Block title
Block content

"Kâinat bir şeceredir. Anasır onun dallarıdır. Nebatat yapraklarıdır. Hayvanat onun çiçekleridir. İnsanlar onun semereleridir..." İ'lem'i izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühel-Aziz! Kâinat bir şeceredir. Anasır onun dallarıdır. Nebatat yapraklarıdır. Hayvanat onun çiçekleridir. İnsanlar onun semereleridir. Bu semerelerden en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, eltaf Seyyid-ül Enbiya Ve-l Mürselîn, İmam-ül Müttakin, Habib-i Rabb-ül Âlemîn Hazret-i Muhammed'dir."

Kâinatı bir ağaca benzetirsek, elementler o ağacın dalları, bitkiler yaprakları, hayvanlar çiçekleri, insanlar onun meyveleri olurlar.

Ağaç her şeyiyle meyveye hizmet ettiği gibi, bu kâinat da bütün elementleriyle, bitkileri ve hayvanlarıyla bize hizmet ediyor.

Meyve en son yaratıldığı gibi, bu kâinatta da en son insan yaratılmış.

İnsan meyvesi, hayat ile, şuur ile, ilim ve iman ile ziyalanmış, nurlanmış, güzelleşmiş, İlahi ikramlara, lütuflara mazhar olmakla şereflenmiştir. Ancak sayılan bütün bu güzellikler ve kemaller en ileri derecesiyle Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Aleyhisselâmda kendini göstermiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Şemme | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1326 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
Niye ağaca benzetiyoruz diye birisi sorsa?ne cevap vermek gerekir?açarmısınız bu teşbihi?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Ağaç insanların gözü önünde duran ve insanların en çok ünsiyet ettiği bir bitki olduğu için. Bir de ağacın anatomisi bu örneğe çok münasip.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
drerkan
Teşekkür ederim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)

İşte, şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit, azîm bir şecere mânâsında görünür. Ve şecerenin nasıl dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır. Şu şecere-i hilkatin de bir şıkkı olan âlem-i süflînin anâsır dalları, nebâtât ve eşcar yaprakları, hayvânât çiçekleri, insan meyveleri hükmünde görünür.

Sâni-i Zülcelâlin ağaçlar hakkında câri olan bir kanunu, elbette şu şecere-i âzamda da câri olmak, mukteza-yı ism-i Hakîmdir. Öyle ise, mukteza-yı hikmet, şu şecere-i hilkatin de bir çekirdekten yapılmasıdır.

Hem öyle bir çekirdek ki, âlem-i cismanîden başka, sair âlemlerin nümunesini ve esasatını câmi’ olsun. Çünkü, binler muhtelif âlemleri tazammun eden kâinatın çekirdek-i aslîsi ve menşei, kuru bir madde olamaz.

Madem şu şecere-i kâinattan daha evvel, o neviden başka şecere yok. Öyle ise, ona menşe ve çekirdek hükmünde olan mânâ ve nur, elbette yine şecere-i kâinatta bir meyve libasının giydirilmesi, yine Hakîm isminin muktezasıdır. Çünkü çekirdek daima çıplak olamaz. Madem evvel-i fıtratta meyve libasını giymemiş. Elbette âhirde o libası giyecektir.

Madem o meyve insandır. Ve madem insan içinde, sabıkan ispat edildiği üzere, en meşhur meyve ve en muhteşem semere ve umumun nazar-ı dikkatini celb eden ve arzın nısfını ve beşerin humsunun nazarını kendine hasreden ve mehâsin-i mâneviyesiyle âlemi ya nazar-ı muhabbet veya hayretle kendine baktıran meyve ise, zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Elbette, kâinatın teşekkülüne çekirdek olan nur, onun zâtında cismini giyerek en âhir bir meyve suretinde görünecektir.(31.söz)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...