Block title
Block content

"İşte eğer insan, enaniyetine istinad edip hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i hayal ederek, derd-i maişet içinde muvakkat bazı lezzetler için çalışsa, gayet dar bir dâire içinde boğulur, gider." izah eder misiniz?

 
Soru Detayı:

Bu kimselerin “gayet dar bir dâire içinde” boğulmalarını nasıl anlamalıyız?  Bu insanlar, dünyada mevki ve makam sahibi olduklarında yine mi dar bir dâire içinde boğulmaktadırlar?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Lem’alar’da geçen şu cümleler bu konuya ışık tutar

“Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir dâire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.”

Demek oluyor ki, insan, hayvaniyet ve cismaniyet dairelerinde kaldıkça dar bir daire içindedir. Bu dairelerde aldığı lezzetler, kalp ve ruhun lezzetlerine göre çok aşağı derecededir.

Nefislerine esir ve heveslerine mağlup olan insanlar, bu dar daireyi geniş tevehhüm ederler ve ondaki geçici zevk ve lezzetlerle kendilerini avuturlar.

Bilindiği gibi insanın hayvanlarla ortak yanları;  yemesi, içmesi, evlenmesi, görmesi, işitmesi, hareket etmesidir. İnsanlık akılla başlar ve îman ile insaniyet-i kübra olan İslamiyet’e ulaşılır.

“İşte eğer insan, enaniyetine istinad edip hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i hayâl ederek, derd-i maişet içinde muvakkat bazı lezzetler için çalışsa, gayet dar bir daire içinde boğulur, gider.” cümlesinde  “gayet dar olan daire”nin üç ciheti nazara verilmiştir. Birincisi, dünya hayatının geçici olması, ikincisi sadece maişet için çalışmanın çok dar bir saha olduğu, üçüncüsü de dünyanın lezzetlerinin muvakkat olduğu.

- Öncelikle şunu ifade edelim ki, enaniyetine istinad ederek, Rabbine îman ve itaatten uzaklaşan insan, gayet dar bir dairede boğulmuş demektir. Otuzuncu Söz başta olmak üzere Nur’un birçok dersinde güzelce izah edildiği gibi, insana verilen benlik, Allah’ın sıfatlarını fehmetmesi için bir vahid-i kıyasî görevi yapar. Yâni, insan kendi sıfatlarına ve kabiliyetlerine bakarak ve bunları iyi değerlendirerek Allah’ın sıfatlarını ve şuûnatını bir derece bilir. Böyle yapmayıp da kendisine ihsan edilen bu cihazları sadece dünyaya harcayan, onları marifet ve muhabbet-i İlâhiyeye vesile yapmayan insan “gayet dar bir dâire içinde boğulur gider.”

- İnsan bu dünyaya ebedî cennete layık bir mahiyet kazanmak için gelmiştir. Sadece dünyaya çalışan ve ömür sermayelerinin tamamını bu fâni âlem için harcayan insanlar “gayet dar bir dâire içinde” boğulmuşlar demektir.

- İnsan bu dünyaya sadece kendi maişetini temin için gelmiş değildir. Hayatın devamı için gerekli levazımatı tedarik etmek hayatın gerçek gayesi olamaz. Böyle düşünen bir  insan  “dar bir daire içinde boğulur gider.”

- Dünyanın kendisi gibi lezzetleri de fânidir, geçicidir. Bu lezzetler, Üstad'ın ifadesiyle, gölge hükmündedirler. Bütün meşru lezzetlerin asılları âhiret âlemindedir. O asıllar âleminden gaflet ederek, gölgelerle oyalanan insan da “gayet dar bir dâire içinde boğulur gider.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mebhas, Üçüncü Nükte | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 2001 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...