Block title
Block content

"İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. Arz sefinesi de, sür'atle giderken تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ âyetini okuyor..." devamıyla izahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir   apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.”

Dağdan kopup sel içine düşen bir cisim nasıl tekrar geri dönemezse, yahut yüksek bir apartmandan düşen kişi düşme sırasında nasıl tekrar eski yerine geri dönemese insan da annesinden kopup bu dünyaya geldiğinde artık zamanın akışına uyacak, ömrü varsa çocukluk, gençlik, ihtiyarlık devrelerinden geçip kabre ulaşacaktır. Bu yolculuğun hiçbir safhasında, geri dönüş söz konusu değildir.

“Arz sefinesi de, sür'atle giderken تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ âyetini okuyor.”

تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ Bulutlar gibi yürürler. Ayet-i Kerîmenin tamamının meali şöyledir:

“Sen dağları sabit zannedersin, halbuki onlar bulutlar gibi yürürler.”  Neml Sûresi, 88

Güneşin dönüp dünyanın sabit olduğuna inanılan bir dönemde,  bu ayet-i kerîme dünyanın döndüğüne sarahate yakın işaret ediyor.

“Sefine-i arz sür'atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzâtılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün.”

Arz sefinesinin sürati dünyanın kendi etrafındaki dönüş süratidir. Ve biz bu süratle yani  saatte 108.000 km. hızla kabre yakınlaşıyoruz.

Dünya bu süratle giderken insan elini gayr-i meşru bir lezzete uzattığında, elini manen parçalamış, kolunu kaybetmiş olur.

“Firâkın elemi, telâki lezzetinden ağırdır.”

Dünya lezzetlerinden ayrılmanın elemi,  onlara başlangıçta kavuşmakla alınan lezzetten çok daha fazladır. Bunun en açık örneğini, bir makamda bir süre görev yaptıktan sonra o görevden alınan kimselerde görüyoruz.

“Ey nefs-i emmârem! Sana tâbî değilim.”

Nefis,  emmaredir, yâni daima kötülüğü emreder. İnsan, nefsin değil de kalbin sözünü dinlemekle görevlidir. Zıt fikirli iki kişinin birlikte seyahat etmeleri gibi, nefisle yaptığımız bu seyahatte de o bize hep kötülükleri emrederken kalbimiz bizi onlardan men etmeye çalışacaktır. Biz kalbimizin emrine uymakta sebat gösterirsek, nefis bu yolculuğa uzun süre dayanamayacak, sonunda kalbe tabi olacak ve böylece başladığı terakki yolculuğunu sürdürerek tâ marziyle (Allah’ın kendisinde razı olduğu nefis) makamına kadar çıkacaktır.

Üstat hazretleri kendi nefsini muhatap alarak bizlere böyle yapmamızı tavsiye etmiş oluyor.

Bu ders bana, tarikat şeyhlerinden ve Nur hizmetine  candan dost olan Hacı Salih Efendiyi hatırlatıyor.  Rahmetli,  soğuk suyu çok severmiş ve dermiş ki,  “Nefsimle anlaşma yaptık. Ben onun soğuk su içmesine karışmayacağım, o da benim gece namazlarıma karışmayacak.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylû'l-Hubab | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1912 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...