Block title
Block content

"İsim", "sıfat", "unvan" ve "şe'n." Cenab-ı Hak için kullanılan bu kavramları izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın Zâti ve Sübûti olan sıfatlarına ne ayni, ne de gayri olan sıfatlar denir. Bunlar hayât, ilim, irâde, kudret, tekvin, sem, basar ve kelâm’dır. Bu sıfatlar kâinatta iş ve icraat gören, tasarruf ve tecellileri olan hakîki ve etken sıfatlardır.

Bu sıfatlar selbi ve gayri sıfatlar gibi mâneviye ve tenzihi sıfatlar değildirler. Allah’ın Zâtından başka mâna ve esasları olan, ama ondan da müstakîl ve bağımsız olmayan sıfatlardır. Onun için ne ayn, ne gayr mânasını ifâde eden Allah’ın Zât-ı Akdes’ine zâid ve Onunla kâim sıfatlar denilmiştir. Ne Odur, ne de onsuz olabilir demektir.

Gayri sıfatlar, Allah’ın fiili olan isimlerine denir.

 Bu fiili sıfatların miktarı ve sınırı yoktur. Bu fiili sıfatların çokluğu Allah’ın kudret sıfatının muhtelif mevcudattaki muhtelif tecelliyatından ibarettir.

Mesela; Allah’ın kudret sıfatı bir çekirdeğin açılmasında tecelli ederken Fettâh  nâmını alıyor, bir canlının ölümünde Mümit ismini alıyor, bir hayat bahşederken Muhyî ismini alıyor, canlılara rızık verirken Rezzâk nâmını alıyor ve hâkeza... Hadislerdeki doksan dokuz ve Cevşen'de bin bir isim bunlara en güzel ve somut örneklerdir.

Üstad  Hazretlerinin şu ibareleri açık bir şekilde esmâ-i hüsnânın nihayetsiz olduğunu ve menşeinin ne olduğuna işaret ediyor.

"Sual: Bu fiili isimlerinin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?"

"Cevap: Kudret-i ezeliyenin, kainattaki mevcudatın nevilerine, fertlerine olan nispet ve taallukundan husule gelir."(1)

Şuunat-ı İlahiye: Şuunat, şe’nin çoğulu. Şe’n için Türkçemiz de tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak “şan, hal, tavır, kabiliyet” deniliyor.

Hâlık (yaratıcı) Allah’ın bir ismidir. Hâlıkıyet ise şe’nidir. Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeyi, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.

Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi. Rab, yâni terbiye edici; Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.

Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde her birinin şuunât-ı ilâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.

Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’ndir. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için “mukaddes” kelimesi kullanılır.

Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için “memnuniyet-i mukaddese” tabiri kullanılıyor. Bunlar da şuunat-ı İlahiyedendirler.

Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.

“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır.” hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın herbir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir.

Risale-i Nur'da geçen şu ifadeler nasıl bakmamız gerektiğine işaret ediyor:

“İşte bu en yüksek makam-ı mahbubiyeti, Süleyman Efendi, 'Ben sana âşık olmuşum.' tabiriyle beyan etmiştir. Şu tabir bir mirsad-ı tefekkürdür, gayet uzaktan uzağa bu hakikate bir işarettir. Bununla beraber, madem bu tabir şe'n-i rububiyete münasip olmayan mânâyı hatıra getiriyor; en iyisi, şu tabir yerine 'Ben senden razı olmuşum.' denilmeli."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Fatiha Sûresi,

(2) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...