Block title
Block content

İtibari emirlerde kudret taalluk etmiyor. Dolayısıyla abde veriliyor. Camın kırılması, toprağın açılması da itibari değil midir?

 
Soru Detayı:

Toprak altındaki tohuma kudret tecelli eder, o da nüvelenince üstündeki toprağı aşar. Şimdi burada toprağa Cenab-ı Hakk'ın kudreti zaten tohum vasıtasıyla yukarı bir kuvvet uygulanıyor. 

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Varlık sınıfından olan mümkinatın üç kısmı vardır.

Birisi mevcut, yani varlık sahasına çıkmış, harici vücudu olan her şey demektir. Bu mevcudatı yaratan ve idare eden, Allah’ın kudret sıfatıdır; kulun hiçbir müdahalesi olamaz. Burada Allah’ın kudret sıfatına “bilfiil” tabirini kullanabiliriz. Camın kırılması, tohumunun yeşermesi, toprağın açılması gibi mevcut şeylerin yaratıcısı bizzat kudret sıfatıdır. Bunları kudretten hariç görmek şirk olur.  

Mümkinatın ikinci sınıfı ise “madum”dur. Yani, varlık sahasına çıkması mümkün ve caiz olup da, henüz varlık sahasına çıkmamış olan şeylerdir. Burada Allah’ın kudret sıfatı tecelli edebilir, ama henüz tecelli etmediği için İlahi kudret burada “bilkuvve” olarak hazır bir vaziyette denilebilir. Yani kudretin bilkuvve olması, tecelli etmesi imkan içinde iken, henüz tecelli etmemiş hali ve potansiyeli anlamandadır. 

Mümkinatın üçüncüsü ve irade ve ruhun mahiyeti ile alakalı olan kısmı ise, itibari ve nispi şeyler dediğimiz; “mevcut ile madum” arası olan varlıklardır. Bu üçüncü sınıf olan itibari ve nispi emirler,  ne "mevcut"tur, ne de "madum”dur; ikisi arasında bir makam ve mevkie sahiptirler. Bu sınıfta Allah’ın kudret sıfatının taalluk ve tecellisi yoktur. Mec’uldür, ama mahluk değildirler. Yani Allah’ın  takdiridir, ama kudretin alanı olan mahlukat sınıfından değildirler demektir.  

Allah’ın ezeli ve ebedi olan  yedi sıfatı, taalluk  noktasından farklı  tecelli ederler.

İlim ve Kelam Sıfatı: Varlığın hem vacip hem mümkün hem de mümteni olan kısmına tecelli eder. Yani Allah’ın ilmi hem kendini, hem mümkünü, hem de muhali ihata eder. Kelam sıfatı da aynı ilim gibidir.

İrade ve Kudret Sıfatı: Varlığın sadece mümkün sınıfına taalluk ve tecelli eder. Vacip ve mümteni sınıflara tecelli ve taallukları yoktur. Şayet olsa idi; Allah’ın kendi Zatı ve sıfatları hakkında tebdil ve tagayyürü, aynı zamanda mahlukatı ilah yapmak gibi şeyler caiz olurdu. Bu sebeple bu iki sıfat sadece mümkünde tecelli ve taalluk ederler.

Sem ve Basar Sıfatı: Bu sıfatlar mümkün içinde sadece mevcut sınıfında tecelli eder. Yani madum sınıfında tecelli ve taallukları yoktur. Zaten madum; olmayan demek olduğu için, görülmesi ve işitilmesi söz konusu değildir.

*   *   *

Mec’ul ve mahluk kavramları arasındaki farkı biraz açmaya çalışalım:

Bir bina yapılırken, usta, binanın sağ sol, aşağı yukarı, alt üst, doğu batı gibi izafi yönlerini çekiç ve iş araçları ile çakmaz. Bina vücut buldukça, bu izafi kavramlar da bununla beraber terettübi olarak belirmeye ve tebeyyüne başlarlar. Ustanın çekici ile yapılmadıkları için, bir fayans veya tuğla gibi mevcut sayılmazlar. Bir fayans veya tuğla gibi mevcut olmamaları, tamamen yok ve hiç oldukları anlamına da gelmez. Birisine  binanın sağı neresidir sorulsa, adam hemen gösterir. Şayet yok ve hiç olsa idi, adam nasıl gösterecekti. Zira aslı olmayan bir şey ne ispat edilebilir, ne de gösterilebilir. Adamın, binanın sağını göstermesi, izafi de olsa bir varlığının olduğunu göstermektedir.

