Block title
Block content

IRKÇILIK

 

İslamın ırka ve ırkçılığa bakışını şu ayet-i kerimede bütün berraklıkğıyla görmekteyiz:

“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık... Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız... Allah katında en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır (O’ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurat, 49/13)

Bu ayet-i kerimede farklı milletler olarak yaratılmamızın hikmeti tanışmak ve yardımlaşmak olarak tespit edilir. Nur Külliyatında bu eyet-i kerimenin açıklaması yapılırken şu cümlelere yer verilir.

“Hey’et-i içtimaiye-i İslâmiye, büyük bir ordudur. Kabail ve tavaife inkısam etmiş. Fakat binbir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir, bir bir bir... binler kadar bir bir... İşte bu kadar bir birler, uhuvveti, muhabbeti, vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabail ve tavaife inkisam, şu âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir... tenakür için değil, tahassum için değildir!..”(1)

Ve ayetin sonunda inanların Allah katındaki değerlerinin ırklarına gore değil takvaları nisbetinde olduğu vurgulanır. Buna gore, Allah indinde en makbul olanlar, şu veya bu ırka mensup olanlar değil, hangi ırktan olursa olsun takvada en ileri gidenlerdir. Takva kavramı içinde, ırkçılıktan sakınma da dahildir.

Takva, Allah’dan korkmak, O’nun yasaklarından şiddetle kaçınmak mânâsına geliyor. Ama, takva sahiplerinin sıfatlarıyla ilgili âyetlere baktığımızda; takvanın, İslâm’ı bütünüyle yaşamanın âdetâ simgesi, alâmeti olduğunu görürüz.

Âl-i İmran Sûresinde (3/133); Rabbimiz bizi, mağfiretine, cennetine çağırıyor, çağırmaktan da öte, “koşunuz” diyor. Ve bu cennetin, muttakiler için hazırlandığı beyan ediliyor. Âyetin devamında; takva sahiplerinin sıfatları şöyle sıralanıyor:

“Onlar darda ve genişlikte infak ederler.” (Nafaka verirler, muhtaçların yardımına koşarlar.)
“Kızdıkları zaman, gayzlarını, öfkelerini yutarlar.”
“İnsanlardan gelen kötülüklere karşı affedici olurlar.”
“Onlar bir kötülük yaptıklarında, yahut nefislerine zulmettiklerinde hemen Allah’ı hatırlarlar da günahları için istiğfar ederler...”
“Yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.”
(Âl-i İmran, 3/ 134, 135)

İşte Allah’ın sevdiği kullar bu sıfatları taşıyanlardır; hangi milletten, hangi tabakadan, hangi makamda ve hangi gelir seviyesinde olursa olsun...

Fatihayı hemen takip eden sûrede de “Kur’an-ı Kerîm’in muttakiler için bir hidayet olduğu”nun beyan edilmesi ve takvaya dikkat çekilmesi çok mânidardır!.. Bu sûrede muttakinin sıfatları: “Gayba iman etmek”, “namaz kılmak”, “Allah’ın ihsan ettiklerinden infak etmek”, “Kur’an’a ve daha önce inen kitaplara iman etmek”, “Âhirete şüphesiz inanmak” (Bakara, 2/5) şeklinde sıralanır.

Bu sûrede de ırktan, kabileden, amirden, memurdan, köleden, efendiden söz edilmez...

Bu âyetler sadece iki misal... Bu nazarla baktığımızda Kur’an’ın bütün âyetlerinin ırk ayırımını reddettiğini açık açık görürüz...

Bütün emirler ya topyekün insanlara, yahut mü’minleredir.

İnsan, ırkından dolayı ne iyi olabilir, ne de kötü... İyinin ve kötünün tarifleri içinde böyle bir unsur yok. Bunu her akıl tasdik ettiği gibi, her vicdan da yakînen bilir... Bir insanın iyiliğinden söz ederken; onun güzel ahlâkını, takvasını, salih amelini, dürüstlüğünü, çalışkanlığını anlatırız. Bunların tamamı onun iradesiyle ilgilidir. Kimse kendi ırkını kendi iradesiyle seçmediğine göre, biz ’falan adam iyidir, çünkü filân ırka mensuptur.’ diyemeyiz.

Ruh, beden ülkesinin misafiridir. İnsanı yükselten, ona Hak katında değer kazandıran bütün hususiyetler onun ruhuyla alâkadardır, bedeniyle değil. İşte ırk mefhumu da, ancak beden için geçerlidir. Ruhun ırkı yoktur. Ve insan da kâmil mânâsıyla ruhtan ibarettir.

Allah Resulü (asm.) sadece Araplara değil, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. O, tevhid dâvâsıyla ortaya çıktı. Karşısında, her nev’iyle şirk vardı. İnsanları putların köleliğinden, nefsin esaretinden, bâtıl inançların tahakkümünden kurtarıp Allah’a kul etmek, O’nun dergâhında boyun eğdirmek istiyordu... O’na kendi kavmi karşı çıktı. Kendi akrabaları karşı çıktı. Öz amcası karşı çıktı... Asr-ı Saadette, sahabelerin, inanmayan yakınları ile harbetmeleri konumuz açısından da çok mânidardır!..

