"İşte, ubudiyetin esası olan, acz ve fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı Ulûhiyete karşı secde etmeye bedel naz ve fahir suretinde gidenler, zerrecik kalbini Arşa müsavi tutar..." Buradaki "naz ve niyaz makamını" açar mısınız biraz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan fıtraten nihayetsiz aciz ve fakirdir. Öyle ise insan benlik ve gurur davasını bırakıp Allah’a aczi ve fakrı ile sığınmalı, O’nun sonsuz kudret ve rahmetine iltica etmelidir.

Acz; güç yetirememek, elinden bir şey gelmemektir.

Fakr ise muhtaç olmak, noksanlık ve kusurluluk demektir.

“Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir.” (Sözler)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, insanın aczi ve fakrı için “acz-i mutlak” ve “fakr-ı mutlak” tabirlerini kullanır. Mutlak, yâni kendisine bir sınır çizilemeyen acz ve fakr.

İnsan, göze de muhtaçtır, ele de ayağa da. Ve bunların hiçbirini de yapacak güce sahip değildir. Muhtaç olduğumuz şeyler fakrımızı, onları yapmaya güç yetiremeyişimiz ise aczimizi ilan eder.

İnsanoğlu, dudağının önünde nöbet bekleyen havadan, toprağa, suya, güneşe, aya kadar nice mahlûkatı yapmaktan âcizdir ve bunların hepsine de muhtaçtır.

İnsanın her şeyin dizgininin ve terbiyesinin Allah’ın kudret elinde olduğunu anlaması ve tam bir acziyet ile teslim olması, ancak iman ve ibadet ile mümkündür. Bunun dışındaki hiçbir inanç ve ideolojilerle huzuru bulmak mümkün değildir. Tam aksine bu inanç ve ideolojiler insana, kendini beğendirir, acz ve fakrını unutturur ve onu bencil bir firavun şekline dönüştürür.

İşte insan kibir ve benlik davası yerine bu acz ve fakr kanalını işletse, her şey ona itaatkâr olur ve Allah’ın nazdar ve niyazlı bir kulu hükmüne geçer.

Burada "naz makamı" insanın acz ve fakr noktasından Allah’ın rahmetini celbetmesi manasındadır.

Mesela, aciz ve zayıf bir bebeğin anne ve baba yanındaki nazdarlığı gibi, insanın da nihayetsiz acziyet ve zafiyetten gelen Allah katındaki nazdarlığı vardır. Bu nazdarlık hürmetine güneş ve ay insana muti iki hizmetkâr yapılmıştır.

Naz; kelime olarak bir şeyi beğendirmek maksadıyla kendini ağırdan satmak manasına geliyor. Muhabbeti celb etmek için edilen nezaket, letafet ve zarafete de denir.

Istılah olarak naz ise; tasavvufta bazı veli zâtların, aşkın vermiş olduğu coşkun ve taşkın hallerine verilen bir isimdir.

Bu dersteki naz makamı tasavvuftaki naz makamından tamamen ayrı bir mana taşır. Bir kısım evliya Vedud isminin tecellisiyle bazen öyle bir noktaya varıyorlar ki, dillerinden (görünürde bizim edep ölçülerimize uygun düşmeyen) bazı naz cümleleri dökülebiliyor. Üstad Hazretleri, “Senin hakkın naz değil niyazdır” buyurarak bu kapıyı kapıyor.

Niyaz, her halükârda insanın, Allah’a karşı acz, fakr ve kusurunu bilip, O'nun sonsuz kudretine, gınasına ve kemaline iltica etmesi ve ayna olmasıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ender56

"‎طُوبٰى لِمَنْ عَرَفَ حَدَّهُ وَلَمْ يَتَجَاوَزْ طَوْرَهُ 1 Yani, "Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez." Bu kısımla

"Elhasıl, hadiste vardır ki

Yani, medar-ı necat ve halâs, yalnız ihlâstır. İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla hâlis olmayana müreccahtır." Bu kısım arasında bağlantı,ilişki nedir? İzah edermisiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

İnsanın ihlaslı olması durumunda, sadece ilahi emir olduğu için ibadetini yapması ve manevi hizmetleri de sırf Allah emretti diyerek deruhte etmesi söz konusu olabilir. Böyle birisi manasız ve hadsizlik içeren büyük görünmek ve başkalarına da üstten bakmak gibi zaaflardan kurtulabilir. Yoksa böyle bir insan ihlası elde etmezse, haddinden tecavüz edip, büyüklenmeye ve başkalarına üstünlük taslamaya başlar. 

İşte bir insanın haddinden tecavüz etmemesi ve tevazusunu muhafaza etmesi için, İhlaslı olması şarttır. Yoksa kurtulamaz ve mahvolur. Çünkü "medar-ı necat ve halâs, yalnız ihlâstır."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...