Block title
Block content

"İnsanın vehim, farz, hayal duygularına varıncaya kadar bütün hassaları bilâhare rücû edip bilittifak Hakka iltica ettiklerini ve bâtıla hiçbir ihtimal ve imkânın kalmadığını,. Kur'ân'ın izah ettiği şekilde bulunduğunu gördüm." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın fıtratındaki bütün hasseler ve duygular Allah'ı bilme ve itaat üzere programlanmıştır. Ancak insan su-i ihtiyariyla onların yüzlerini başka yere çevirmektedir. Allah namına ve onun hesabına kullanılmayan her bir duygu, haktan saptırılmış, batılda istimal ediliyor demektir. Ancak fıtrataratlarına zıt bir sahaya yüzleri çevrilen bu duygular, tatmin olmadıkları gibi hakkı aramaya da devam ederler. Âdeta sahibine isyan eder ve nihayette de hakkı bulurlar.

Dokuzuncu Mektup'ta misalleriyle izahına binaen oraya havale ediyoruz;

"Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.

İşte, insanda binlerle hissiyat var. Herbirisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî. Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var. Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder.
Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir. Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine verilmiş o fâni mal ve âfetli şöhret ve tehlikeli ve riyaya medar olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor. Ondan, hakikî câh olan merâtib-i mâneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye ve zâd-ı âhirete ve hakikî mal olan a'mâl-i salihaya teveccüh eder. Fena haslet olan hırs-ı mecazî ise, âli bir haslet olan hırs-ı hakikîye inkılâp eder.

Hem meselâ, şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şeye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli bir şeye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş; onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir. O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip, âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.."
(1)

(1) bk. Mektubat, Dokuzuncu Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylü'l-Habbe | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3365 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...