Irkçılık esas olarak şeytana dayanır. Çünkü, aslıyla övünmeyi, başka asıldan gelenleri hor görmeyi o başlatmıştı... “Onu topraktan yarattın, beni ise ateşten...” diyerek Hz. Âdem’e (A.S) secde etmemişti... “Ateş topraktan üstün. Öyle ise ben kendimden daha aşağı birine nasıl secde edebilirim?” diyerek isyanını müdaafaya kalkışmıştı.

Hucurat Sûresinde müminlere şu ilâhî mesaj verilir :

“Ancak mü’minler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin...”(Hucurat, 49/10)

Allah şu veya bu ırkın mensuplarını değil, ancak mü’minleri birbiriyle kardeş ediyor. Mü’min olmayan bir insan, mü’min babasına varis olamıyor. İman gidince, maddî, uzvî ve ırkî bağlılık bir işe yaramıyor.

“Kendi nefsi için istediğini mü’min kardeşi için de istemeyen (kâmil) mü’min olamaz.” buyuran Allah Resulü (a.s.m.), bu âyetin amel ve his âlemimize nasıl aksedeceği hususunda bize yol gösteriyor.

Hud Sûresinden ulvî bir ders:

Nuh (as.) “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da benim ailemdendir (benim ehlimdendir).” diye tufan hâdisesinden onun kurtulmasını istediğinde, İlâhî cevap şöyle gelir: “Ey Nuh o senin ailenden (ehlinden) değildir.” ve Nuh (as.) oğlunu gemiye almaktan menedilir... Demek ki; insanın, inanmayan, isyan eden oğlu onun ehli sayılmıyor. Öğle ise inanmayan ırkdaşı da onun dostu, kardeşi olamaz.

Bu hakikatı hiçbir tevile imkân vermiyecek kadar net biçimde ortaya koyan bir Allah kelâmı:

“Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi, eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.” (Tevbe, 9/23)

Allah Resulünden (a.s.m.) bu konuda pek çok Hadis-i Şerifleri mevcut... Bunlardan birkaçını takdim edelim:

“Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir:"

1. “Kaderiye" (‘kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır’ cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı).
2. Unsuruyet dâvâsı(ırkçılık) ve
3. dinî meselelerde gevşeklik etmek.”(2)

“Asabiyet dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir.”(3)

“Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, cahiliye ölümü üzere ölür.”(4)

Allah Resulünün ırkçılık hakkındaki beyanlarını Onun "Veda Hutbesi"ndeki şu sözleriyle ile noktalıyalım.

“Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”

İstiklâl Marşı şairimiz merhum Mehmed Akif de İslamın ırkçılığı men ettiğini şu mısralarla dile getirir:

“Arabın, Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e
Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış nerde.
İslâmiyette anasır mı olurmuş ne gezer
Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber
En büyük düşmanıdır ruh-u Nebi tefrikanın
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın.”

Bu, coşkun olduğu kadar da sitem dolu ve bir o kadar da ıstırap yüklü ifadeler, o büyük şairimizin ırkçılık âfetinden ne kadar dertli olduğunu en güzel şekilde ifade etmiyor mu?

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Üçüncü Mebhas.
(2) bk. Taberanî, Mu’cemüs Sağir, 158.
(3) bk. Ebu Davut, Edeb, 121.
(4) bk. İbni Mace, Fiten, 7.

Paylaş

Yorumlar

ebulemin
Alaadin hocamızın yüreğine sağlık,kalemine kuvvet. Bu güzel tespitlerin inşaallah devamını bekliyoruz. ufkumuz genişliyor. Olaylara yeni bir zaviyeden bakmamıza sebep oluyor. allah razı olsun. Bir de bu ırkçılığı tel'in eden sadece belli başlı bir kesim var türkiyede. ne bileyim inşaallah yanlış anlaşılmayız amma; ben üstad hz. hariç hiçbir kürd aliminden bu ırkçılığı tel'in eden bir yazı okumadım maalesef. Aksine sanki ırkçılığı teşvik ediyorlarmış gibime geliyor. Bir kaç hocaefendi hariç. Onlarında sohbetlerinde bulundum. onların da hakkını vermek lazım, hakikaten çok ciddi manada ırkçılığı reddediyorlardı. daha doğrusu hakikatleri hazmetmişlerdi ve yaşıyorlardı. inşaallah sayıları çoğalır. Cesaretle ırkçılığın dinimizce men edildiğini anlatacak hocalara ihtiyaç var. Dikkat ediniz "Hocalar" diyorum. yoksa hakikaten diğer topluuluklardan çokça dillendiren kardeşlerimizi biliyorum, tanıyorum. selam va duaile.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...