Block title
Block content

"İnsanın en lâtif ve şirin bir seciyesi olan şefkat, eğer sırr-ı tevhid onun yardımına yetişmezse, öyle müthiş bir hırkat, bir firkat, bir rikkat, bir musibet olur ki, insanı en bedbaht bir dereceye indirir." açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın hissiyatları rehbersiz kalırsa, neye üzüleceğini neye sevineceğini bilemez. Mesela ölüm insan hisleri açısından çok dramatik ve azaplı bir olaydır. Şayet ölümün hakikati bilinirse, yani bir yokluk ve hiçlik değil de ebedi hayatın bir başlangıcı ve girişi olduğu bilinirse, insanın hisleri bu marifet ve bilginin ışığında ve rehberliğinde azap ve acıdan kurtulur. Rahat bir nefes alır. Burada insanın hislerinin ateşini söndüren şey, ahiret inancı ve beka alemidir. 

Aynı şekilde insanın aleminde ve kalbinde, Allah’ın marifeti ve tevhidin nuru kemali ile bulunursa, insan mahiyetinde önemli bir yer tutan şefkat duygusu, bu marifet ve tevhit ışığında ve rehberinde olur olmaz şeylerde şefkatin şiddetli hissiyatı ile üzülmez, kederlenmez.

Mesela evladı gözü önünde parçalanan bir annede iman ve marifet yoksa, bu hadise anneyi şefkat noktasında perişan eder. Şefkat ona adeta bir azap ve elem kaynağı haline gelir. Ama marifet ve iman kemali ile kalbinde hakimse, o hadisenin ateşi binden bire düşer. Bilir ki o yavruyu kendinden daha iyi düşünen ve bilen bir Allah var ki, ondan daha şefkatli ve ondan daha iyi bir hamidir. Öyle ise bu hadise de bir hikmet var, deyip Allah’ın hikmet ve şefkatine teslim olur, şefkatin menfi ateşini söndürür.

"Hem meselâ: İnsanın en lâtif ve şirin bir seciyesi olan şefkat, eğer sırr-ı tevhid onun yardımına yetişmezse, öyle müthiş bir hırkat, bir firkat, bir rikkat, bir musibet olur ki, insanı en bedbaht bir dereceye indirir. Tek bir güzel yavrusunu ebedî kaybeden bir gafil valide, bu hırkati tam hisseder."(1)

Annenin yavrusuna olan şefkati çok derin ve şiddetlidir; lüzum olsa yavrusu için canını hiç çekinmeden verebilir. Bırak yavrusunun ölmesini yavrusunun ayağına diken batsa yüreği acır, şefkati onu paramparça eder. Bu şefkat duygusu şayet iman ve tevhit ile terbiye edilmez ise, insana çok büyük acılar ve travmalar yaşatır.

Mesela, bir annenin gözü önünde yavrusuna bir araba çarpıp onu parçalasa, sonra tabiatçı bir kafir gelip o anneye "Senin yavrun yok olup gitti, bir daha onu asla göremeyeceksin ve onu bağrına basıp koklayamayacaksın." diye telkinde bulunsa, anne o şefkatin verdiği acı ile bin parçaya bölünür, kahr ile yeksan olur. O annenin kalbi acısını hiçbir felsefi doktrin hiçbir tabiatçı fikir teselli edemez.  

Sonra manevi bir hekim Hızır gibi gelip o anneye "Merak etme, senin yavrun daha güzel bir aleme geçip orada kuş tüyü yataklarda yatıp, en güzel kreşlerde mükemmel bir nimete kavuştu; üstelik kuşlar gibi cennet bahçelerinde uçuyor ve senin ona kavuşmanı dört gözle bekliyor." diye imanı ve tevhidi bakışı telkin etse, annenin o kalbi acısı binden bire düşer ve müthiş bir oh çeker. Hatta o hekim kemali şefkatinden annesine kuvvet-i velayeti ile (Rüya da olabilir) bir iki dakikalığına o çocuğunun mutlu haletini ona seyrettirir.

Yokluk ve hiçlik telkininden sonra şu müjdeli haber, gerçekten iman ile küfür arasındaki o muazzam farkı gösteriyor. Şefkat, tevhit ile terbiye edilmez ise, insanın başına nimet iken nikmet oluveriyor. Küfür yürek yakan kızıl bir ateş iken, iman elem acısını gideren soğuk ve tatlı bir su gibidir.

Allah’a olan marifet ve tevhitte olan derinlik artıkça, hadiselerin tazyik ve baskısı da o nispetle azalır ve hafifler. Bu cümlelerde ana mesaj bu manadır.

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam, Üçüncü Meyve.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Makam, Üçüncü Meyve | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2900 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...