Block title
Block content

"Kâinat yüzündeki cemal ve kalbindeki aşk ve sinesindeki incizap ve gözlerindeki keşif ve şuhud ve hey'âtındaki hüsün ve tezyinat, pek lâtif, nuranî bir pencere açar." "Kainatın kalbindeki aşk" ile burayı açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kainatın kalbi"nden maksat insandır, insanın kalbi ise ister fıtri ister iradi bir şekilde olsun Allah’a aşk derecesinde bağlıdır. Bu yüzden ayette,

Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” (Rad,13/28) denilmiştir.

İnsanın kainatın kalbi olması, bütün kainatın merkezinde insan olmasından dolayıdır. Evet kainat bir fabrika gibi insan için çalışıyor insan için işliyor. Kainatı büyükçe bir insan olarak tasavvur edersek, bu insanın kalbi insanlıktır diyebiliriz.

Aşkın cansız varlıklara izafe edilmesi, aşkın belirtilerinin onlar üzerinde görülmesinden dolayıdır. Mesela, güneşin etrafındaki gezegenlerin güneşe şiddetle bağlanması, sanki aşkın alameti ve tezahürü gibidir. Bu tezahüre binaen "eşya Allah’a aşk derecesinde bir incizap içinde" demek gayet makuldür.

Ayrıca bizim idrakinden aciz olduğumuz bir şekilde cansız varlıklarda da bir şekil aşk olabilir. Nitekim Kur’an’ın çok ayetlerinde, şuurun alametleri hükmünde olan tesbih cansız varlıklara izafe edilmiştir.

Bu ayetlerden bazıları şunlardır:

"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, Aziz'dir, Hakîm'dir."(Hadîd, 57/1)

"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır."(İsrâ, 17/44)

"İncizap" çekilmeye müsait olma halidir. Yani insanın vicdanında çekilmeye müsait haller ve duygular vardır. "Cazib" ise çekilmeye müsait olan o latife ve duyguları kendine çeken şey anlamındadır. Yani çeken ve çekilen demektir. Cezbe ise, bu çekilme zamanında çekilen şahsın girdiği manevi zevk ve sarhoşluk haline denir. Kişi bu halde coşar ve taşar. Hatta taşkınlıklar da yapabilir. Bu yüzden bazı evliyalar mazur görülmüştür.

* * *

"Hem kâinatın sinesinde çok suretlerde tezahür eden incizaplar, cezbeler, cazibeler, ezelî bir hakikat-i cazibedarın cezbiyle olduğunu hüşyar kalblere gösterir."

"İşte, kâinat yüzündeki cemal ve kalbindeki aşk ve sinesindeki incizap ve gözlerindeki keşif ve şuhud ve hey'âtındaki hüsün ve tezyinat, pek lâtif, nuranî bir pencere açar. Onunla, bütün esmâsı cemîle bir Cemîl-i Zülcelâli ve bir Mahbub-u Lâyezâlîyi ve bir Mâbud-u Lemyezeli, hüşyar olan akıl ve kalblere gösterir."(1)

İncizap, çekilmeye müsait olma halidir. Yani insan vicdanında çekilmeye müsait haller ve duygular vardır, demektir ki, bu haller birer pencere, birer delik mesabesindedirler.

Cazib ise, çekilmeye müsait olan o latife ve duyguları kendine çeken şey anlamındadır. Yani Allah’ın sonsuz cemal ve kemali bir cazibe kaynağıdır; insanın mahiyetindeki bütün duyguları kendine çekiyor.  

Allah’ın ebedi cemal ve kemali kainatta müthiş bir cazibe kaynağı olmuştur. Bu cazibeye karşılık verecek inzicab halini ise insanın fıtratına ve vicdanına Allah derc etmiştir. Böylelikle cazibe ile incizab arasında sürekli bir alış veriş oluşuyor. Bu hal aynı zamanda Allah’ın varlığına ve birliğine delil de teşkil ediyor.

Mesela, radyo istasyonu ancak alıcı ve verici ile çalışabilir. Bütün radyo alıcılarından çıkan sesler hep birlikte radyo istasyonuna işaret ve delalet ederler. Aynı şekilde bütün insanların vicdanında hissettiği cazibe halleri, cazibedar bir hakikati akla gösterir.

Gözlerdeki keşif ve şuhut, Allah’ın kainat yüzündeki cemal ve kemal tecellilerini görmesi ve gözlemlemesi anlamındadır. Mesela bir çiçeğin sevimli ve güleç yüzüne baktığı zaman, orada tecelli eden cemal ve kemal ile asıl cemal ve kemal sahibi olan Allah’a intikal eder, demektir.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Altıncı Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yirmi Altıncı Pencere | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 677 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...