Block title
Block content

Kader için kullanılan; "İlmî ve nazarî değillerdir." cümlesi ile "Kader, ilim nevindendir." cümlesini beraber nasıl değerlendirebiliriz? Kader Risalesi baştan sona ilmi değil mi?..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kader ve cüz-ü ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir." (1)

"Kader, ilim nev’indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa, malûm, ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri, malûmu, haricî vücut noktasında idare etmek için esas değil." (2)

Kadere iman; insanı gurur halinden kurtaran bir ilaç bir reçete iken, iradeye iman da insanı sorumsuzluk halinden ve durumundan kurtaran bir ilaç bir reçetedir. Bu iki hal yani gurur ve adem-i mesuliyet insan için büyük bir risk taşımaktadır. Kader ve irade de bu riskleri tadil edip insanı istikamete sokan iki mühim hali ve vicdani bir mülahazadan ibarettir.

Burada kullanılan hali ve vicdani tabirleri öznel ve sübjektif anlamında kullanılırken ilmi ve nazari tabirleri de objektif ve bilimsel anlamda kullanılıyor. Dolayısı ile kader dediğimiz öznel sezgi, laboratuvara sokulup incelenecek bir obje değildir. Yoksa kaderin varlığı ve ispatı gayet akli ve ilmidir. Kader risalesinin ilmi ve nazari olması bu yönü iledir.

Kaderin ilim türünden olması ve ilmin maluma tabi olması çok farklı bir konudur.

İlim sıfatı sadece bilmek noktasından müdahildir, yoksa insanın iradesini zorlamak ve baskı kurmak açısından değil. Zaten ilim sıfatı mahiyeti itibari ile baskı yapacak bir sıfat değildir. Buradaki ilim maluma tabidir sözü; Allah’ın insanın ne yapacağını, önceden ve olmadan bilmesi anlamındadır. Yoksa tabi sözünde Allah’ın azamet ve izzetine yakışmayacak bir mana yoktur. Tabi olma sözü burada bir kanuna ve bir hakikate işaret eden mecaz ve teşbihtir. Tıpkı “Arşa istiva etti” âyetinde olduğu gibi. Allah tebaiyetten ve bir şeye bağlı kalmaktan münezzeh ve mukaddestir.   

İlim maluma tabidir sözünü akla yaklaştırmak için şöyle bir temsil verelim: Ehli kalp olan bir hakim adliyeden dışarıyı seyrederken telaşla bir zatın geçtiğini görüyor ve katibe diyor yaz; şu adam ileride haksız bir cinayet işleyecek ve cezası da şudur, o katip hakimin hükmünü dosyalayıp rafa koyuyor. Aynen dosyadaki gibi o adam gidip haksız bir cinayeti işleyip hakimin huzuruna çıkarılıyor. Hakim o adama hitaben ben senin bu suçu işleyeceğini sezdiğim için dosyanı  hazırladım cezan şudur diyor. Şimdi o katil Hakime sen bu dosyayı hazırladığın ve cezamı takdir ettiğin için ben bu suçu işledim dese ne kadar hakikatsiz olur.

İşte Allah’ın ezeli ilmi ile bizim ne yapacaklarımızı önceden bilip kaderde dosyalaması da bunun gibidir. Burada insanın itiraz ve şikayete hakkı yoktur. Zira Allah’ın ilmi ve olayları önceden bilip kadere yazması cebir vasıtası değildir.

Malumun ilme tabi olması durumunda durum aksine dönüp insan iradesinin iptali ortaya çıkar ki; bu doğru bir hüküm değildir. Batıl cebriye mezhebinin savunduğu fikir bu minval üzeredir. Ehl-i Sünnet ise ilim maluma tabidir hükmünü benimsemiştir.

Malumun ilme tabi olması; insan iradesinin üzerindeki mutlak baskıyı ifade ettiği için, devir ile tabir ediliyor. Devir burada insan iradesinin İlahi irade karşısında mutlak bir baskı ve cebir içinde olmasına karşın, Allah’ın onu özgür bir irade sahibiymiş gibi mesul tutmasıdır ki; bu bir kısır döngüdür. Yani dudaksız bir insana üfle demek, bacaksız bir adama koş demek, gözsüz bir adama gör diye mesuliyet vermek gibi kısır bir döngü olur. Allah böyle şeyleri yapmaktan ve emretmekten münezzeh ve mukaddes olduğuna göre, malum ilme tabi diyemeyiz. İradesiz bir adamı iradeli bir adam gibi mesul tutmak devir ve dolayısı ile haksızlık demektir.

Kader ve kadere iman rüknü, psikolojik yönü ağır basan bir iman rüknüdür. İmanın diğer rükünleri gibi ilmi ve nesnel rükünler değildir. Bu imana dair rükün, insana, mesuliyet duygusunu ve gururdan korunma yolunu gösteriyor ve insanın ruhunda ve vicdanında bu esası tesis ediyor. Yoksa kader objektif ve herkesin aynı şekilde anlayacağı ilmi ve bilimsel bir değer değildir.

