"İnsan" ve "beşer" kavramlarını izah eder misiniz, aralarında fark var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan: Bu kelimenin aslı, lügat âlimlerince "ins"ten geldiği söylenir. Kamusta da kûfiun'a göre "nisyan" kelimesinden geldiği zikredilmektedir. Nisyan unutmak ve unutkanlık anlamındadır. İnsana akıl, şuur ve imân ile diğer canlılardan ayrı, Cenab-ı Hakk'ın en mükerrem yarattığı mahluku olup, Rabbanî ni'metleri unutkanlığı dolayısıyla "insan" denilmiş. Üstadımız bu hakikati Mesnevi-i Nuriye'de şöyle ortaya koyar; "İnsan nisyandan alındığı için, nisyana müptelâdır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır."

Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir:

“Biz emaneti; göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi. O da çok zalimleşti ve kendine hakim olamadı.” (Ahzâb, 33/72)

“Biz insanı, çok bileşenli döllenmiş yumurtadan yarattık. Yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; o nedenle onu dinleyen ve gören bir varlık haline getirdik.” (İnsan, 76/2)

Beşer: Kelime olarak, insan derisinin dış yüzleri, anlamına geliyor. Terim olarak insan, Âdem, insanoğlu, ademoğlu gibi manalara geliyor. Bu yönden insan ile beşer arasında pek bir fark yok, küçük nüanslar vardır. Risale-i Nur'da her ikisi de sıklıkla kullanılmıştır.

Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını tercih etmektedir. Mesela Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı:

Dedikoduları kadının kulağına gelince davetçiler gönderdi. Onlara portakal hazırladı; her birine bir bıçak verdi. Sonra Yusuf’a: “Haydi yanlarına çık” dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce büyülendiler ve ellerini kestiler. Dediler ki “Olmaz böyle şey! Allah için bu bir beşer değil, olsa olsa değerli bir melektir.” (Yusuf, 12/31)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sami

Üstadın bir hayali bir kelimeye kaç mana geldiğini açıklayan lügatlara muhalif olarak bir manaya kaç kelimenin geldiğini açıklayan bir lügat çalışması yapmakdı. Bu muazzam çalışma bir nebze Risale-i Nur da tebarüz ediyor. Evet zihin kelime kalıplarından ziyade mana ile alakadar olması için ve editörün cevabında izah edildiği gibi bir kelimede tam olarak anlaşılmayan başka bir nüans farklılığı ifade etmek için ve de bir mananın türçe ve arapça kelime karşılığını öğretmek için Üstad bir çok yerde aynı anlama gelen kelimeleri beraber kullanır: Bu misaller "Sözler"den alınmıştır. (Parantez içindeki rakamlar, Envar Neşriyatın son baskısındaki sahifeleri gösterir. ) -anahtar (535), miftah (536) -tahammül edemez ve yüklenemez (537) -istinad eder. . . . dayanır (627) -ince ve dakik (627) -müstağni ve hiç kimseye ihtiyacı olmayan (628) -tezyin ettiği gibi süslendirip (654) -sever, muhabbet eder (620) -gerek, lazım (621) -mâhir, usta (623) -tevkif ve durdurma (624) -istab’ad. . . . akıldan uzak ve muhal görür (65) -nihayetsiz, gayr-i mütenahi (552) -âlem-i ahiret (531), öteki alem (556) -me’yus, ümitsiz (584) -umum, bütün (586) -kanat, cenah(589) -küreyvat-ı hamra, yuvarlak kırmızı mevcut (592) -lisaniyle, diliyle (592) -beden-i insani (593), insanların bedeni (594) -şuunat, işler (595) -zaptetmek, ele geçirmek(596) -semanın (603), göğün (603) -yüz, sima(606) -istiğna-yı mutlak var, hiçbir cihetle ihtiyaç yok (607) -ekl, kelam ve fikirdir, yani yemek, söylemek ve düşünmektir (608) -elinde, kabzasında (609) -gölgesi, zılali (611) -geniş, vüs’atli (508) -vahşî, hiç şehir görmemiş (508) -hâlidir, boştur (508) -hakir, küçük (508) -âkil-ün nebat, ot . . . . yerler (508) -âkil-üs-semek, balık. . . . . yerler (508) -nardan, ateşten (508) -nurdan, ışıktan (508) Demek Risale-i Nur kendi içinde küçük bir arapça-türkçe bir lugat sistemine sahip olup çok luzumlu kelimeleri öğretir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...