Block title
Block content

" İnsanın hilkatinden maksat bu gibi şeyler olduğu halde, kısm-ı ekserisi perde olurlar, sedd olurlar. Vazifesi fetih ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşir iken söndürüyor." ifadelerini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsanın hilkatinden maksat, mahfî hazine-i İlâhiyeyi keşifle göstermek ve Kadîr-i Ezelîye bir burhan, bir delil, bir mâkes-i nurânî olmakla cemal-i ezelînin tecellîsi için şeffaf bir mir'at, bir ayna olmaktır. Hakikaten, semâvat, arz ve cibâlin hamlinden âciz kaldıkları emâneti insan haml ettiği cihetle cilâlanmış, cilvelenmiş bir şekle girmiştir. Çünkü, o emânetin mazmunlarından biri de, insanın sıfât-ı İlâhiyeyi fehmetmek için bir vâhid-i kıyasî vazifesini görmektir. İnsanın hilkatinden maksat bu gibi şeyler olduğu halde, kısm-ı ekserîsi perde olurlar, sed olurlar. Vazifesi fetih ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşir iken söndürüyor. Allah'ı tevhid etmek yerine şirk yapıyor. Ve keza, nur-u imanla Allah'a bakıp mülkü ona teslim etmekle îtikaden mükellef iken, ene rasadıyla halka bakarak Allah'ın mülkünü onlara taksim ediyor."(1) 

Allah, insanın fıtrat ve mahiyetini kendi isim ve sıfatlarını tartıp tanıyacak bir kıvamda yaratmışken, insanlar bu fıtratı değiştirip başka mecralara sevk ediyorlar. İşte bu değiştirme işlemini Üstad Hazretleri "perde oluyorlar" tabiri ile ifade ediyor.

İnsan kendi fıtrat ve mahiyet aynasında Allah’ın isimlerini yansıtıp ilan etmesi gerekirken, bunu yapmıyor. Mesela işlerinde adil olup Allah’ın Adl ismini ilan etmesi gerekirken, zulme tevessül edip bu ismin önünde siyah bir perde oluyor.

Yine insandaki görme, işitme, hissetme, kuvvet gibi şeyler hakikidir, ama Allah’ın isim ve sıfatlarının birer tecellileridir. Bizim bunları farazi ve hayali bir surette sahiplenmemiz ise Allah’ın sonsuz sıfatlarını kıyas ile idrak etmek içindir. Yoksa insan bu cüzi hakiki fiiller noktasından da tam bir teslimiyet ve cebir içindedir. Yani bunlara hakiki anlamda sahip ve malik değildir. İnsanın buradaki tek sorumluluğu Allah’ın sonsuz sıfatlarını kavramak için farazi bir temellük yapmasıdır. Şayet bu temellük, yani sahiplenme olayı felsefenin tesiri ile hakiki bir surete dönerse, yani kul kendini gerçek malik sayarsa, işte mesuliyet orada başlar.

İnsan ince bir çizginin üstünde; sağa kayarsa hakka gider, sola kayarsa batıla sapar.

İnsan, felsefeden aldığı var olma dersi ile farazi ve hayali olan benlik hissine vücut rengi verirse, firavun olmaya kadar giderken, aynı farazi ve hayali benliğini Allah’ın isim ve sıfatlarında kullanırsa, bu kez de salih ve aziz bir kul olur. İnsandaki iman ve hidayet artıkça ene denilen sahiplenme duygusu incelir, altında Allah’ın isim ve sıfatları tebarüz etmeye başlar.

Aynı ene küfür ya da gafletten gelen ülfet perdesi ile kalınlaşır, altında hakiki anlamda iş gören ve işleyen isimler görünmemeye başlar ve insan kendini kendine malik zannetmeye başlar ve sonunda da müstakil bir İlah olduğu vehmine kapılır.

Nasıl afaki alem olan kainattaki tabiata materyalistler ilah diyorlarsa, aynı şekilde enfüsi alem olan eneye de materyalistler ilah diyorlar. Yani tabiat onların nazarında makro İlah iken, benlik ve ene de mikro İlah oluyor. Tabiatı küçültsen ene olur, eneyi büyültsen tabiat olur, hükmü buna bakıyor.

 “Vazifesi fetih ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşir iken söndürüyor.”cümlesi bu sapmalara ve perdelemelere işaret ediyor.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Zerre

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

karolin
"Şeffaf bir mir'at" ne demektir?Ayna zaten şeffaf olmaz mı?Şeffaf kelimesinin burada kattığı mana nedir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Şeffaf ifadesi aynanın parlaklığını vurgulayan bir ön tabir olarak değerlendirilebilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...