Block title
Block content

İnsanın "muhatab-ı İlâhî" olması ve "cennete layık bir misafir-i Rabbanî" makamına çıkması konusunu biraz açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“İnsanın muhatab-ı İlâhî ve cennete layık bir misafir-i Rabbanî” olması da onun ahsen-i takvimde yaratılmış olmasının iki ayrı yönüdür. Cenâb-ı Hak, kelam sıfatıyla meleklerle de konuşur, insanlar ve cinlerle de. Bu konuşma hayvanlar âleminde ilham şeklinde kendini gösterir. Her hayvan, İlâhî ilhamla rızkını arar bulur, düşmanlarını tanır, onlardan sakınır; hastalığına şifa olacak bitkileri yine aynı ilhamla bulur.

Şu var ki, Cenâb-ı Hakk’ın kelam sıfatı, en ileri derecede, vahiylerle kendini gösterir. Kur’ândaki İlâhî hitapların bir kısmında mutlak olarak bütün insanlara, bir kısmında ise îman eden insanlara mesajlar verilir. İnsanlarla cinlere ortak olarak yapılan hitaplar da vardır.

İşte ahsen-i takvimin bir yönü de insanın İlâhî kelamlara diğer varlıklardan daha fazla muhatap olması şeklinde kendini gösterir.

Bu hitaplardaki esas maksat, insanın, Üstat Hazretlerinin ifadesiyle “cennete layık bir kıymet”  almasıdır. Kâinattaki güneş, yağmur, toprak gibi tekvinî âyetlerle bitkiler âlemini terbiye eden, onları insanlara rızık olacak bir dereceye yükselten Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleriyle de insanı “cennete layık bir misafir-i Rabbanî” olarak terbiye etmektedir.

Bu âyetler,  temelde iki maddede toplanabilir: İmâna ve salih amele dâir âyetler. İman âyetleriyle kalbi nurlanan ve inkişaf eden bir mümin, salih amellerle de Allah’ın itaatkâr bir kulu olduğunu sergilemekte ve kendisi için hazırlanmış bulunan cennete layık bir kul olmaya çalışmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mebhas, Birinci Nokta | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1901 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...