"İşte, şimdi salâhat ve mehareti, tâbir-i âharla fazileti ve hamiyeti, nur-u kalb ve nur-u fikri cem edenler vezaife kifayet etmezler. Öyleyse, ya maharettir veya salâhattir. San’atta maharet ise müreccahtır." Açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Salahat, Allah’ın emir ve yasaklarına uyup, ahlaklı bir insan olmak demektir. Maharet ise, işinde becerikli ve uzman olmaktır. Bu ikisi, bir insanda cem olursa, nurun ala nur olur. Yani dindar birisi, aynı zamanda uzman bir sanatkâr olursa, çok mükemmel olur. Ama hem salih, hem de sanatkâr olan insanların sayısı yeterli olmadığı için, devletin ve toplumun ihtiyacına cevap veremez. O zaman insanlar salih değil diye uzman şahısları istihdam etmese, işini ona götürmese, işi ortada kalacak.

Bu hususta dinin hükmü ise; sanat ile salahı birbirinden ayırmasıdır. Sanat ve iş noktasından salahata bakılmaz, maharete bakılır. Şayet mahareti iyi ise, iş ona verilir. Ama hem salih, hem de mahir olanı tercih etmek en güzelidir.

Bazı saf müminler, bu hususu bilmediği için, uzmanlığı ve mahareti olmayan dindara gitmek, dinin emriymiş gibi kendini mecbur hissediyor. O da işi eline yüzüne bulaştırınca, hem iş görülmemiş, hem de suizan başlamış oluyor.

Sanat ve iş hususunda maharet, salahata racihtir. Yani ona tercih edilir. Bu devlet görevlerinde de caridir. Bu yüzden Osmanlı, mahir Ehl-i kitabı da devlet işlerinde istihdam etmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...