Block title
Block content

"İnsanın kıymeti, o san’at-ı Rabbâniyeye göre olur; ve âyine-i Samedâniye itibarıyladır." İzah eder misiniz; bizler maddi sanattan ziyade manevi sanata mı odaklanmalıyız? "Risaleleri neden çok okuyorsunuz?" diye sorulduğunda nasıl cevap verebiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"... İnsanın kıymeti, o san’at-ı Rabbâniyeye göre olur; ve âyine-i Samedâniye itibarıyladır. O halde, şu ehemmiyetsiz olan insan, şu itibarla bütün mahlûkat üstünde bir muhatab-ı İlâhî ve Cennete lâyık bir misafir-i Rabbânî olur."(1)

İnsan yaratılış bakımından Allah’ın isim ve sıfatlarına kusursuz ve mükemmel bir aynadır. Samedani ifadesi insanın kusursuz ve mükemmel bir ayna olma yönüne işaret ediyor.

İnsanın en büyük kemali Allah’ın isim ve sıfatlarına mazhar olabilme noktasıdır. İnsan bu noktada yani İlahi isim ve sıfatlara ayna olma konusunda bütün mahlukatın fevkindedir.

Allah’ın isim ve sıfatları insanda üç şekilde tecelli ederler.  

Birisi ene gibi mevhum ve itibari duyguların mukayesesi şeklindedir. İnsana verilen  cüzi ilim, irade, kudret, mülk gibi şeylere insanda ki ene duygusu farazi ve mevhum bir şekilde sahiplenir. Bu sahiplenme sayesinde ilim, irade, kudret, mülk gibi şeylerin farkına varır ve mahiyetini hisseder.

Hiç ilmi ve mülkü olmayan birisi, ilim ve mülk sahibi olmanın ne demek olduğunu idrak edemez. Bu yüzden Allah insana ene denilen bir sahiplenme duygusu vererek ilim, irade , kudret, mülk gibi şeylerin mahiyetini kavrattırıyor; onların bir pırıltısını farazi olarak insanın uhdesine koyarak insanın alemine bir pencere açıyor.

Mesela, insan sahip olduğu cüzi ilim ile der "Ben şu kadar ilmim ile şu kadar şeyi bilebiliyorum, Allah ise külli ilmi ile her şeyi bilir. Ben cüzi kudretim ile şu evi yaptım, Allah sonsuz kudreti ile kainatı inşa ediyor..." Bunu sadece yedi sıfata müncer yapmak doğru olmaz, Allah her sıfatı için mevhum ve itibari bir hissiyatçığı insanın mahiyetine yerleştirmiş. Bu hissiyatçıklar aynı zamanda Allah’ın şuunatını da rasat ediyor.

Mesela, insanın keyif duygusu Allah’ın münezzeh keyif almasına bir rasattır denilebilir. Kısacası insandaki sayısız farazi benlik hatları ilahi isim, sıfat ve şuunata açılan birer menfezler gibidir. İnsan bu menfezler ile Allah’ı tanır.  

İkincisi, insan fıtratına yerleştirilen zıtların aynedarlığı şeklindedir. Mesela, insanın fıtratındaki nihayetsiz acizlik nihayetsiz kudrete dayanmak ihtiyacı ile sonsuz kudreti idrak eder, nihayetsiz fakirlik ile nihayetsiz zengin olan Allah’a ulaşır; aciz, zayıf ve kusurlu nefsi ile aciz, zayıf ve kusurlu olmayan Allah’a intikal eder vesaire.

Üçüncüsü, Allah’ın her bir isim ve sıfatının nakış ve tecelli suretinde insanın fıtrat ve mahiyetinde tezahür etmesidir.

Mesela, göz basar sıfatının maddi bir nakşıdır, kulak Semi isminin cismani bir nakşıdır, akıl ilim sıfatının kevni bir nakşıdır, dil ve konuşma kelam sıfatının bir cilvesidir, kalp Vedud isminin maddi bir yansımasıdır. Buna benzer mahiyetini tam ihata edemediğimiz binlerle hissiyat ve duyguların hepsi isim ve sıfatların hayat üstünde kaynamasından ve tecellisinden tezahür ediyorlar.

Eşyaya Allah adına ve Allah hesabına bakarsan, eşya muazzam bir sanat ve mükemmel bir şahesere dönüşüyor. Aynı eşyaya nefis hesabına ve heva adına bakarsan, o zaman o eşya birden kıymetsiz bir hale dönüşüp değersizleşiyor. Çünkü nefis eşyayı sadece faydalanılan bir nesne olarak görüyor. Oysa o eşyanın asıl amacı sahibi ve sanatkarı olan Allah’ı tanıtmak ve Onun isim ve sıfatlarına ayna olmaktır.

Nefis asıl yönüne bakmadığı için eşya birden abes bir duruma düşüp değersizleşiyor. Maddenin zail ve kıymetsiz olması bu yönü iledir. Yoksa madde İlahi isimlere ayna olma noktasında çok kıymetli ve çok değerlidir.  

İnsan çevresindeki sanatları imanlı ve dikkatli bir nazarla okuyabilirse, yani tefekkür konusunda etkin olabilirse, o zaman hem iman hem ibadet hem de ahlak konusunda gelişir ve değişir. Çünkü insan Allah’ı tanıdıkça sever sevdikçe de itaat eder. Allah’ı tanımanın en güzel ve en etkili yolu ise, kainat kitabını okumaktan ve tefekkür etmekten geçer. Allah bu kainatı, bu sanatları boşuna yaratmamıştır, hepsi okunmak ve anlaşılmak için dizayn edilmişlerdir.

Bir çiçeğe baktığımızda Allah’ın isim ve sıfatlarını göremiyor ya da okuyamıyor isek, o zaman bizde bir noksanlık, bir eksiklik var demektir.

Risale-i Nur'un tahkiki iman dersleri, tefekkür konusunda bizim için bir anahtar görevi görebilir. Yani kainat kitabını açmak için Risale-i Nur bir anahtardır. Bu anahtarı elimize almamız gerekir, almak ise Risale-i Nur'u çokça okumak ve müzakere etmektir. 

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mebhas, Birinci Nokta | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 636 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...