Block title
Block content

İnsanın dünyadaki varlığı akıl, kalp, vicdan, şuur, irade, idrak, nefis, his, heves, ruh, hayat, letaif, dimağ, ene vb. maddi manevi latifeler ile olduğunu söylüyor Bediüzzaman; bunları sınıflandırmak mümkün müdür?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ruh insanın manevi temeli iken ceset ve beden de maddi temelidir. Diğer bütün cihazlar bu iki temel üstünde şekillenirler. İnsandaki latif, hissiyat ve duygular ruh temelinde şekillenirken, kesif ve maddi cihazlar ise ceset temelinde şekillenirler.

Ruh: İnsan mahiyetinin aslı ve esası ruhtur. Ruh bütün hasse ve duyguların efendisi ve yaşam kaynağıdır. Ceset ise ruh ile kaim olup ruha tabidir. Ruhsuz ceset olamaz, ama cesetsiz ruh olabilir. Kabir aleminde de  haşire kadar, yani cesetlerin tekrar iade edilme anına kadar ruh esaslı bir hayat vardır. Ruh basittir, bölünmez, parçalanmaz, eskimez, pörsümez, ölmez, dağılmaz, yaşlanmaz; ceset ise, sayılan vasıfların tam aksidir.

Hayat ve şuur (akıl) ruhun bir hassesi ve vasfıdır. Ceset olmasa da ruhun hayat ve şuuru devam eder. Yani insan ruhu hem görür, hem işitir, hem konuşur, hem düşünür, hem hisseder hem hatırlar, hem lezzet ve elemi hisseder. Hatta insan bedeni öldükten sonra ruha münasip, ruh ayarında, bir latif kılıf giydirilir, ruh bütünü ile çıplak kalmaz. Bu latif kılıf ise cesedin timsalindedir, yani her insanın sima kimliği bu misali bedene akseder. Esası itibari ile ruh cesede değil ceset ruha muhtaçtır.

Kalp: İnsan mahiyetinin merkezinde yerleşmiş karar verme veya vermeme vazifesini gören akıl ve vicdan gibi kanallar ile beslenen bir latifedir. Akıl dış alemden gelen verileri kalbe gönderir.

Vicdan ise, insanın fıtratına derç edilmiş doğuştan gelen hakikat miyarıdır. Vicdan, bir nevi insanın iç aleminin mizanlarını kalbe gönderen bir iç kanaldır. Bu iki kanaldan gelen veriler ve malumatlar kalp denilen latifede depolanır ve kalp bu verilere göre gelişir ve şekillenir. Kalp hayatta yolunu bu veriler ışığında seçer ve ona göre yaşar. Bu yüzden kalp insan mahiyetinin en önemli merkezi en yön verici karar mekanizmasıdır. Üstat bu manayı şöyle özetliyor:

"İhtar: Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır. Binaenaleyh, o lâtife-i Rabbaniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki, o lâtife-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir."(1)

Akıl: Doğru ile yanlışı, hak ile batılı, güzel ile çirkini, tefrik ve temyiz edip aralarında mukayese yaptıktan sonra da bilgileri kalbe pompalayan bir latifedir. Akıl insan mahiyetinin en önemli ikinci cihazı ve mükellef olmanın zaruri bir aracıdır. Akıl tek başına doğruya ve hakka ulaşma salahiyetine sahip değildir vahiy ve peygamber vasıtasına muhtaç olarak yaratılmıştır. Bu yüzden Allah insanları vahiysiz ve nebisiz bırakmamıştır. Akıl, vahyin terbiyesi ve nuru altında şu kainatın manalar alemine açılan mükemmel bir menfezi ve bir latifesidir.

Nefis: İnsan mahiyetinde maddi, cismani ve hayvani yönü temsil eden ve nurani ve latif duyguların terakki ve tekemmülünde rakip olan bir cihazdır. Nefis, insan bedeninin nebati ve hayvani hislerinin genel adıdır. Kesif ve cismani olduğu için Allah’ın isim ve sıfatlarının tamamının anlaşılmasında önemli bir miyardır.

İnsanın kesif olan nefsi, ıslah ve terbiye ile nurani ve latif bir surete çevrilebilir. Şehvet ve öfke, nefis kapsamında en önemli iki hissiyattır. Ceset ile nefis birbirine çok yakın şeyler olduğu için ayrıca izaha gerek yoktur. Şu kadar var ki, ruhta nurani ve latif olarak yaratılan bütün hasse ve duyguların cesette de maddi ve cismani bir karşılığı ve azası vardır. Mesela ruhta akıl ve şuurun cesetteki karşılığı beyindir. Ruhun işitme vasfı cesette kulak olarak yaratılmıştır; ruhun görmesi cesette göz organı ile sağlanıyor. Tabiri caiz ise, cesetteki bütün aza ve organlar ruhtaki hasse ve duyguların bir çıkıntısı ve yansımasıdır. Bu yüzden ruh ile anlaşılmayan cismani hakikatler ruhun aracı olan beden ile anlaşılır. Yani ruh bizzat hissedemediği cismani ve kesif şeyleri ceset ve beden aracılığı ile hissediyor. Bu yüzden ceset ve azaları yaratılıp ruha giydirilmiştir.

Vicdan, insanın fıtratına derç edilmiş ve doğuştan gelen hakikatlerin bir miyarıdır. Vicdan  bir nevi, insanın iç aleminin mizanlarını kalbe gönderen bir iç kanaldır. Bu iki kanaldan gelen veriler ve malumatlar kalp denilen latifede depolanır ve kalp bu verilere göre gelişir ve şekillenir.

Vicdan, hak ve hakikatlerin hissedilmesini sağlayan ve insana ihtar eden bir mekanizmadır. Vicdan, manevi alemlerin esası ve haritası konumundadır. Hakikatlerin uçlarının temerküz ettiği cami bir aynadır. Hem ahlaki değerlerin hem de doğruluğun ana üssü gibidir. İnsanın başka duyuları yanılsa bile vicdan yanılmaz.

Her insanın vicdanında bir inanma ihtiyacının olması insanı tevhide sevk eden en önemli iç dinamiklerden birisidir. Yani insanın bir şeye inanma ihtiyacı vicdandan gelen bir duygudur ki, çok insanlar bu duygunun rehberliğinde hakkı bulmuştur.

Afaki alemler nasıl tevhide birer levha, birer işaret ise, insanın enfüsi alemi, yani vicdan, kalp, ruh, fıtrat gibi ahvaller de aynı şekilde tevhide enfüsi birer levha birer işarettirler. Afakta yazılmış bütün hakikateler insanın enfüsisinde, yani fıtrat ve vicdanında daha okunaklı ve daha beliğ bir şekilde yazılmıştır. İnsan bu yazıları iman penceresi ile okusa, tevhide dair sayısız işaretleri bulur.

(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...