"İnsanın sahife-i vechinde, cephesinde, cildinde, ellerinin içlerinde kalem-i kaderle pek çok çizgiler, hatlar, nakışlar, nişanlar yazılmıştır." Bu çizgilere bakarak gelecek hakkında yorum yapmak doğru mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ele, yüze bakarak gelecekten haber vermek mümkün değildir. El, yüz ve parmaktaki çizgiler kişiye özel bir kimlik bir alamet bir işaretten ibarettir. Bu da Allah’ın sonsuz irade ve ilminin bir mucizesidir. Küçücük parmak ucuna milyarlarca insana özgü kimlik çizgisi çizmek, bir irade bir ilim bir kudret mucizesidir.

Her insanın elbette bir kader yazısı vardır, lakin bu yazıyı okuyabilmek ancak kalp gözü açık veli zatlara mahsus bir özelliktir. İmanı olmayan ya da zayıf olan fal ve hurafelerden medet uman fasıkların, el ve yüze bakarak gelecekten haber vermeleri İslam inancı açısından bir safsatadır. Bu tarz şeylere tevessül etmek haramdır.

“Kâhinler bir şey değildirler...”(1)

Yani geleceği okuduklarını iddia edenlerin sözleri boş, bir değeri ve bir anlamı yoktur.

Falcılar gayb ve gelecek hakkında, insanın karakteri ve beklentileri üzerinde ahkâm kesmeye çalışırlar. Oysa geleceğin sahibi Allah’tır. Geleceği sadece ve sadece Allah bilir.

Kur’an bu konuda der ki:

“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Başkası onu bilemez.” (En’am, 6/59)

“De ki: Allah’tan başka ne göklerde, ne de yerde hiç kimse gaybı bilemez.” (Neml, 27/65)

“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır veya ben gaybı bilirim, demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım.” (En’am, 6/50)

“Ama falcının dediği bazen çıkıyor.” diyenler de yok değildir. Aynı sözü bir ara bir sahabe de söylemiş, fakat Peygamberimiz (asm) ona güzel bir cevap vererek yol göstermiştir.

“Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.”(2)

***

Kainatta her şeyde mükemmel bir intizam ve hikmet göze çarpıyor. Bu hikmet ve intizam kainatın bütününde göründüğü gibi, bir parçası ve cüzünde de görünüyor. Allah alemin bütününde intizam ve hikmeti gözetirken, cüzünde ve parçasında ihmal etmiş değildir.

Kainat dal, gövde, kök, yaprak ve meyve gibi ayrı parçalardan oluşan bir çokluktur. Bu çokluğun neticesi ve son noktası ise insandır. Yani kainat ağacının meyvesi ve neticesi insandır. Malum meyve ağacın en sonunda ve uç noktasında olur. İnsanlık aleminde en son ve uç noktalar ihmale ve unutulmaya yakındır. Ama bu mana Allah hakkında cari değildir. Allah nasıl kainatın bütününde intizam ve hikmet ile iş görmüş ise, en uç ve son noktaları hükmünde olan insanda ve insanın yüzünde, cildinde ve avuç içlerinde de aynı intizam ve hikmeti ihtimam ile vazetmiştir. Yani insanın yüzüne ve eline dikkat ile bakıldığında kaderin ince hat ve planlarının buralarda da ne denli mükemmel olarak işlediğini görürsün demek istiyor. Allah külli sanatında hangi manayı yazmış ise, küllinin bir cüzünde de aynı manayı daha ince ve latif bir surette yazmıştır. Allah’ın küçük olsun büyük olsun hiçbir sanatında hikmet ve nizam eksik değildir.

Bir şeyin hikmetli, sanatlı ve mükemmel olması, o şeyin planlı ve programlı olduğuna işaret eder ki, bütün kainat ve içindekilerin hikmetli ve sanatlı olması mükemmel bir kader planı ile tasarlandıklarını gösterir ve bize kaderin varlığını ispat ederler. Aynı zamanda hiçbir şeye tesadüf ve ittifakın, yani sebeplerin birleşmesi ile ortaya çıkma tezinin dahil olmadığını gösterir.

İnsanın mahiyeti bir ayna ise, kader de bu aynada yansıyan bir güneş gibidir. İnsanın mahiyet aynasına dikkat ile bakan, kadere işaret eden sayısız delilleri görebilir.

***

İnsanı insan yapan bütün manevi değerler, duygular ve kabiliyetlerin hepsi ruhta bulunuyor ya da ruh temelinde duran şeylerdir. Mesela vicdan, kalp, şefkat, mantık, akıl ve aşk vesaire gibi şeyler, insan ruhunda bulunan manalardır. İnsan bu manalar ile insan oluyor.

