Block title
Block content

Kainat yaratılmadan önce sıfat ve esmanın nakışları, ayineleri yoktu, kıyametten sonra da yine öyle kalsa fena-yı mutlaka mı gitmiş olacak? Fark nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mevcudatın yaratılmasına Allah açısından bakarsak zamansız (bir anda) yaratılmıştır. Yani zaman ve mekan, Allah’ın iradesi ile yaratıldığında, bundan önce zamanın mefhumları bulunmuyordu. Öyle ise Allah açısından mevcudatın yaratılmasında "önce" ve "sonra" kavramlarını kullanmak yanlış olur. Allah’ın iradesi ezeli olduğu için, bu yaratma anına bir zaman mefhumunu tahsis edemeyiz. Özetle, mevcudatın yaratılması Allah’ın isimlerinin bir gereğidir ve bu gereklilik zaman ile ölçülemez.

Biz bu yaratılmayı kendi açımızdan mazi olarak ele alamayız, zira mazi de yaratılmıştır. Öyle ise biz mevcudatın yaratılmasını; ancak istikbale konu edebiliriz. Yani "Benim mazim belli, yoktan var edildim; ama ya geleceğim ne olacak?" demek daha uygun bir soru olur. Gelecekteki varlığım ise İlahi isimlerin garantörlüğü altındadır.

"Mutlak adem" ebedi ve ezeli olarak olmamak, bulunmamak anlamındadır ki, böyle bir yokluk mümkün değildir. Zira ezeli ve ebedi vacibü'l vücud olan Allah, mutlak yokluk kavramına müsaade etmez. Nasıl ışık ile karanlığın aynı anda aynı mekanda bulunması imkansız bir şey ise, mutlak yokluk ile mutlak varlık da beraber bulunamazlar. Allah varsa yokluk yoktur. Allah da ezeli ve ebedi olarak var olduğuna göre, mutlak anlamda yokluk diye bir şey de söz konusu olmaz ve olamaz.

Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"Hem adem-i mutlak zaten yoktur. Çünkü bir ilm-i muhît var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın. Daire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i haricîdir ve vücud-u ilmîye perde olmuş bir ünvandır. Hattâ, bu mevcudat-ı ilmiyeye, bazı ehl-i tahkik 'a'yân-ı sâbite' tabir etmişler. Öyleyse, fenâya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mânevîye ve ilmîye girmektir. Yani, hâlik ve fâni olanlar, vücud-u haricîyi bırakıp, mahiyetleri bir vücud-u mânevî giyer, daire-i kudretten çıkıp daire-i ilme girer."(1) 

"Mukayyet adem"; bir şeyin ayan-ı sabit noktasından, yani Allah’ın ezeli ilminde ilmi bir vücut şeklinde var olduğu halde, henüz harici bir varlık kazanamamış haline denir. Bu yokluk izafidir. Yani maddi ve kevni alemde olmayan bir şey, başka bir boyut ve başka bir varlık sahasında bulunabilir. Mesela Allah’ın ilminde ilmi bir vücut ile bulunduğu halde, harici ve maddi alemde olmayan bir şeye "mutlak yok" denilemez. Üstad Hazretleri bu manayı "Daire-i ilim içinde bulunan adem ise,.." şeklinde yukarıdaki ibareler ile izah ediyor.

(1) bk. Mektubat, On Beşinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...