İnsan mahiyeti de bir bina gibidir. İnsan binası inşa olunurken, bu binaya müterettib çok nisbi ve izafi hatlar ve kıyas araçları mevcudiyetsiz ve cisimsiz olarak varlık sahasına çıkarlar. Bunların Allah tarafından insan mahiyetine takılmasının sebebi ise; bu farazi hatlar ile Allah’ın mutlak ve idrak ve ihatası imkansız olan isim ve sıfatlarını bir nebze kıyas ile anlamak içindir. İnsana verilmiş olan benlik, yani sahiplenme duygusu ile insan cüzi ilim, irade, kudret gibi şeyleri kıyas ederek, Allah’ın külli ilim, irade, kudret gibi mutlak sıfatlarını anlamaya çalışır.

İnsan ruhunda da benzer manalar vardır. Yani mahlukata konu olan yönü var, olmayan yönü var. Ruhun mahluk olan yönü hayvani olarak tarif edilen yönüdür. Mahluk olmayan yönü ise itibari ve nisbi alemdeki yönüdür. Yoksa mahluk değilse, ilahtır anlamına gelen bir önerme, burada geçerli olmaz. Zira mahluk ile ilahlık arasında varlıklar da mevcuttur. İrade ve ruhun cevher kısmı buna örnek olarak verilebilir. Yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi, binanın her yönü mahluk ve cisim değildir. Ustanın eli ile yaptıkları mahluk ve cisimdir; ama terettübi olarak meydana gelen nispi varlıklar mec’uldür. Yani mahluk olarak değil, tasarlanmış olarak varlık türündendir.

Ruhun emir alemindeki cevher kısmı mec’uldür, yani kudretsiz olarak varlık sahasına çıkmıştır, geri kalan hayvani ve sair aksamı ise mahluktur, yani kudretin tecellisi ile vücut bulmuştur.

Üstad Hazretleri mevcudattan olmayan nispi emirlere; kudretin taalluk etmediğini şu şekilde ifade ediyor:

"Hülâsa: Âdetullahın cereyanı üzerine hasıl-ı bil'masdarın vücudu, masdara mütevakkıftır. Masdarın esası ise, meyelandır. Meyelân veya meyelândaki tasarruf mevcudattan değildir ki, bir müessire ihtiyacı olsun. Mâdum da değildir ki, hasıl-ı bil'masdar gibi mevcud olan bir şeyin vücuduna şart kılınmasına veya sevab ve ikaba sebeb olmasına cevaz olmasın."(1)

İrade sıfatının bir yüzü mevcudattan olmadığı halde, nasıl mesuliyete kaynaklık edebiliyor ise, ruhun da mevcudatla alakası olmayan sahici bir yüzü ve bir mahiyeti vardır. İrade nispi olduğu halde bedeni nasıl yönetiyor ise, ruhun nispi, yani mahluk olmayan yüzü de bedeni aynı şekilde çekip çevirebilir. Burada önemli bir nokta; izafi demek, hakikati yoktur, demek değildir. Nispi emirler, varlığın değişik bir boyutu, başka bir formatıdır. Yoksa sahici değil, demek değildir.

Bazen delalet medlülün rengi ile boyanır. Mesela; "Kur’an mahluk değildir." önermesi delalettir, medlülü yani delalet ettiği mana ise; Allah’ın kelam sıfatı mahluk ve muhdes değildir demektir. Yoksa kıraat ettiğimiz iki kapak arasındaki kitap mahluktur. Mutezile, "Kur’an mahluktur." derken, kelam sıfatını inkar niyeti ile diyor. Ehlisünnet bu niyeti tard etmek için Kur’an mahluk değildir diyor. Yani Allah’ın kelam sıfatı vardır manasında, Kur’an mahluk değildir diyor.

Ruhun mahluk olmaması da emir alemindeki cevher kısmına bir delalet içindir. Yani ruhun özü ve mayası mahlukattan farklı ve özel bir cevher demektir. İşte mec’ul bu manaya delalet ediyor. Yoksa Allah’tan bağımsız, kendi başına var olup, ezeli olan demek değildir.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi 7.Ayetin Tefsiri.

İlave bilgi için tıklayınız:

Mecul-i ilahi ve makdur-i ilahi kavramlarını izah eder misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...