Mesela, insanın cesedine kan pompalayan maddi kalp ruhta bulunan manevi kalbe işaret ederken, cesetteki beyin de ruhtaki akıl ve mantığa işaret etmektedir. Yani Allah insana ruha uygun ruha yakışan ve ruhla uyumlu bir ceset giydirmiştir. İnsan ruhu nasıl kusursuz ve mükemmel bir özelliğe sahipse, onu dış alemde temsil eden ceset de aynı şekilde mükemmel ve kusursuzdur.

Ruhta bulunan kabiliyetler nasıl her insana özgü ise, cesetteki parmak izi, ter kokusu, göz retinası, avuç içindeki çizgiler de kişiye özel ve özgüdür. Allah her insanı hem ruh açısından hem de beden açısından farklı ve özel bir alem şeklinde yaratmış.

İnsan küçük bir alem ceset de bu aleme açılan ilk giriş yeri oluyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Müslim, Selam 123.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Yusuf123321

a) “Âlemde her şeyin yüzünde hikmet eserleri göründüğü gibi en uzak, en geniş, en ince kesretin tabakaları üstünde de hikmet, ihtimam eserleri görülmektedir.” Güneşin, ayın, yerkürenin yüzünde hikmet nakışları olduğu gibi, insanların ellerinde de aynı hikmetten örülmüş nakışlar vardır.

b) “Evet kesret ve tekessürün müntehası ve neticesi olan insanın sahife-i vechinde, cebhesinde, cildinde, ellerinin içlerinde kalem-i kader ile pek çok çizgiler, hatlar, nakışlar, nişanlar yazılmıştır.”

Yani: Kâinat kitabının en son sahifesi ve en ince nakşı ve kesret tabakasının en uzak meyvesi insandır. Kainatta varlık sahnesine en son çıkan insanın en uç kısımları olan yüzünde, alnında, cildinde, ellerinin içinde çizgiler halinde bulunan nakışlar da tesadüfi değil, her şeyi hikmetle yapan Allah’ın takdiriyledir, kader kaleminin yazdığı hikmet-feşan nakışlardır.

c) “Malûmdur ki, insanın şu sahifelerinde yazılan o kelimeler, harfler, noktalar, harekeler, ruh-u insanîde bulunan manalara, maneviyatlara delalet ettikleri gibi, fıtratında kader tarafından yazılan mektuplara da işaretleri vardır.”

Yani: İnsanın söz konusu organlarında yazılan hatlar, nakışlar, çizgiler, birer kelime, birer satır, bire mektup olup bir şeylerden haber vermektedir. Bu yazılar ve şifreli nakışlar, bir yandan sahibinin ruhani cephesinde yer alan manalara ve maneviyata delalet ettikleri gibi, diğer yandan da kader tarafından onun fıtratında yazılan bir kısım mukadderat-ı hayatiyeye bakan birer simge mahiyetindedir.

d) “Arkadaş, insanın geçen sahifelerine kaderin yazdığı haşiye, tesadüf ve ittifakın dühûlüne bir menfez bırakmamıştır.”

Yani: İnsanın bu organlarında en ince bir şifre ile onun hususi hayatına işaret eden nakışların yazılması, sonsuz ilim ve hikmet sahibi olan Allah’tan başka hiç bir elin varlıklara müdahale etmediğinin bir göstergesidir.

Diğer sorulara gelince;

- Evet, her insanın kaderi ve yaşayacağı şeyler alnında ve elinde yazılıdır. Ancak Kur’an’daki şifreli ayetler gibi, bu şifreler de açık değildir. Bu ilmî nakışları Nakkaş-ı hakiki okur, Zat- akdesiyle kendi maharetini takdir eder.

“İnsanın alnındaki ve elindeki işaretler haktır.”, ama bu işaretlerden bir şey çıkarmanın insana yasak edilip edilmediğini bilemiyoruz. Kaderle ilgili temkinli yaklaşımlar burada da geçerlidir. Ancak, ilim ve maneviyatta derin alimler kaderin bazı sırlarını bildiği gibi, bu organlardaki kaderin sırlı yazılarının da bir kısmını bilebilirler. Nitekim, İbrahim Hakkı hazretleri de “fizyonomi” ilmi çerçevesinde bu organlardaki fiziki nakışları kişinin manevi yapısıyla olan ilişkileri hakkında epey malumat vermiştir.

Bununla beraber, biz bu verilen bütün bilgilerin -en azından- değişmez bir kanun şeklinde takdim edilmesinin çok fazla isabetli olmadığını, fakat yine de bu nakışların bazı yönlerini, ehil olan bazı alimlerin okuyabileceğini düşünüyoruz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...