Block title
Block content

İnsanı dalâletlere sürükleyen cihetlerden biri de şudur ki: İsm-i Zahir ile ism-i Bâtın'ın hükümleri ayrı ayrı oluyor; bunları birbirine karıştırıp mercilerini kaybetmek mahzurludur.. Cümlesini devamıyla açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İnsanı dalâletlere sürükleyen cihetlerden biri de şudur ki: İsm-i Zahir ile ism-i Bâtın'ın hükümleri ayrı ayrı oluyor; bunları birbirine karıştırıp mercilerini kaybetmek mahzurludur."

"Kezâlik, kudretin levazımıyla hikmetin levâzımı bir değildir. Birisine ait levazımatı ötekisinden talep etmek hatadır.
"

Allah’ın herbir isim ve sıfatının, mana ve hükümleri birbirinden farklıdır. Mana ve hükmünün farklı olması, tecelli ve taallukun da farklı olmasını iktiza eder. Onun için bir ismin hüküm ve manasını başka bir isimden beklemek veya tecellisini istemek yanlış olur. Zahir ve Batın isimlerini de aynı şekilde değerlendirmemiz gerekir.

"Ve keza daire-i esbabın iktizasıyla daire-i itikad ve tevhidin iktizası bir değildir. Onu bundan istememeli."

İnsan, sebepler dairesinde iken itikat dairesi hükmederse, yani yersiz ve gereksiz bir şekilde tevekkül galip sebepler yok sayılırsa hata olur, cezası dünyevi sefalet ve fakirliktir. Bir insanın mahsul almak için ekip biçmesi gerekirken, yani kainata konulmuş sebepler kanununa uyması gerekirken tevekkül etmesi ve sebepleri terk etmesi aç kalmasına sebeptir. İtikat makamında ve dairesinde de eşyayı ve olayları sebeplere verirsek, yani mahsulü sebeplerden bilirsek şirke düşeriz ki, cezası ebedi cehennemdir. Bu iki dairenin hükümlerini birbirine karıştırmak hem dünyada hem de ahiret hayatında çok acıklı bir netice doğurur.

"Ve keza, kudretin taallûkatı ayrı, vücudun cilveleri veya sair sıfatın tecelliyâtı ayrıdır; birbirine iltibas edilmemeli. Meselâ, dünyada vücudun tedricîdir; berzahî aynalarda âni ve def'îdir. Çünkü, icadla tecellî arasında fark vardır."(1)

Allah’ın herbir isim ve sıfatının hüküm ve tecellileri farklı ve başkadır. Bundan dolayı bir isme bakarken, o ismin hüküm ve manası itibari ile bakmak gerekir. Yoksa Allah’ın ilim ve hikmet sıfatına, kudret gözlüğü ile bakılmaz. Zira kudret her şeyin ani ve defi olmasını gerektirirken ilim ve hikmet, tam tersine tedrici ve tekamüli olmasını iktiza eder. Bu yüzden her isim ve sıfatı kendi makamında değerlendirmek gerekiyor.

Mesela; kudret bir şeyi ani ve defi yaratır. Zamansız ve sebepsiz yaratmak; kudretin bir vasfıdır. Hakim ismi ise; sebep ve zamanla iş görmek ister. Hakim ismi, hikmet ve hünerlerini satmak ve tanıtmak ister, bu da başka nazarlara sergilemek ile olur. Başka nazarlar ise; ani ve defi bir yaratmadan, hiçbir şey anlayamayacağı için, sebeplerin ve zamanın devreye girmesini iktiza eder. Bu yüzden kainata hikmet nazarı ile bakarken, kudretin ani ve defi yaratmak tarzını aramak yanlış olur. Kudrete nazar ederken de Hakim isminin tecelli ve taalluku aranmaz. Bazılarının neden Allah şu meyveyi zamanlı ve sebepli yaratıyor, halbuki O bir şeye ol dese oluverir diye itirazına bir cevaptır bu bahis.

Allah’ın bir ismi mutlak tecelli etme kabiliyetinde iken, başka isimler o ismi kayıtlandırır; yoksa kainatta bir isim hüküm sürerken, diğer isimler atıl kalırdı, onun için Allah’ın bütün isim ve sıfatları koordine ve uyum içinde tecelli eder.

