İnsanın fiili duası yeterli olmazsa, kavli duasının önemi pek yoktur diyebilir miyiz? Ayrıca insan âciz yaratıldığı için, duanın meydana gelme şartlarının hepsini sağlayamıyor. Sonuca razı olup "Hakkımda hayırlısı buymuş." demek ne kadar doğrudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan bir fiili ve ameli gerçekleştirme noktasında gayet zayıf ve aciz bir varlıktır, elinden hiçbir şey gelmez. İnsanın tek sermayesi, cüzi iradesidir. Bu irade de yaratma ve fiilleri gerçekleştirme husussunda mutlak acizlik içindedir. Bu yönde tasarrufu çok az ve dardır. İnsanın böyle bir mahiyette yaratılmasının hikmeti Allah’ın isim ve sıfatlarına mazhar ve makes olabilmesi içindir. İnsan nihayetsiz acizlik hissi ile aciz olmayan sonsuz kudret sahibi bir Zatı tanır ve bilir, nihayetsiz şeylere muhtaç olması ile her şeyde muhtaç olmayan sonsuz zenginlik sahibi Zata intikal eder.

İnsan, fiile konu ve mahal olmak, dua ve istemek noktasında ise kainatı kuşatacak kadar geniş ve kapsamlı yaratılmıştır. İnsandaki nihayetsiz acizlik ve zayıflık damarı insanı nihayetsiz kudret ve zenginliğe bağlar. Ve o ihtiyaç ve istemek duygusu ile, o ihtiyaç ve istemesine mukabele edecek Zata intikal eder. İşte insan Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerine ayna ve mahal olmak noktasında kainat kadar geniş, mahlukatın umumu kadar donanımlıdır. İnsan ekmeğe muhtaç olduğu gibi, ekmeğin oluşmasında çalışan güneşe ve yıldızlara da muhtaçtır. Yani insan bütün kainata muhtaç ve bağımlı olarak yaratılmıştır. Bunun sebebi ise, insan her şeyde Allah’ın varlığını ve birliğini hissedip, o muhtaçlık vasıtası ile Allah’ı bulsun ve tanısın, sonra da ona arz-ı kulluk etsin.

İnsan, fıtratının bu geniş ve kuşatıcı donatımı sayesinde Allah’ın her bir ismini ayrı ayrı tanıyıp tartabiliyor. Ve ona külli bir muhatap haline gelir. Kainat onun önüne serilmiş bir sofra hükmüne geçiyor. Ve insan Allah’ın sonsuz kerem ve şefkatine tam manası ile bir konu ve misafir oluyor. İnsanın her bir duygusu kainat sofrasına istifade için açılan bir pencere gibidir. Akıl, hayal gibi madde ile kayıtlı olmayan duyguların istifade alanı alabildiğine geniştir. Göz, gördüğü alan kadar istifade ederken, akıl ve hayal daha geniş ve daha ihatalı istifade ediyor.

Fiili dua, Allah’ın kainatta koymuş olduğu sebeplere müracaat etmektir. Mesela, çocuk sahibi olmak için evlenmek fiili bir duadır. Zengin olmak için çalışmak fiili bir duadır. Topraktan mahsul almak için tarlayı sürmek, sulamak, tohumlamak, ekip biçmek fiili bir duadır... Şartları ve sebepleri yerine getirilir ise, fiili dua da ekseri olarak makbuldür.

Yalnız bu duayı yapmakla netice yüzde yüz gelmiyor. Bazen sebepleri eksiksiz yerine getiririz ve netice hasıl olmayabilir. Bu da kavli duaya bir yer açmak içindir. Şayet netice yüzde yüz sebeplere bakmış olsa idi, yukarıda izah ettiğimiz kulluk vazifesi tamam olamazdı. Çiftçi tarlayı sürmek, sulamak, tohumlamak, ekip biçmekle neticeyi alır, yağmur için dua etmek aklına gelmezdi. Bu yüzden hem sebepleri hem de netice için duayı ihmal edemeyiz. Çocuk sahibi olmak için evlenmek şarttır, ama kafi bir şart değildir. Evleniriz, ama çocuk olmayabilir. Bunun için kavli dua da gerekir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...