Block title
Block content

"İşte şu nihayetsiz kemalât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde Zât-ı Zülcelal´in kendi esma ve mahlukatıyla hasıl olur. Demek o daire haricinde tevehhüm olunan kemalât, kemalât değildir." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte şu sırdandır ki, Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, 'Cenneti istemiyoruz. Bir lem'a-i muhabbet-i İlâhiye ebeden bize kâfidir.' demişler."

"Hem ondandır ki, hadiste geldiği gibi, 'Cennette bir dakika rüyet-i cemâl-i İlâhî, bütün Cennet lezâizine fâiktir.'"

"İşte şu nihayetsiz kemâlât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde, Zât-ı Zülcelâlin kendi esmâ ve mahlûkatıyla hasıl olur. Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildir."(1) 

Allah’ın kemalat ve güzelliğini idrak etme hususunda vahidiyet ve ehadiyet olmak üzere iki usul vardır.

Vahidiyet, Allah’ın kemal ve cemalinin bütün kainat üstünde azametle tecelli ve tezahür etmesidir ki, bu tecelli ve tezahürü her akıl ve kalp bütünü ile ihata edemez. Anlamak ve ihata edebilmek için kainat kadar bir göz ve şuur gerekir ki, bu çok büyük zatlara müyesser bir durumdur.

Ehadiyet ise, Allah’ın sonsuz kemal ve cemalinin bir cüzde, bir parçada, bir eşyadaki tecelli ve tezahürüdür ki, bu tecelli vahidiyete nispeten okunaklı ve minyatür olduğu için, her akıl ve kalp bu tecelli ve tezahürü rahat-ı kalp ile okuyabilir.

Ehadiyet dairesinde okunan kemalden hasıl olacak muhabbet, vahideyetin küçük bir modeli olmakla birlikte, vahidiyetin azamet ve büyüklüğüne yetişemez.

Bu iki usul dışında kemal ve muhabbet yakalanamaz. İnsan mahlukat ve esmadaki kemali görmeden, hakiki kemale ulaşamaz.

Diğer bir husus, Allah’ın mutlak kemalinin dairesinden başka kemal düşünülemez. Zira bütün kemaller onun mutlak kemalinin çok perdelerden geçmiş zayıf bir tecelli ve gölgesi hükmündedir. Yani kainattaki bütün kemaller onun mutlak kemalinden geliyor ve ona işaret ve levhalık vazifesini görüyor. 

"Huriler nev'i ve ruhanîler cemaati ve melek cinsi ve cin taifesi ve insan nev'i, birer güzel şahıs hükmünde tasvir ve tanzim ve icad edilmiştir. Hem her biri külliyetiyle, hem her bir ferdi tek başıyla, Sâni-i Zülcemâlinin esmâsını gösterdikleri gibi, Onun cemâline, kemâline, rahmetine ve muhabbetine birer ayrı ayrı aynalardır. Ve nihayetsiz cemal ve kemâline ve rahmet ve muhabbetine birer şahid-i sadıktır. Ve o cemal ve kemâlin ve rahmet ve muhabbetin birer âyâtıdır, birer emârâtıdır. İşte, şu nihayetsiz envâ-ı kemâlât, daire-i vâhidiyette ve ehadiyette hasıldır. Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildir."

"İşte, hakaik-i eşyanın esmâ-i İlâhiyeye dayandığını ve istinad ettiğini, belki hakikî hakaik, o esmânın cilveleri olduğunu ve her şeyin çok cihetlerle, çok dillerle Sâniini zikir ve tesbih ettiğini anla."(2)

İnsan direkt Allah’ın cemal ve kemalini idrak edemez, ancak sebepler ve tecelliler aracılığı ile idrak edebilir. Yani mahlukat aynası olmadan insanın direkt Allah’ın cemal ve kemalini bilip görmesi mümkün değildir. Hatta bu noktada kainat, huriler, cennet de Allah’ın sonsuz cemal ve kemaline işaret eden birer emare birer ayna niteliğindedir. İnsan bu emare ve aynalara bakarak Allah’ın sonsuz cemal ve kemaline intikal edebiliyor. Bu aracılar olmasa insan marifet kazanamaz. Kainatta âdetullah gereği sistem bu minval üzere tertip edilmiş.

Eşyanın hakikati de İlahi isimlere dayanıyor. Mesela, tıp ilminin hakikati Şafi ismine dayanıyor, gıda ilminin hakikati Rezzak ismine dayanıyor, kainattaki düzen ve sistem Nazım ismine istinat ediyor vesaire.

İnsanlar İlahi vahyi bırakıp kendi aklına itimat ettiği zaman, kainat ve eşyanın İlahi cemal ve kemale işaret eden birer ayna birer emare birer levha birer aracı olduğunu inkar edip cemal ve kemali eşyaya ait zannediyorlar. “Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildir.” cümlesi de bu sakat bakışın yanlışlığına işaret ediyor.

Yani eşyanın -haşa- Allah’tan bağımsız, kendine ait bir cemal ve kemali yoktur; bütün cemal ve kemaller İlahi Zat ve isimlerden süzülüp gelmektedir. Eşya sadece bu cemal ve kemallere aracı ve aynadırlar. Eşyanın kendi başına bir cemal ve kemali yoktur. Yani cemal ve kemali Allah'tan bağımsız düşünmek ya da eşyaya ait bir özellik olarak tasavvur etmek batıl bir zan ve tevehhümden başka bir şey değildir. 

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

(2) bk. age., Üçüncü Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
nihayetsiz kemalât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde Zât-ı Zülcelal´in kendi esma ve mahlukatıyla hasıl olur deniyor. başka dairede kemalat aranmamalı deniyor başka dairemi var. bu cümleyi anlayamadım. anlatırmısınız.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Ehli şirk ve delaletin vekiline söylüyor tevehhümle lemalar olmaz diyor galiba sonrasını 5 kısmı okuduğumda konu bütünlüğüne baktığımda ehli şirk ve delalet hiç bir kemalat yok kafada kurmakta kemalat olmaz diyor anladım.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Aslında bütün kemalat Allah'ındır ama insan bunu sebeplere taksim ederek kemalatı başka şeylerden bilebiliyor. Başka dairede aramamalı sözü insanın bu batıl vehmine bir göndermedir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...