Block title
Block content

Kaderin, gururdan kurtarmak için akideye dahil olmasını, Üstad'dan başka ifade eden olmuş mu? Kaderle gurur arasında nasıl bir bağlantı vardır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İrade insana mesuliyet ve sorumluluk verirken, kader de insanı gurur ve kibre kapılmaktan muhafaza ediyor. İkisi arasında müthiş ve ince bir denge söz konusudur. Birisi haddi aşacağı zaman diğeri onu frenleyip dengede tutuyor. İrade ben yaptım ben ettim havasına girince kader önüne çık haddini bil diyor, aynı irade  bütün kabahat ve suçları kadere yükleme sadedinde iken irade önüne çıkıp, "hop dur bakalım sen mesul ve sorumlusun" diyor. Bu sebeple kader ve irade imanın altı rüknünden birisi olmuştur. Şayet bu denge olmasa insan tekemmül edip terakki edemezdi.

Kaderin biri büyük diğeri küçük olmak üzere iki dairesi var. Büyük dairede insan iradesinin bir fonksiyonu ve tercihi söz konusu değildir, insan bu dairede mutlak bir cebir içindedir. Bu dairenin tek galibi ve hakimi Allah’tır. Bu dairede insan iradesi işlemediği için, Allah bu dairede olup bitenlerden insanı sorumlu tutmayacaktır. Bu daire, şu ana babadan olmamız, şu memlekette doğmamız, şu boyda ve şu şekilde olmamız, şu ırktan olmamız gibi insan iradesinin tesiri olmayan şeylerden oluşuyor.

Küçük dairede ise hakim ve müreccih insan iradesidir. Yani bu küçük dairenin idare ve tercihleri tamamen insana aittir. Bu sebeple insan bu dairede olan biten her şeyden sorumlu ve yükümlüdür. Zira kontrol insan iradesindedir. Bu dairenin faaliyet alanları ise iman küfür, iyi kötü, hayır şer, günah sevap gibi şeyler arasında seçim ve tercih yapmaktır.

İslam ve Ehl-i Sünnet inancında insan kaderin önünde mahkum değildir. İnsan kendine verilen cüzi iradesi ile seçim yapabilir. Öyle ise seçiminin sonucundan da mesuldür.

İnsan iradesine temas eden fiillerin ve  amellerin iki boyutu iki yüzü vardır. Birisi, fiilin yaratılması ki bu tamamen Allah’a aittir. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Diğeri ise, fiilin tercih edilmesinde irade ve seçme işidir ki, bu kısım da tamamen insana aittir. Yani bir fiilin aslını Allah yaratır, vasfını ise insan iradesi ile tayin eder. O zaman yaratmak Allah’ın mesuliyet ise insanın olur. Bu hayırda da şerde aynıdır değişmez.

Allah, bu dünyada kudretini bizim yaratma kabiliyeti olmayan, ama seçme hürriyeti bulunan irademize bağlamıştır. Allah biz ne istersek adeti gereği onu yaratır. Mesela camiye gitmeyi istedik bizi camiye götüren Allah’tır ya da meyhaneye gitmek istedik bizi meyhaneye götüren yine Allah’tır. Allah imtihan gereği sonsuz kudretini insanın zayıf iradesine şart yapmış, insan ne talep ederse onu yaratıyor. Öyle ise yaratan değil tercih eden mesuldür.

Bir hayrın meydana gelip vücut bulması, bütün şart ve sebeplerin bir araya gelmesine bakar. İnsanın hayra olan niyet ve arzusu ise bu şart ve sebeplerden sadece  bir tanesidir. Mesela, namaz kılmakta yüz tane fiil olduğunu varsayalım, bu yüz fiilden, doksan dokuzunu Allah yaratır. Geri kalan niyet işini ise kul yapar. O zaman insan, bu namaz kılma eylemini icat ciheti ile kendi üstüne alamaz. İşte kader bu noktada devreye girip insanı gurura düşmekten kurtarır. Hayrın her şeyini planlayan kader yaratan da kudret olduğuna göre  senin hayırdaki yüzde bir hissen ile hayrı üzerine alıp gurur ve kibre girmen mümkün değildir. Kader inancının böyle güzel bir ıslah yönü var.

Zira, namazın yaratma kısmının tamamı Allaha aittir; kula düşen, sadece istemek ve irade etmektir. İşte, namaz bir iş, bir fiil olmasından, vücudi ve hayırdır. Kula verilmez. kul ancak dua ve talep ile onun sevabını alabilir.  İrade ve talep noktasından  bu yüz eylemden sadece birisi insana aittir bu noktada küçük de olsa insanın hayırda bir hissesi vardır. Lakin olgun ve kamil bir mümin bu önemsiz hissesini diğer doksan dokuz hisse karşısında kullanmaz ve ona dayanıp ukalalık etmez.

Ama namaz kılmamak ise,  bir fiil, bir iş olmadığından, bir vazifesizlik ve terk etme manasını taşıdığı için  ademdir. Yani, yokluk hükmündedir. Kula verilir. Burada bu namazsızlık şerrini farazi olarak yüz parça olarak düşünecek olursak,  insana ait doksan dokuz Allah’a ait birdir oda  sadece yaratmak noktasıdır. Demek şer bize aittir.

Bir binanın yüz günde, yüz usta tarafından yapılması hayrı ve vücudu temsil eder. O binanın, bir dinamit ile yerle bir edilmesi ademi ve şerri temsil eder.

Bir ağacın yetiştirilmesinde insanın bir iki vazifesi vardır. Geri kalanı tamamen Allah’a aittir. Ama, ağacın bir kibrit ile, bir anda yok edilmesi tamamen kula aittir. Ağacın yetişmesi hayır, yakılması şerri temsil eder. Şerde ve adem de bir şartın olmaması yeterli iken, hayırda ve vücutta bütün sebep ve şartlarının bir arada olması gerekiyor. Onun için insanın hayırda eli kısa, şerde eli uzundur denilmiştir.

Öyle ise insan hissesi kadar söz sahibidir. Yani hayrın bütün alt yapısını ve gerekçelerini tayin ve tespit eden Allah olacak, insan bu hayra cüzi bir istemek ve talep etmekle sahip çıkıp "ben yaptım" diyerek hakikate bütünü ile zıt bir halete girecek, bu ancak haddi aşmak olur.

İnsan hayrı ancak acizliğini ilan fakirliğini izhar etmek ile sahiplenebilir. Yoksa ben yapıyorum ben ediyorum edası ve tavrı ile sahiplenmek büyük bir zulümdür. Yoksa burada  insanın cüz'i de olsa iradesi inkar ediliyor değildir. İnkar edilen şey  insanın haddini aşıp "ben icat" ediyorum demesidir.  

Kader ile gurur arasındaki ince ilişkiyi bu şekilde anlayabiliriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...