Block title
Block content

Kaderin, imanın şartlarından olmadığını iddia edenler, Amene'r-Resulü'de geçmemesini delil olarak gösteriyorlar; bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kader konusunda o kadar çok ayet ve hadis var ki!.. Bunlardan bazılarını aşağıya alıyoruz:

"Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Her şeyi biz belirli bir miktarla indiririz." (Hicr, 15/21).

"Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz;  her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır." (Yâsin, 36/12)

"Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır."(En'âm, 6/59).

"Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O süresi belirtilmiş bir yazıdır.  Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz  Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz." (Âl’i İmran, 3/145)

"Sizi çamurdan yaratan sonra bir ecel belirleyen O'dur.  Adı konulmuş ecel O'nun katındadır.  Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz." (En'am, 6/2)

"Her ümmet için bir ecel vardır,  onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler)." (Â’raf, 7/34)

"De ki: Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez  O bizim mevlamızdır.  Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe, 9/51)

"Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir (Bunların) tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Hud, 11/6)

"Allah, dilediği hükmü iptal eder, dilediğini sabit bırakır. Ana kitap O’nun yanındadır." (Ra’d, 13/39)

Hiçbir sûrette değişmeyecek olan ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır. Değişecek ve değişmeyecek olan her şey orada kayıtlıdır. Bundan ötürü, şeriatlar arasında, hatta aynı kitapta dinin temel ilkelerinden olmayan bazı fer’i hükümlerin neshedilmesi, bedâ mânasına gelmez, yani Allahuteâla'nın önce bilmediği bir şeyin sonradan farkına varması anlamına gelmez. Tekvin ve teşrîde mahv ve isbat (iptal ve ibka) cereyan ettiği halde, ana kitaptaki hüküm değişmez. 

"Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık. Onların işlemiş oldukları her şey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük büyük her şey satır satır (yazılı)dır." (Kamer, 54/49, 52 ve 53)

"Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir." (Ahzap, 33/38)

Peygamber Efendimiz (asm)'den Hz. Ömer (r.a.)'ın rivayet ettiği, Cibril hadisi diye bilinen hadis-i şerifte, iman, İslâm ve ihsanın ne olduğunu Cebrail’e anlatırken, iman konusunda şu ifadeyi kullanmıştır: 

"İman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmaktır." (1),

Ebu hüreyre (ra) den rivayet olunmuştur:

Bir gün biz kader hakkında konuşuyorken peygamber çıkageldi. Bize kızdı. Kızgınlığından yüzü kızardı. Hatta nar gibi kızardı. Ve dedi ki:

"Siz bununla mı emrolundunuz? Veya ben bunun için mi peygamber olarak gönderildim? Şunu biliniz ki, sizden önceki ümmetler bu tür tartışmalara başladıkları zaman helak olmuşlardır. Böyle tartışmalara girmemelisiniz." (2)

Peygamberimiz (asm)'in ashabını ve bizi uğraşmaktan alıkoyduğu kader, insanın iradesi ve gücü dışında meydana gelen olay ve durumlara bağlı olan kaderidir. İnsanın iradesi ve gücü ile hareketlere bağlı olan kaderi ile ilgili İslâm Akaid âlimleri büyük çalışmalar yapmışlar ve eserler vermişlerdir.

Ali (ra) dan: Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:

“ Bir kul şu dört şeye inanmadıkça iman etmiş olamaz. 1. Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın göndermiş olduğu hak rasulü olduğuma 2. Ölüme 3. Öldükten sonra dirilmeye 4. Kadere.” (3)

Sa’d (ra) dan: Hz. Peygamber  (asm) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kazasına kulun rıza göstermesi âdemoğlunun mutluluğundandır. Allah’tan hayır istemeyi terk etmesi ve Allah’ın kendisi ile ilgili olarak hükmettiği şeye kızması insanoğlunun şakiliğindendir.” (4)

"Kader ve cüz-ü ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani, mü'min, herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için, cüz-ü ihtiyarî önüne çıkıyor; ona "Mes'ul ve mükellefsin" der. Sonra, ondan sudur eden iyilikler ve kemâlâtla mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: "Haddini bil, yapan sen değilsin."(5)

Bütün bu ayet ve hadislerden sonra, "kader imanın rükünleri içinde yok" demek gerçekten hamakattan başka bir şey değildir. Kaderin iman rükünlerinden olduğunu bütün ehlisünnet alimleri ittifak ile kabul etmişler. Bunun haricinde birkaç müfsit ve bidat ehlinin sözleri bir değer taşımaz.

Dipnotlar:

(1) bk. Müsned, I, 21; Müslim “İmân”, 1; Tirmizî, “İmân”, 4; İbn Mâce, “Mukaddime”, 9;  Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 17; Nesâî, “İmân”, 4.  
(2) bk. Tirmizî, Kader, l.
(3) bk. Tirmizi, Kader, 10.
(4) bk. Tirmizi, Kader, 15.
(5) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

sami

Bazı Ayetlerde Allah'a ve Peygambere veya Allah'a ve Ahirete imandan bahsedilip diğer şartlardan bahsedilmemiştir. Başka Ayet ve hadislerde de imanda bahsedilirken bütün şartlar sayılmamıştır. Bu imanın şartlarının 2 olduğunu veya 4 olduğunu veya 5 olduğunu göstermez. Bazı hikmetler ve makam münasebetiyle bütün şartlar bir ayette veya bir hadisde sayılmamıştır. Fakat bütün Ayetleri ve Hadisleri bir bütün olarak bakınca İmanın tüm şartları ve meseleleri görülür.
Ayrıca Üstad Kader imanın şartlarından mıdır değilmidir. İmanın şartlarındansa niye bu şartlara dahil olmuştur tartışmalarını Kader Risalesinin başında çözüme kavuşturur: Kader ve cüz-i ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani mümin herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenab-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mesuliyetten kurtulmamak için Cüz-i ihtiyarî önüne çıkıyor. Ona Mesul ve mükellefsin der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemalât ile mağrur olmamak için, Kader karşısına geliyor. Der: Haddini bil, yapan sen değilsin. Evet kader, cüz-i ihtiyarî; iman ve İslâmiyetin nihayet meratibinde.. KADER, NEFSİ GURURDAN VE CÜZ-İ İHTİYARÎ, ADEM-İ MESULİYETTEN KURTARMAK İÇİNDİR Kİ, MESAİL-İ İMANİYEYE GİRMİŞLER. Yoksa mütemerrid nüfus-u emmarenin işledikleri seyyiatının mesuliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak ve onlara inam olunan mehasinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-i ihtiyarîye istinad etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz-i ihtiyariyeye zıd bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...