İnsandaki kuvvet Allah´ın kudretinin bir tecellisi olduğuna göre ve Allah´ın kudretinde azlık çokluk olmadığına göre insanın kuvveti neden azdır? Açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bir şeyin sânii, o şeyin içinde olursa, aralarında tam bir münasebet lâzımdır.” Yani sanatkar sanatın içinde olursa, sanatkar aynı sanat gibi olması gerekir. Yani sanatın vasıfları ile vasıflanması iktiza eder. Sanat ile sanatkar eşit ve muadil olması gerekir. Sanat nasıl edilgen ve fiile konu ise, sanatkar da onun içinde bulunması hasebi ile aynı şekilde edilgen ve fiile konu olması gerekir.

Mesela, masayı yapan marangoz, masanın içinde kabul edilir ise, marangoz aynı masa gibi tahta cinsinden olması ve tahta gibi vasıflara haiz olması iktiza eder. Şayet Allah kainatın içinde kabul edilir ise, kainatın özellikleri ile boyanması gerekir. Mesela zaman ve mekan kayıtlarının onda da olması gerekir. Zeval ve ölümün ona da arız olması iktiza eder vs... Bu sebeple kata ve asla sanatkar sanatın içinde ve onun cinsinden olamaz. Onun içinde ve onun cinsinden olması demek, onun da sanat olması demektir.

İnsanın en büyük yanılgısı Allah’ı ve onun sonsuz sıfatlarını kendine ve türlerine kıyas etmesidir. Halbuki ne Allah ne de sıfatları mahlukattan ve mevcudattan hiçbir şeyle kıyas edilemez. Kıyas ancak aynı cins ve türler arasında olabilecek bir durumdur. Allah mahlukat ve mevcudattan münezzeh ve mukaddes olduğuna göre, bunlarla kıyası kabil değildir. İnsanların ekserisini tevhitten tecsime ve teşbihe (Allah’ı cisme benzetme) sürükleyen bu batıl ve yanlış kıstas ve kıyastır. “... Allah’ın misli gibi yoktur.”(Şura, 42/11) ayeti gereğince Allah’ı ari ve temiz düşünmek ve ona layık sıfatları isnat etmek gerekir. Yoksa -hafazenallah- şirk ve küfre düşme tehlikesi vardır.

Sanat sanatkarın her sıfat ve vasfını üstünde gösterecek diye bir kayıt yoktur. Mesela marangozun yaptığı bir masanın marangoz gibi görmek, konuşmak ve düşünmek özelliklerine sahip olması gerekmez. Masa sadece marangozun sanatını ve ustalığını sergilediği bir tecellidir. Yoksa, ustanın ve marangozun bizzat kendisi değil ki, ustanın asli vasıfları masada da tezahür etsin.

Bal arısı Allah’ın bir sanatıdır. Bu sanat üstünde Allah’ın bir çok ismi kendi hüküm ve manasını sergiler ve gösterir. Lakin bal arısında Allah’ın uluhiyet sıfatları bizzat bütün haşmet ve görkemi ile bulunması gerekmez. Mesela Allah’ın sonsuz ilim ve kudreti aynı ile o arıda görünmez ve bunu beklemek bir hastalıktır. Şayet Allah’ın her sanatında uluhiyet ciheti tam manası ile bizzat yerleşse idi, her sanatın bir İlah olması iktiza ederdi. Dağ taş tamamı ile -haşa- bir İlah gibi sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olmak iktiza ederdi ki, bu tam bir safsatadır.

Güneş bir damla suda tecelli ederken, bizzat gelip o damlanın içine girip yerleşmiyor; damlanın mahiyet ve kapasitesine göre onda tecelli ediyor. Teşbihte hata olmasın, Allah’da sanatında tecelli ederken, o sanatın mahiyet ve kapasitesine göre tecelli eder. Yoksa bizzat Zatı ve sıfatları ile gidip o sanatın içinde yerleşmez. Bu hal genelde insanların önemsiz ve basit gördüğü şeyler üstünde tecelli eden tevhidi görememelerini tasvir ediyor. Mesela, küçük bir sineğe baktığı zaman o sinek üstünde güneş ve yıldızların azametini göremediği için, sineği sebeplere ve tabiata vermeye meylediyor. Halbuki sineğin haşmeti ince sanatında ve hayatında gizlidir. Sinekte tecelli eden bir çok isim güneş ve yıldızda bulunmaz. Buralara dikkat etmeyen hastalıklı bakış, maalesef ret ve inkara sapıyor.

Özet olarak, Allah’ın kudreti kainata temas etmeden, onun içine girmeden, adeta emir komuta ile mübaşeretsiz tecelli eder. Allah’ın kudreti ile insanı yaratması, kudretin de insanın içine girmesini gerektirmiyor. Marangoz yüzlerce masa yapıyor, ama masaya marangozun kudret ve ilmi bizatihi girmiyor. Yani masa marangoz gibi insaniyet makamına çıkmıyor. Bunun gibi, Allah kainatı ilim ve kudreti ile yaratıyor, ama kainat ve içindekiler kudret ve ilmi irsiyet olarak devralamıyor ve alamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...