"Kâinatın vücudu, bir şekl-i mahrutidir, sivri ucunda cüz'-i lâyetecezza durmuş. Cesîm kaidesinde, Şemsü'ş-Şümusa kadar, nuranî bir kutru var, tam kutrun ortasında, insan ayakta durmuş, emaneti beklermiş." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Biri dedi: Nedendir haml-i emanet olan merteb-i azîme, yalnız insanoğlu onunla tekrim edilmiş, onunla halife olmuş?"

"Derim: Zira o evsat خَيْرُ اْلاُمُورِ الْاَوْسَطُ kâinatın vücudu, bir şekl-i mahrutîdir. Sivri ucunda cüz-i lâyetecezza durmuş. Cesim kaidesinde Şemsü’ş-Şümus’a kadar nuranî bir kutru var. tam kutrun ortasında insan ayakta durmuş, emaneti beklermiş."(1)

Kainatı mahruti, yani konik bir şekilde tasavvur edersek, insan bu konik şeklin en uç noktasında duran, bir diğer ifade ile kainatın merkezi ve en önemli bir meyvesi hükmündedir.

Mahrutî: Altı daire ve üstü sivrilerek bir noktada birleşen, huni ve konik şeklinde olan demektir.

İnsan sahip olduğu kalp, ruh, vicdan ve diğer latifeleri ile kainatın en seçkin, en mükemmel, en cami, en özet bir neticesi oluyor. Bu yüzden emanet-i kübra olan halifelik insana yükleniyor. Burada insanın kainata halife olma sırrı izah ediliyor.

İnsan cismen küçük gibi durabilir, lakin sahip olduğu manevi terazi ve ölçüler açısından kainata denk bir genişliği ve külliyeti bulunuyor. Yani kainatı küçültsek insan, insanı büyültsek kainat olur. İnsanın manevi cephesi bu denli geniş ve hülasa bir yapıya sahiptir.

Üstadımız insanın Kayyum ismine en parlak ayna hükmünde olduğunu ve böylece kainatı ayakta tuttuğunu da Otuzuncu Lem'ada genişçe ele almaktadır. Konuya ışık tutması açısından birkaç cümle nakledelim:

"Yani, nasıl ki kâinat sırr-ı kayyûmiyetle kaimdir; öyle de ism-i Kayyûmun mazhar-ı ekmeli olan insan ile bir cihette kâinat kıyam bulur..."

"Evet, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, bu kâinatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder..."

"Kâinatta münteşir bütün envâ-ı nimeti insanla tanzim etmek."

"Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hitâbâtına, insan, câmiiyeti haysiyetiyle en mükemmel muhatap olmak."

"(İnsan) Esmâ-i İlâhiyenin ayrı ayrı nakışlarını kendinde göstermektir. Adeta insan, câmiiyetiyle kâinatın küçük bir fihristesi ve bir misal-i musağğarası hükmünde olup, umum esmânın nakışlarını gösteriyor."

"Şuûnât-ı İlâhiyeye âyinedarlık eder. Yani, kendi hayatıyla Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına işaret ettiği gibi, kendi hayatında inkişaf eden sem’ ve basar gibi duyguların vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun sem’ ve basar gibi sıfatlarına âyinedarlık eder, bildirir."
(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Asar-ı Bediyye, Lemeât, s. 726.
(2) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...