"İstidrac" ve "Keramet" ne demektir, farkları nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İstidrac"ın lügat manası, “derece derece yükseltmek veya indirmek”tir. Istılahta ise, “bir kimseyi, kendi arzusuna göre bir noktaya kadar götürüp, sonunda felâkete atmak” manasına gelir. İnsanın nail olduğu bir nimet, eğer onun hakkında hayırlı ise, bu ilahi bir ikramdır. Eğer o nimet o şahsın kibrini ve isyanını artırırsa bu, ikram değil istidracdır.

Bu konuda, Nur Külliyatı'nda şöyle buyurulur:

“Ve onların fenalıkta muvaffakıyetleri muvakkattır ve istidracdır, bir mekr-i ilahidir.” (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.)

Allah, bazı isyankâr ve zalim kullarına bu fenalıklarına rağmen, bolca ihsanlarda bulunur. İlk bakışta, bunun onlar için bir nimet olduğu zannedilir. Hâlbuki bu hâl onların kalplerini ilahi hakikatlerden ve ahiretten iyice uzaklaştırması sebebiyle bir ikram değil, bir istidraçtır, bir mekr-i ilahidir.

Bu hakikati ders veren bir âyet-i kerime:

“Kâfirleri fitneye düşürmek (imtihan etmek) için onlardan bir kısmına dünya hayatının ziynetleri olarak tattırdığımız şeylere sakın gözünü dikme. Rabbinin rızkı hem daha hayırlı, hem daha devamlıdır.” (Tâhâ, 20/131)

Hz. Peygamberin (asm) şu ifadeleri de istidracı anlatır:

“Görsen ki, Allah bir kuluna veriyor, o ise günahlara devam ediyor. Bil ki, bu o kişi için ancak bir istidraçtır.” (İbnu Hanbel, IV, 145)

Bu âyet-i kerime ve hadis-i şeriften müminlerin alacağı çok önemli bir ders vardır: O da “kendisine yapılan ihsanlarla gurura kapılmaması, bunun bir istidraç da olabileceğini düşünerek nefsinin kibirlenmesine fırsat vermemesidir.”

Seyyid Şerif Cürcanî Hazretleri, "Tarifat" adlı eserinde kerameti şöyle tarif eder: “Peygamberlik davasında bulunmayan bir kimseden zuhur eden harikulâde hâl.” Tarifin devamında, “Bu hâl, iman ve salih amel sahibi olmayan birisinde görülürse istidrac olur.” diye ekler.

Keramet, Allah’ın veli kullarında görülen harikulade hallerdir. Mesela, kalplerden geçeni bilmek, su üzerinde yürümek, havada uçmak, tayy-ı mekan gibi... Velayet için keramet şart değildir. Bütün evliyalardan daha üst mertebede bulunan sahabelerde kerametin fazla görülmemiş olması, bunu ispat eder. Asr ı saadeti anlatan kitaplarda zikredilen kerametlerin sayısı, üç-beş tanedir. Bunlardan en meşhuru, Hz. Ömer’in (ra) hilafeti döneminde Medine’de birgün hutbede iken “Ya Sariye! El-Cebel, El-Cebel (Dağa, dağa!)” diye bağırmasıdır. Sariye, Hz. Ömer’in komutanıdır. O esnada İran’da Mecusilere karşı savaşmaktadır. Hz. Ömer’in sesini duyar. Ordunun sırtını dağa yaslar ve galip gelir.

Kerametten daha mühimi, istikamettir. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) ayeti, istikameti emreder. Tarîkattan gaye keramet değil, istikamet olmalıdır. Çünkü, “Bu dünya, daru’l- hikmettir, daru’l-hizmettir. Daru’lücret ve mükafat değildir.”

Allah’ın veli kulları her devirde olmuşlardır ve kıyamete kadar da olmaya devam edeceklerdir. Veliler rahmetin celbine, belaların def’ine vesiledirler. Birer manevi cazibe alanına sahiptirler. Ordudaki subaylardaki rütbeler misali, onların da manevî rütbeleri vardır. İnd-i İlahide makbul insanlar olduklarından, onlara düşmanlık edenler, semâvi afetlere maruz kalırlar.

Keramet, velî kuluna Mevlâ’nın bir ikramıdır. Risale-i Nur’da bu konu şöyle geçer:

“Hem evliyanın kerametleri ise, ekserisi ihtiyarî değil. Ummadığı yerden, ikram-ı ilâhî olarak bir hârika ondan zuhur eder.” (Mektûbat)

Yukarıda ifade edildiği üzere, “Kerametlerin çoğu ihtiyarî değildir.” Yani bir velî, çoğu zaman kendi iradesiyle keramet gösterme yoluna gitmez. Ve insanların o zâtı velî tanımak gibi bir mükellefiyetleri de yoktur. Ama mucize bu yönden kerametten çok farklıdır. Peygamber olan zât, kendisinin Hak Elçisi olduğunu ispat için Allah’ın izniyle mucize gösterir. Bunu gayr-ı ihtiyarî değil, iradî olarak yapar. Ve onun peygamberliğini kabul etmek muhatapları için şarttır.

Nur Külliyatı'nda kerametle istidracın farkı anlatılırken şöyle buyrulur:

“İstidrac ise, gaflet içinde iken eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garib fiilleri izhar etmekten ibarettir.” (Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale.)

Allah’tan gafil olan bir bilim adamının kendi sahasında yeni keşiflerde bulunması, insanlar için gayb hükmünde olan o gerçekleri meydana çıkarması bir istidraçtır.

Nur Müellifi, bu istidraç sahibinin, söz konusu başarıyı kendi nefsine isnat etmekle enaniyet yoluna girdiğini ve gurura kapıldığını kaydeder. Yaptığı keşfin, Allah’ın bir ihsanı ve ikramı olduğunun şuurunda olan bir bilim adamı ise Rabbine şükreder, asla gurura düşmez.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

erdem79

Ehl-i iman bir zatta da küfür yolunda istidrac hali görülebilir mi ?Yoksa sadece iman ehli olmayanlarda mı istidrac hali görülür ?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Ehli imanda görülen keramet ehli küfürde görülen ise istidraç oluyor. Ehli iman gafil ve günahkar birisi ise bu istidraç olabilir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...