Mesela, bir kavunun objektif yani bilimsel yönü herkesçe aynıdır, aynı manayı ifade eder, ama kavunun tadıldıktan sonra insan ruhunda bıraktığı iz ve tat ise herkeste subjektif bir şekilde tezahür eder. Herkeste farklı çağrışımlar bırakabilir. Kavunun herkesçe malum yönü ilmi ve nesneldir, her insanın tadıp farklı şeyler hissettiği yönü ise hali ve özneldir.

Burada kullanılan "hâlî" ve "vicdanî" tabirleri öznel ve sübjektif anlamında kullanılırken, "ilmî" ve "nazarî" tabirleri de objektif ve bilimsel anlamda kullanılıyor. Dolayısı ile kader dediğimiz öznel sezgi, laboratuvara sokulup incelenecek bir obje değildir. Yoksa kaderin varlığı ve ispatı gayet akli ve ilmidir. Kader Risalesi'nin ilmi ve nazari olması bu yönü iledir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas.

(2) bk. age., İkinci Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mebhas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 9263 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

inkişaf

Her hakikatin hem öne hem sona, hem menbaa hem de muhataba bakan yanları ve yönleri var...
 
Kader hakikati muhatabı olan insana bakması itibarıyla hali ve vicdanidir. Her yönüyle ilmi ve fenni değildir.
 
Ancak menba-ı hakiki olan Cenab-ı Hakk'a nispetle ilimdir. Çünkü kader ilm-i ezeliye isnad eder. Bu yönüyle ilimdir denilir. 
 "Kader imanın zirvesidir. Yani, Allah' a sıfatlarına ve ahirete imandan sonra terettüp eder. Allah'ı sıfatları ile tanımayan, melekleri, ahireti ve kitapları bilmeyene kaderden bahsederseniz hiçbir şey anlamaz. Şaşırıp kalır. 

Ancak Kader Allah'ın ezeli ilmi ve bu ilmin Levh-i Mahfuzdaki tesbiti olduğu için Allah'ın ilim ve iradesini bilmeyene kaderi anlatamazsınız. Zira o İlm-i ilahinin her şeye taallukunu bilmiyor. İlmin ne olduğunu bilmeyene ilmin yazı ile tesbitini nasıl anlatacaksınız. Bu nedenle kader ilim nevindendir, ilim ise maluma tabidir. Yani, nasıl olacaksa öyle biliyor. Bilgi zorlayıcı ve yaptırımı olan bir şey değildir, sadece tesbittir. 

Kaza ise kaderi tesbitin ve ilimdeki sayıların ve bilginin irade ve kudret ile ilimden, alem-i gaybdan alem-i şahadete çıkmasıdır ancak ilimde nasıl ise öyle zuhur eder. Kaza ve Kaderin ilim, irade ve kudret ile münasebeti böyledir. 

Kaza, kaderin zuhuru olduğu için nazaridir. Görülür ve göze hitap eder ve olay ve fiil ve eşya olarak zuhur etmiş şeklidir. Halbuki kader ilim nevinden olduğu için nazari değil vicdanidir. Yani biz ilmi ancak kitaplara yazı şeklinde ve işleyerek maddi eşya şeklinde görebiliriz ama ilmin kendisi zihinde ve ruhta ve hakikatte vicdanen kabul edilen ama varlığını maddi olarak ispat edemediğimiz bir şeydir. Kabul edilir ama gösterilemez. Aynı şekilde cüz'i ihtiyari ve irade dediğimiz şey vardır ama fiil olarak ortaya çıkmadığı için vicdanen kabul edilir ama ispat edilemez. Ancak kaza olunca, yani iradi bir eylemle ortaya çıkar, ilim de bir eylem ve fiille ortaya çıkar. 

Bu nedenle kader ve cüz'i ihtiyari potansiyel olarak insanda vardır hali ve vicdanidir, varlığı vicdanen kabul edilir, bir eyleme dönüşünce bu eylemin cüz'i iradeden kaynaklandığı ve bir ilimden kayanklandığı bilinir.

Kaza ile Kader  ve İlim ile irade arasında böyle bir ilişki vardır.

