“İnsanın cihâzât cihetiyle zenginliği şu sırdandır…” Akıl ve fikir sebebi ile latîfelerin ve hâsselerin inbisat ve inkişaflarına misâller verebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dersin devamında, insanın temel vazifeleri sayılırken bunlardan birinin de “acz ve fakr ve kusurunu ubûdiyet sûretinde ilân etmek” olduğu ifade ediliyor.

Bir başka risalede ise, insanın ubûdiyet tarıkiyle makam-ı mahbubiyete kadar çıkabileceğinden bahsedilir. İnsanın ahsen-i takvimde yaratılmış olmasının esası bu üç temel hususiyettir.

İnsan her şeye muhtaç yaratıldığı için o şeylerin her birine karşı ruhuna bir istek, bir iştiyak konulmuştur. Bunları düşünmesi ve elde etmeye çalışması için de kendisine akıl ihsan edilmiştir. Bu büyük sermaye ile insanın duyguları inbisat etmiştir. Yani, bu duygular sadece hayatın devamı ve rızıklanmak gibi bir iki gayeye münhasır kalmamış, aynı duygularda hayatın idamesi yanında tefekkür, hayret, muhabbet gibi binlerle vazife de yüklenilmiştir.

Meselâ, bu duygulardan birisi görme duygusudur. Hayvanlarda bu duygu sadece yolunu görmeye ve rızkını bulmaya hizmet ederken insanda, akıl ve fikir sebebiyle bu duygu çok inkişaf etmiş ve Altıncı Söz’de beyan edildiği gibi “rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı” olma şerefine erişmiştir.

Diğer taraftan, şefkat hissi hayvanlarda çok mahduttur. Bir hayvan sadece yavrusuna, belli bir dönemde şefkat eder. Yavru büyüdüğünde şefkati de kesilir. İnsanın şefkati ise hem devamlıdır, hem de çok geniş bir sahayı ihata eder. Dünyanın diğer ucundaki mazlumlara acır, şefkat eder, hallerine üzülür.

İnsanın latîfelerinin inbisat etmesinin bir vechesi de şudur:

Diğer canlıların yaptıkları işler sınırlı, insanınki ise bir cihetle sınırsızdır. Mesnevî-i Nuriye'de geçen şu cümle bunun en güzel ifadesidir:

“Öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor.”

İnsanın, duygularını her şeye tevcih ettirebilmesiyle bu duygular inbisat etmiş oluyor. Bu tevcih hayır ve güzellik dairesinde tahakkuk ederse, söz konusu inbisattan inkişaf doğar. İnsan, yaptığı her hayırlı işten, seyrettiği her ibretli manzaradan, düşündüğü her güzel tablodan ayrı bir feyiz alır ve manen terakki eder.

Bu cümle aynı zamanda, metinde geçen “fıtratın câmiiyeti sebebiyle, pek çok makasıda müteveccih arzulara medar olmuş” ifadesinin de bir tefsiridir. İnsanın fıtratında, akıl ve kalbden, hafızaya, vicdana, his dünyasına kadar pek çok latîfe mevcuttur. Bunların her birisi insan için bir nimet, bir esmâ tecellisi ve bir imtihan vesilesidir.

Üstad Hazretleri İnsan Penceresi’nin son kısmında şöyle buyurur:

"Hayatta hissiyat sûretinde kaynayan memzuç nakışlar, pek çok esmâ ve şuûnât-ı zâtiyeye işaret eder...”

Her eser ve her fiil Allah’ın esmâsına âyine olduğuna göre, insandaki bu binlerce hissiyat, insanda sair varlıklara göre daha fazla esmânın tecelli etmesine yardım etmekte, bu ise insan için ayrı bir rahmet, ayrı bir kemâl olmaktadır. Bilindiği gibi, bir varlığın kıymeti onda tecelli eden İlâhî isimlerin çokluğuyla ve tecelli derecesiyle ölçülür. İnsan bütün esmâya mazhar olduğu için bütün mevcudattan üstündür ve Peygamber Efendimiz (asm) de bütün esmâya âzamî derecede mazhar olmakla diğer peygamberlerden ve bütün kâmil insanlardan daha üstündür.

İnsandaki hisler yerinde kullanıldığında her birisiyle ayrı bir sevap kazanılır ve ayrı bir kemâle ulaşılır. Yirmi Dördüncü Söz’de geçen, “Esmâ-i Hüsnânın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmaya çalış.” cümlesi bu dersi vermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

İnsanın cihazat letaifi hissiyat aletleri arasında tam ayırım yapılabilir mi külliyatta Nasıl bir tasnif yapılmış izah edermisiniz 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...