Block title
Block content

İsm-i Cemal ise, mevcudatın cüz'iyatına tecellî eder. Bu itibarla, nevilerdeki cûd-u mutlak, celâlin tecellîsidir. Ve keza, celâl, vahidiyetin tecellîsinden, cemal dahi ehadiyetin tecellîsinden zahir olur. Bu cümleleri açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! İsm-i Celâl, alelekser nevilerde, külliyatta tecellî eder. İsm-i Cemal ise, mevcudatın cüz'iyatına tecellî eder. Bu itibarla, nevilerdeki cûd-u mutlak, celâlin tecellîsidir. Cüz'iyatın nakışları, eşhasın güzellikleri cemalin tecellîyatındandır."

"Ve keza, celâl, vahidiyetin tecellîsinden, cemal dahi ehadiyetin tecellîsinden zahir olur. Bazan da cemal, celâlden tecellî eder. Evet, cemalin gözünde celâl ne kadar cemîldir; celâlin gözünde dahi cemal o kadar celîldir."
(1)

Cenab-ı Hakk'ın, kainatta sayısız isim ve sıfatları tecelli ediyor. Bu tecelliler aynı anda ve aynı yerde tecelli ediyorlar. Durum böyle olunca, isimler iç içe ve beraber tecelli ediyorlar. Sanki isimler birbirlerinin yardımcısı ve aralarında bir yardımlaşma cereyan ediyor. Zira müsemma aynı; ancak isimler farklıdır. Yani, isimlerin hüküm ve manaları ayrı ayrı; ama sahipleri birdir.

Meseleye böyle bakınca, tecelli eden isimlerin birbirinden habersiz ve bağımsız olması düşünülemez. Lakin herbir isim ve sıfatın bir arşı, yani galip olduğu bir alan ve daire vardır. Orada o isim ve sıfat galiben tecelli eder. Orada hüküm onundur. Diğer isim ve sıfatlar, onun gölgesinde ve emrindedir. Orada, o isim diğerlerine reistir, diğer isimler ona göre hareket ederler.

Ancak diğer isimler hiç tecelli etmiyor anlamında değildir. Yalnız bir isim diğerlerine nispeten daha fazla tecelli ettiği için, diğer isimler gölgede kalıyor demektir. Mesala; semavatta, Allah’ın Celal ve Kibriya ismi hükümrandır, galip O'dur. Ama sair isimler de orada, onun gölgesi ve riyasetinde tecelli ederler. Yani; latif ve cemal manası tamamen kaybolmaz, sadece geri planda durur.

Onun için, bir şeye nazar ettiğimiz vakit, bir ismi orada galiben görürüz, diğerlerini de ona tabi olmuş olarak görürüz. Bu yüzden herbir isim ve sıfat birbirlerine hem delil hem netice oluyor. Zira, bir işin veya sanatın vücuda çıkması için ilim kafi değildir, Kudret sıfatı da lazımdır, irade sıfatı da lazımdır, biri birisiz olmaz. Bir sanatta veya eserde, bir isim sabit oldu mu, diğerleri de sabit olmak durumundadır; yoksa  biri eksik olsa o eser vücut bulamaz.

Yani ilim aynasında sair isimler de görünür. Ama orada ilim delil, diğerleri neticedir. İlim asıl, diğerleri ise zımnidir. Kudret aynasında da kudret delil, diğerleri neticedir. Kudret asıl, diğerleri gölgedir, yani ona tabidir. Bir esere bakıldığında, kudrette ilmi, ilimde kudreti görmek mümkündür. Buradaki fark: Biri net ve açık görünürken, diğerleri dikkatle bakıldığında görünür.

Misalde geçtiği gibi, semavatta,  Azamet ve Kibriya açık ve net görünür. Cemal ve Rahmet manası biraz dikkat ister.  Bir çiçeğe nazar edilince de, rahmet ve cemal net ve açıktır. Azamet ve Kibriya ise dikkatli tefekkür ister.

Özet olarak; her ismin mana ve hükmü, tabiri yerinde ise, kendi bünyesine göre tecelli mekanı ister. Celal ve Kibriya isimleri elbette azametli bir mahal ve mekanda kendisini ifade ederken; Cemal ve Rahim isimleri de basit ve cüzi bir şeyde daha parlak ve güzel durur. Yoksa bir yerde bir isim var, diğerleri yok demek yanlıştır. Zaten Üstad şu ifadelerinde bu manaya işaret ediyor: "Bazan da cemal, celâlden tecellî eder. Evet, cemalin gözünde celâl ne kadar cemîldir; celâlin gözünde dahi cemal o kadar celîldir." Her isim ve sıfat, her yerde tecelli ediyor, bazısı zahir olarak tecelli ediyor, bazısı da gizli ve zımni olarak tecelli ediyor.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...