"Kader iman sınırı ile kuşatılmıştır bu insana bakar. Yaratılan alemlerin kader kanunları farklı farklıdır. Meleklerin, cinlerin, ruhanilerin, gezegenlerin, hatta cennet ve cehennemin kaderleri farklıdır. İnsanın cüzi iradesiyle yaptığı işler neden-sonuç ilişkisine bir kaderi kanuna bağlı olarak gerçekleşir. Ateşi yakarsın bir kanunla tutuşur. Evlenirsin biyolojik kanunla Allah dilerse çocuk olur. Bedüzzaman Hazretleri bir yerde kadere ilmi derken bu kanunları ön görür. Bir diğer yerde kader ilmi değildir derken Allah’ın sıfat ve zat tecellilerinin ve buna bağlı ortaya koyduğu kaderin ilimle kavranamayacağını ön görür. Örneğin anne karnındaki bir bebeğin ilimle kız mı erkek mi olduğunu bilim hakikatıyla önceden bilmek mümkün. Hatta tıp bilimiyle anne karnındaki bebeğin hastalıklarını tespit etmek mümkün. Ancak o çocuğun rızkını, sait mi şaki mi olduğunu, kimle evleneceğini ilimle bilmek asla olası değil. Kader cüzi iradeye bakan yönüyle bir ilme bağlıdır. Kader cüzi irade dışında da bir ilme bağlıdır. Örneğin deprem bir ilimledir. Bir de Allah’ın sıfat ve zatından olaylar vardır ki bunlar ilmin neden sonuç ilişkisi ile asla kavranamaz. Mümin din ve sünneti seniye sınırında bir hayat sürmeli. Dünyevi uhrevi işler için elden geleni yapmalı…Gerisini de kadere verip huzur bulmalı…

Kader Allah'ın bir sırrıdır.Sınırlarını Allah bilir.İnsanın erkek,dişi yaratılması şekli parmak izi birer takdiri kaderdir.İnsanın cüzi (kendi) iradesi ile atacağı adımlar vardır.Bunlar Allah'ın kaderi değil kader etmesidir.Sözgelimi,zina etmesi,içki içmesi,namaz kılmaması,yalan söylemesi,gıybet etmesi,faiz yemesi,bir cemaate girmemesi,çoğu zaman kendi iradesiyle biri ile evlenmesi,birini öldürmesi Allah'ın murat ettiği şeyler değildir.Kul cüzi iradesi ile bu işleri yapar Allah da kader eder.Bir insan evine benzin döküp evi yaksa Allah kader eder ev yanar kül olur.Bu cüzi iradeye bağlıdır.Allah kadere yazdığı için o gerçekleşmez.Evlilikte bir de Allahın kader yazdığı durumlar vardır.Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar mutlaka yazılan kaderle evlenirler.İnsanların akılları da kaderdir.Allah kimini zeki kimini orta zeka kimini dahi yaratır.Ecel Allah'ın takdiri kaderidir.Vakit dolduğu an cüzi irade ile ömür uzamaz.Doğal afatlar doğa olayları birer kaderdir.Değişmez.Dini hayatta sünneti seniyye dairesinde ledün sahibi olmak kaderi bir takdirdir.Bunlar Allah'ın MURAT ettiği zümrelerdir.Kaderinde veli olması murat edilmeyenler velayet konağına gelemezler.Ancak cüzi iradeleri ile bolca zikrederseler onların velayeti ölüm anında kendilerine verilir.Bayanlar için başaçık gezmek kader değildir.Cüzi iradedir.Başı açık bir bayan bu haliyle din sınırını çiğnediğinden başta ruh huzursuzluğu,bereketsizlik olmak üzere haram sınırlarına bakan her erkeğin pis nazarlarına odak olarak sabahtan akşama değin sürekli günah kazanırlar.Başı açık bir bayan kesinlikle Allah'ın velilere ikram ettiği nimetlere erişemezler.Çetin bir Cehenenm azabı kendilerini bekler.Kader cüzi irade ve cüzi iradenin dahli olmadığı bir yapı olarak bazen iç içe geçmiş bir yaratılış sırrıdır.Allah en doğrusunu bilir.Selam ve duayla..."

Burada birincisi mümin açısından diğeri de Cenab-ı Hak açısından bir izah ve değerlendirme yapılmıştır.


Cenab-ı Hak için konuya bakıldığında "Kader, ilim nevindendir.” Cenab-ı Hak ezeli ve ebedi ilmi ile kulun cüz-i ihtiyarîsi ile yapacaklarını biliyor ve yazıyor. Bu cüz-i ihtiyarî kısmından tamamen insan sorumludur, ilim ile bilen sorumlu değildir. Güneşin tutulmasını ilim ile bilen astronom gibi…


Diğer “ilmî ve nazarî değillerdir." kısmı ise, mümine bakan yönüdür.  Cenab-ı Hakk'ın bizim yıllar sonra ne yapacağımızı en ince detayına kadar bilerek kader defterine yazmasına inanmak ancak imanın nihayet hududu ile mümkün. Cenab-ı Hakk'ın zerreden yıldızlara kadar her şeyi halkeden ve idare eden tohumdan meyveye kadar her şeyi kaydeden ilim ve kudretini anladıktan sonra kadere inanmak mümkün.