Mesela; Mümit ismi her canlıyı hükmü itibarı ile öldürmek iktiza ederken, Muhyi ismi onu takyit eder. Kudret sıfatı her şeyi sebepsiz ve zamansız, defi ve ani bir surette yaratma kabiliyetinde iken, Hakim ismi devreye girip sebep ve zamanı devreye sokuyor ki; her isim ve sıfat tecelli edip kendini izhar etsin. Bu sebepten bir ismi tefekkür ederken, başka isimleri de tefekkür edip hükümlerini ve manalarını ayırmak lazımdır; yoksa yanlış olur. Hatta eşyanın sadece oluşumuna dikkat kesilip, aradaki hikmetli süreci görmemek, insanı tabiat bataklığına sürükler. Zira sanatkarı zahir kılan hikmettir.

Bu manaya işaret için bir temsil verelim: Hünerleri ve mahareti çok olan bir usta, bir bina yaparak bütün hüner ve maharetini seyrettirmek ister. Bu usta binayı iki şekilde yapabilir. Biri defi ve ani, diğeri ise tedricidir. Yani yavaş yavaş ve tertip ve sıra ile yapmaktır.

Şayet eserini, yani; binasını halkın huzurunda defi ve ani bir şekilde inşa etse, kimse onun maharet ve hünerinden bir şey anlamaz. Hatta inkara bile gidebilirler. Ama yavaş yavaş, tertip ile eze eze yapsa, yani temelden tavana doğru tedrici bir yol izlese, herkes onun sanatını ve hünerini takdir ile tahsin eder. Ve maksat hasıl olmuş olur.

İşte Cenab-ı Hakk'ın iki şekilde yaratma tarzı vardır. Birisi; yoktan ve hiçten, ani ve defi yaratmasıdır. Diğeri ise; inşa ve tecelli suretinde tertip ve sebepler ile isim ve sıfatlarını talim ettirerek yapmasıdır.


İşte, dünyada daha çok inşa şeklindeki yaratması hükmediyor. Sebebi ise; talimdir. Esma ve sıfatlarını ve dolayısı ile kendini bize tanıtmaktır.

Burada defi ve ani derken, kısa bir süre anlamında kullanılmıştır. Yoksa göz açıp kapamak müddeti kast edilmemiştir. Defi ve ani olması hikmete zıttır. Ahirette hikmet değil, kudret hakim olacağı için her şey, ani ve birden olacaktır.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Katre'nin Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Katrenin Zeyli | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3566 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

abdulhak
Allah razı olsun sizlerden.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mahmud03nur
Mevzu ekseriyetle başka esmalarla pek güzel ifade ve izah edilmiş fakat bu konuda ism-i zahir ile ism-i batinin iltibasi nasil olur ve ne gibi tehlikeler arzedebilir? Bunu biraz daha açabilirseniz sevinirim
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Batın ismi, bir şeyin iç yüzünde çalışır ve tecelli şekli ona göredir. Zahir ismi ise, bir şeyin dış yüzünde çalışır ve tecelli şekli ona göredir. Mesela, arabanın kaportası olmasa iç aksamı gözükse, araba insana itici ve ürkütücü gelir. Bu yüzden araba üreticileri arabaya şık ve estetik bir kaporta giydirirler.

Aynı hikmet insan içinde geçerlidir; şayet Zahir ismi insana güzel ve estetik bir cilt giydirmeyip Batın isminin çalıştırdığı iç organları açıkça göstermiş olsa idi, insanların birbirine bakması ve beraber yaşaması düşünülemezdi. Her isim kendi tecelli alanında güzeldir ve ona göre düşünülmeli ve ona göre yargılanmalıdır. Diğer isimlerde de benzer manalar hükmediyor.

Basit bir misâl olarak şunları verebiliriz:

1- Hidâyet için; İsm-i Zâhir, Peygamber'leri ve dinleri ister. İsm-i Bâtın ise, hidâyetin hakikatini ve tensibini Allah’a verir.

2- İsm-i Zâhir'in icâbı olarak, ticarethâneler açılır. İsm-i Bâtının hakikati ise rızkı Allah’tan beklemektir.

3- Bir hasta, İsm-i Zâhir icâbı doktora gitmeli ve ilaçları kullanmalıdır. İsm-i Bâtın icâbı olarak da, şifayı Allah’tan beklemelidir.

4- Dünya ve imtihan şartlarında esas olan İsm-i Zâhirin ilcâatıdır. Bu ilcâatın itikât ve inanç boyutu ise, İsm-i bâtının hakikatini icâp ettirmektedir.

Misalleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Bu iki ismin hakikati, dünyada ve ukbâ da mâ hiyeti itibariyle farklı ve çeşitli şekilde tahakkuk ediyor ve edecektir. Önemli olan iki ismin tezâhür ve icâbını bir birine karıştırmadan, idrâk ederek bizlere terettüp edeni yapmaktır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...