhteşem bir bilgisayar programcısının bir kazak tasarımı lazım. Yani tüm sistem kurulmuş, sadece düğmeye dokunmak kalmış. Düğmeye basınca kurulu sistemdeki devre tamamlanıyor. Yani sıradan küçücük bir şart. Üstat buna “şart-ı âdi” diyor. 

İşte bizi yaratan , bize beyin gibi harika bir bilgi işlem merkezi veren, boğazda çok sayıda özel fonksiyonlu kaslar, dil ve ses telleri gibi muhteşem bir sistem kuran ve bunların müthiş bir organizasyon ile çalışmasıyla gerçekleşen konuşma kabiliyeti veren Rabbimiz, az önceki fabrikadaki cihazın düğmesine dokunmak gibi küçük bir şart olarak cüz’i irademize itibar etmektedir.

Biz yine Allah’ın talebi üzerine “Elhamdulillah" diyoruz şimdi dilimizden dökülen bu “Elhamdulillah” üzerinde ne kadar hak sahibiyiz? Biz istiyoruz Rabbimiz, bizim isteğimiz üzerine kendisinin yaratıp kendisinin organize ettiği bu sistemi kendi kudretiyle işletiyor. Böylece hamd cümlesini söylüyoruz . Şimdi, bu hamd sözü üzerinde, o aciz ve cahil çocuğun o kazak üstündeki hakkından daha mı fazla hak sahibi oluruz?..

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mebhas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3902 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

nurefsan79

Bu sorunun cevabını Üstad hazretleri NARUN İLK KAPISI adlı müstakil bir kitabında ALTINCI DERS BÖLÜMÜNDE **MA ESABEKE MİN HASENETİN FEMİNALLAH. VEMA ESABEKE MİN SEYYİETİN FEMİN NEFSİK.* SANA NE İYİLİK GELMİŞSE ALLAH'TANDIR. VE NE KÖTÜLÜK GELMİŞSE NEFSİNDENDİR.** ayetinin tefsirinde cevaplandırıyor. ayrıca cennet fazlı ilahidir. Cehennem ise cezay-ı ameldir. Meselesinin izahında On Üçüncü LEM'A da izahı var.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
aydin_25
Maşallah güzel bir örnek olmuş özellikle de şart-ı adi meselesinde...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...