Hali ve vicdani kısım ise, kader vecüz-i ihtiyarînin varlığı ilmî ve nazarîdir ancak nerede başlayıp nerede bittiği veya mahiyeti tam olarak net değildir yani sınırları “ilmî ve nazarî değillerdir." Nitekim itikadi mezhepler de farklı izahlar getirmişlerdir.  Bu sınır kişilere ve imtihanının şiddet ve derecesine göre fark edebilir.  Çünkü burada denge sözkonusu.  Kaderdeki maksatlardan en önemlisi:

1-Kişiyi gurur ve kibirden korumak : Bu hayrı yapan sen değilsin, Allah’tandır, unutma!

2-Sorumluluktan kaçmamak: Şer de Allah'tandır. Ancak cüz-i ihtiyarî var, sorumluk sana aittir.


İki tarafı da uçurum olan bir yol düşünün. Biri gurur diğeri sorumsuzluk uçurumları. Kişinin haline ve vicdanına göre bir konum belirlemek gerekiyor. Kişi yaptığı hayırları sahiplenerek gurur ve ucba gidiyorsa kader şeridinin genişliği daha farklı olacaktır. Günahlarına ve hatalarına aldırmıyorsa sorumluluk ve cüz-i ihtiyarî de aynı şekilde.


Mümine küçük günahları dahi dağ gibi görünür. Dağ gibi hayırlı amelleri de çok küçük görünür. Münafık ve kafir için ise tam tersi.

Kader ve ve cüz-i ihtiyarînin nerede başlayıp nerede bittiğini, her iki uçurumdan korunmak için halimize ve vicdanımıza göre karar vermeliyiz ve emniyet payını da asla ihmal etmemeliyiz.

Salih amelde iyi olan bir müslüman gurura ve ucba düşmemek için kader kısmına ağırlık vermeli. Takvada yani günahlardan kaçınmada zayıf ise  cüz-i ihtiyarîyeye daha çok önem vermesi gerektiği gibi….


Diğer önemli bir husus ise ifade de "Kader, ilim nevindendir.” deniliyor. İlimdir denilmiyor.  Yani kaderde ilim var, kudret var, irade var,  bizi ateşten korumak için terbiye ve ikaz var, musibetlere karşı teselli var...

Son olarak: Allah'ın bilmesi noktasından ilimdir. Yoksa kulun bilgisi, ilmi değildir. Vicdanda makes bulduğu ve iman rükünlerinin son noktasını teşkil etmesi hasebiyle içinde bulunulan son imanî noktayı çağrıştırdığı için İnsanlara ilmî yollarla izahı mümkün değildir...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

Kader Risalesi'nin başında; "Kader ve cüz'-i ihtiyârî, İslâmiyet'in ve îmânın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir îmânın cüz'lerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir" denilir ve ardından şu açıklama yapılır:

"Yâni mü'min her şeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakk'a vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için 'Cüz'-i ihtiyârî' önüne çıkıyor. Ona 'Mes'ul ve mükellefsin' der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemâlât ile mağrur olmamak için, 'kader' karşısına geliyor. Der: 'Haddini bil, yapan sen değilsin.'"  (1)

Burada "ilmî ve nazarî değillerdir." ifadesi "hâlî ve vicdanî" kelimelerine mukabil kullanılır. Yani, kader ve cüz-i ihtiyari meseleleri insanın iç aleminde hâl olarak yaşadığı, vicdanen bildiği meseleler cinsindendir. Söz gelimi, insan elma ile portakalın lezzetleri arasındaki farkı kelimelerle anlatamayabilir, ama vicdanen bu ikisinin lezzetlerinin farklı olduğunda asla şüphesi yoktur. Benzeri bir şekilde, bu insan kader ile insanın cüzi iradesi arasındaki ilişkiyi ifadede zorlanabilir, ama vicdanen bilir ki, hem ilahi proğram olarak kader vardır, hem de insan yaptığı fiillerden sorumludur. Bunların birinin varlığı diğerine engel değildir.

"Kader ilim nevindendir." cümlesine gelince; bu cümle, insan fiillerini Allah'ın bilmesine kader denildiğini, kaderin bir yaptırımı olmadığını bildirir. Malum olduğu üzere, insan söz gelimi bir evi önce proje olarak çizer, ardından onu gerçekleştirir. Ama sadece projenin kendisi o evi meydana getiremez...

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Ledün ilmi ;kader ilmi midir?Sonuçta ledün ilmine vakıf Hz.Hızır ;işin içyüzünü bilerek icraatta bulunuyor.Kaderi biliyor demektir o zaman?Yani o hadisedeki kader levhasını görmüş diyebilir miyiz?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Kader her şeyin en son hali ile yazılması olduğu için ilm-i ledünü de içine alır. Hızır (as) kaderin levhalarını görebiliyordu denilebilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...