Block title
Block content

İslam büyüklerinden bazıları üzüntülü olmayı, dertli olmayı tavsiye ediyor. Halbuki günümüzde eğlenmek, sürekli neşeli olmak, gülmek tavsiye ediliyor ve strese karşı bunlar öneriliyor. Dengeyi sağlamak adına Risalelerde bir tavsiye var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, üzüntü iki türlüdür. Birisi imansızlık veya zaafı imandan çıkan üzüntüdür ki, kafir ve gafiller bu üzüntüyü sefahat ve rezalet ile örtmeye çalışıyorlar. Yani  aklını hayatın ve ölümün gerçeklerinden kurtarmak için içki, kumar, eğlence, fuhşiyat gibi şeylerle meşgul ediyorlar. Bu tarz neşe ve gülmek insana saadet değil, helaket getirir.

İkinci, tarz üzüntü ve keder ise nefsi, gaflet ve günahlardan korumak ve ahiretin o dehşetli imtihanlarından kolay geçebilmek için dünyada ölümü ve sonrasını çokça zikretmek ve hatırlamak şeklindedir. Bu, insanın kendi iç dünyasında bir hasbihaldir, yoksa etrafına keder satmak manasında bir somurtkanlık ve üzüntü değildir.

Bu üzüntünün ilacı da İlahi neşe ve neşvedir. Yani ölümün ve mahşerin dehşetini düşünmekten hasıl olan elem ve keder Allah’ın af ve rahmeti ile karşılanır, arada hassas bir denge kurulur. Yani mümin korku ve ümit arasında yaşar, ne korkuya kapılıp hayatını bütünü ile zehir eder, ne de ümide kapılıp gaflet ve dalalete sapar.

Risale-i Nurlarda genel olarak mutluluk ve saadetin temeli ve kaynağı iman ve ibadet olarak gösterilir. Saadet, kelime olarak mesut ve mutlu olmak anlamındadır. Mutluluk ise maddi ve manevi olmak üzere iki kısma ayrılır.

Maddi mutluluk, insanın cismani ihtiyaçlarını karşılaması anlamındadır. En temel maddi ihtiyaçlar ise yemek, içmek, uyumak, barınmak, nikah gibi şeylerdir. Bunları insan temin ettiği zaman, cismani saadete ulaşır.

İnsan bedeninde var olan bütün aza ve duyguların cismani mutluluğu farklıdır. Gözün mutluluğu görmektir, kulağın mutluluğu işitmektir, burnun saadeti ise koklamaktır vs... Maddi mutluluk bu azaların en güzel şekilde tatmin edilmesidir. Şayet bir insan karnını doyuramıyor, barınacağı bir evi, neslini devam ettireceği eşi yok ise, maddi olarak mutlu olamaz. Materyalist felsefe sadece bu noktayı nazara aldığı için mutluluğu sadece maddi olarak tarif ediyor.

İnsanın bir de akıl, kalp, vicdan, ruh, hayal, sırlar olmak üzere  manevi aza ve duyguları vardır. Bu duyguların saadeti maddi hislerin veya bedensel ihtiyaçların giderilmesi gibi değildir.

Mesela, kalp ancak Allah ile tatmin olur, onun ile saadete erebilir. Ruh nurani bir varlık olmasından, ancak nurani ve ulvi hakikatler ile mutmain olabilir. Vicdan uhrevi alemlerin bir haritası olmasından dolayı, insanın o alemlerin varlığını kabul etmekle mutlu olur. İşte bunun gibi bir çok manevi latife ve hisler ancak iman ve marifet ile tatmin ve mutlu olabilir. Maddeci felsefenin iddiası gibi, saadet sadece maddi arzuların tatmini ile hasıl olmaz.

Felsefi ekoller içinde mutluluğu sadece hazcılıkta gören ve insanı süfli arzulara yönlediren sapkın fırkalar da vardır. Bunların en başında Epikuros’un kurmuş olduğu Hedonizm (zevkçilik – hazcılık) gelir. Yani bunların tezine göre gerçek mutluluk cismani hazlardan ibarettir. İnsan ahlaki değerleri bırakıp, hayvan gibi cismani hazların peşinden koşmalıdır diyor. Halbuki dünyanın fani olması ve ecel celladının sürekli bizi takip etmesi bu maddi hazcılık felsefesinin ne kadar hakikatsiz ve çürük bir fikir olduğunu gösteriyor.

Üstad Hazretlerinin ifadelerinde saadet şu şekilde tarif ediliyor:

“Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin: Eğer ölümü öldürüp zevâli dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle, dinleyelim. Yoksa, sus!” (1)

"Ey zevk ve lezzete müptelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hadiselerle aynelyakin bildim ki, hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır." (2)

"Demek iman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor."

"Demek selâmet ve emniyet yalnız İslâmiyette ve imandadır. Öyleyse biz daima "Elhamdü lillâhi alâ dini'l-İslâm ve kemâli'l-îman" demeliyiz."(3)

 "Elhasıl, âhiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyleyse biz daima "Elhamdü lillâhi ale't-tâati ve't-tevfîk" demeliyiz ve Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz."(4)

"ŞU DÜNYA ve dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini; ve eğer din-i hak olmazsa dünya bir zindan olması; ve dinsiz insan en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümattan kurtaran Yâ Allah ve Lâ ilâhe illâllah olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:.."(5)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yedinci Söz

(2) bk. a.g.e., On Üçüncü Söz, İkinci Makam

(3) bk. a.g.e., İkinci Söz

(4) bk. a.g.e., Üçüncü Söz

(5) bk. a.g.e., Sekizinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...