"İtikadda da tatil ifrattır, teşbih tefrittir, tevhid vasattır." cümlesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İfrat, bir şeyde aşırı gidip hak çizgisinden çıkmak demektir. Tefrit ise haktan geri durmak, hak çizgisinin gerisinde kalmak demektir. Vasat ise, orta yoldur. Yani, ifrat ve tefrite düşmeden, hak çizgisinde durmaktır.

Bu üç yol ve tarz, her şey için geçerlidir. Yani insanın üç kuvvesi olan Kuvve-i Akliye, Kuvve-i Gadabiye ve Kuvve-i Şeheviyede ifrat, tefrit ve vasat mertebe olabilmektedir. (1)

İfrat ve tefrit dediğimiz haktan sapma ise delillere karşı bir isyandır ve hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir. (2)

Üstat, burada, İman ve itikadın da ifrat, tefrit ve vasatının olduğunu izah ediyor.

Buradaki ta'til kelimesiyle Muattıla; teşbih kelimesiyle Müşebbihe güruhuna işaret edilmiştir. Bu iki grup itikad noktasında iki aşırı uçtur.

İfrat olan ta’til mutlak küfrü ifade ediyor. Ta’til bugünki ifadesi ile ateizm demektir. Bunlar külliyen Allah’ın varlığını inkar ediyorlar ve tamamı ile materyalisttirler. Yani her şeye ya tabiat yapmış ya tesadüfen olmuş ya da sebeplerin eli ile oluyor diyorlar.

Küfür genel bir terim olup bütün inkarcıları ve inkar fikirlerini içine alan külli bir kavramdır. Tatil ise küfür teriminin bir şubesi bir cüzüdür. Yani her ta’til küfürdür lakin her küfür ta’til değildir.

Mesela Hıristiyanlar da küfür içindeler lakin muattala değiller Allah’ın varlığını inkar etmiyorlar sadece sıfatında hata ediyorlar. Yahudiler de hakeza kafirdirler ama ateizm demek olan ta’til içinde değildirler. Bu ölçüyü diğer inanç guruplarına da tatbik edebiliriz.

İtikatta tefrit ise, Allah’ı mahlukata ve cisimlere benzetmek ya da cisimleştirmektir. Buna da, mücessime ve müşebbihe gibi dalalet fırkalarını misal verebiliriz. Bunlar, Allah’ı, Kur’an ve hadislerdeki bazı teşbihlere dayanarak cisimleştirmişlerdir. Hatta daha ileri gidenler, Allah’ın zatı, insanın sureti ve şekli gibidir diyerek haktan sapmışlardır.

İtikatta vasat ise, yani hak ve doğru olan orta yol ise, tevhittir. Yani ne Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr eder, ne de Allah’ın zat ve sıfatlarını mahlûkata ve cismani şeylere benzetir. Allah vardır ve birdir. Buna şahit, bütün kâinattır. Aynı zamanda, Allah mahlûkattan ve sıfatlarından münezzeh ve müberradır. Bu ise bütün hak dinlerin ortak ismi olan Hanif dininin esasıdır.

Bu üç mertebenin de kendi içinde kullanıldığı makama göre üç mertebesi vardır. Şöyle ki;

1- Muattılanın manası ilhaddır. Yani Cenab-ı Hakk'ın varlığını inkardır, buna misal olarak ateizm verilebilir. Müşebbihe ise Zat-ı Zülcelalin varlığını kabul eder fakat mümküne veya insana teşbih ile tefrite düşer. Vasat ise Zat-ı Vacibu'l-Vücud vaciddir, mevcuddur, ezeli ve ebedidir. Mümkünata benzemez.

2- Muattıla Halık'ı kabul eder, fakat kâinattaki tasarrufunu kabul etmez ki ifrattır. Buna örnek olarak Deizm verilebilir. Müşebbihe ise Cenab-ı Hakk'ın tasarrufunu hulul, ittihad, ittisal manasında kabul ile tefrite düşer. Vasat ise: "Her şey, her anında; her şe'ninde kudretin tasarrufatı altındadır. Fakat Cenab-ı Hakk'ın mümkünatla nisbeti sadece hallakiyettir" der.

3- Muattıla sıfat-ı kudsiyeyi tevhide aykırı diye zat ile aynı düşünerek nefy eder, ifrat eder. Müşebbihe ise sıfat-ı Sübhaniyeyi insan sıfatına benzeterek tefrite düşer. Vasat ise: "Zat-ı Zülcelal vahiddir, ehaddir, sıfat-ı Kudsiye-i İlahiye ile muttasıftır.Sıfatları mümkünatın sıfatlarına benzemez" der.

(1) bk. Şualar, On Beşinci Şuâ.
(2) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 26-27. Âyetin tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...