Block title
Block content

"İnsanın fıtraten yalana yalan demesi"ni biraz açar mısınız? Üstadımız mana olarak, "günümüzde yalan ile doğruluğu aynı marketten ve raftan almak normal bir işlem haline gelmiş" diyor; somut örneklerle açıklayabilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Çünkü, fıtrat-ı beşeriyede, yalana yalan demek bir meyl-i arzusu vardır. Sahabeler ise, sıdk ve doğruluk için, can ve mal ve peder ve validelerini ve kavim ve kabilelerini feda edip, sıdk ve hak için fedai oldukları halde, hem 'Benden bilerek yalan birşey haber veren, Cehennem ateşinden yerini hazırlasın.' meâlindeki hadîs-i şerifin tehdidine karşı, yalana mukàbil sükût etmeleri mümkün değildir."(1)

Aslı konu sahabeler bahsinde geçiyor, o yüzden biraz orasıylada bağlantılı düşünmekte fayda olacaktır. Asr-ı saadet ile son asır arasında geçen zaman, insan ve medeniyetler açısında çok farklılaşma getirmiştir. Modernlik dediğimiz ahir zamanın bir nevi ''GÜNDEM'' maddeleri de değişmitir. Fakat peygamberlerin etkisi ve insanliğın ortak çabası ile bazı değerler, din ırk farketmeksizin aynı kalmıştır.

Örneğin, küçük bir çoçuğu düşünelim, dini eğitim almamış olsa dahi, basit soruya doğru cevap verecektir; çünkü "vicdan" denilen karakter onda hükmetmektedir. Yani fıtrat-ı insaniye yaratılış bakımından temiz olduğundan dolayı, kainata muvafık olarak "doğruya doğru, yanlışa ise yanlış" deme temayülündedir.

"Birincisi: Fıtrat yalan söylemez. Meselâ, Bir çekirdekteki meyelân-ı nümüvv der ki: 'Sümbülleneceğim, meyve vereceğim.' Doğru söyler. Meselâ, yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: 'Piliç olacağım.' Biiznillâh olur. Doğru söyler. Meselâ, bir avuç su incimad ile meyelân-ı inbisatı der: 'Fazla yer tutacağım.' Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu, demiri parçalar. İşte şu meyelânlar, irade-i İlâhiyeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellîleridir, cilveleridir."(2)

Bahsi geçen yerde meseleyi kainat canibinden de izah etmektedir aslında. Bir incir tohumunun kayısı verdiği, bir aslanın kuzu doğurduğu, elma ağacının nar verdiği görülmemiştir.

''... Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifâkın birinci alâmetidir. Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrip eden, kizbdir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvâlini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan, kizbdir...''(3) 

Demek ki, kainatta varolan hiçbir kanun ve mevcud fıtratının aksini göstermemiştir. Buradan anlıyoruz ki yalan fıtri bir meseledir ve kainatta ise, esaslı bir şekilde asarlarıyla ceryan eden sıdk ve doğruluktur. Fakat ilgili bahiste geçtiği gibi,

''Halbuki, şu zamanda, kizb ve sıdkın ortasındaki mesafe o kadar kısalmış ki, adeta omuz omuza vermişler. Sıdktan yalana geçmek, pek kolay gidiliyor. Hattâ, siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık, doğruluğa tercih ediliyor. İşte, en çirkin şey, en güzel şeylerle beraber bir dükkânda, bir fiyatla satılsa, elbette pek âli olan ve hakikat cevherine giden sıdk ve hak pırlantası, o dükkâncının marifetine ve sözüne itimad edip körü körüne alınmaz."(4)

Bu bahiste, "bu alem çarşısında üç şeyin revaçta olup imanın taravetini bozduğu"ndan bahsetmektedir.

"Nasıl ki, çarşıda, mevsimlere göre birer metâ mergub oluyor, vakit be vakit birer mal revaç buluyor. Öyle de âlem meşherinde, içtimaiyât-ı insaniye ve medeniyet-i beşeriye çarşısında, her asırda birer metâ mergub olup revaç buluyor. Sûkunda, yani çarşısında teşhir ediliyor, rağbetler ona celb oluyor, nazarlar ona teveccüh ediyor, fikirler ona müncezib oluyor. Meselâ, şu zamanda siyaset metâı ve hayat-ı dünyeviyenin temini ve felsefenin revaçları gibi...''(5)

Asr-ı saadette, sıdk, bir güneş gibi tüm cenahlarıyla İslamiyet'in içinden Kur'an vasıtasıyla insanlara akıyordu. Küfür bir nevi yalan gibi tüm bozuk huyların madeni ve menşeiydi. Fakat şu zamanda bir kafirin ruh çarşısında sıdk ve kizb nasıl bulunuyorsa, bir Müslümanın da ruhunda malesef kizb imanla yanyana durabilmekte, küfrün mahiyeti siyahlıktan gri rengini almaktadır. Yani tam olarak küfür iman ayrımı belirginleşmemiş olduğundan, bir insan kolayca yalana girebilmektedir.

Bir siyasetci, dünyevi nazarı ve makam hırsıyla, Müslüman olduğu halde yalan söyleyebilmekte; aynı şekilde bir kafir hayatı boyunca dürüst tavırlar sergileyebilmektedir. Bu mana bir insan ruhunda omuz omuza geldiği gibi, bir akımda ya da hizmet tarikinde veyahut belli zaman diliminde görülebiliyor. Yani bu zamanda sıdkın parlaklığı kafirin, yalanın siyahlığı da müminin yanında bazen bulunduğu için, "omuz omuza" ifadesi kullanılmış olabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Sekizinci İşaret

(2) bk. Mesnevi-i Nuriye, Nokta.

(3) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 9 ve 10. Ayetlerin Tefsiri.

(4) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz.

(5) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sekizinci İşaret | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2421 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

karolin
Sahabeler sıdk için aile,can ve malını feda etmişler.Acaba Sahabe (r.a) :"Anam babam feda olsun ya Rasulellah" derken;burada fedai olmak;Peygamberimiz doğru ve sıdkına mı fedai olmuşlar.Başka sebebi yok mu?Yada bu mana doğru mu?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Sahabenin sadakati Peygamber Efendimizin hakkaniyetine ve doğruluğuna inandıkları içindir. Yoksa körü körüne bir sadakat değildir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...