Block title
Block content

"Kâinatta, hususan zemin yüzünde, dehşetli ve daimî bir faaliyet ve hallâkıyetin intizamla cereyanı içinde merhametkârâne, müdebbirâne bir rububiyet-i mutlaka, hadsiz zîhayatların istiânelerine..." Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evvelâ: Biz gözümüzle görüyoruz: Kâinatta, hususan zemin yüzünde, dehşetli ve daimî bir faaliyet ve hallâkıyetin intizamla cereyanı içinde merhametkârâne, müdebbirâne bir rububiyet-i mutlaka, hadsiz zîhayatların istiânelerine ve fiilen ve halen ve kàlen istimdatlarına ve dualarına kemâl-i hikmet ve inayetle imdat ve her birine fiilen cevap vermek tezahürü içinde bir ulûhiyet-i mutlaka, bir mâbudiyet-i âmmenin tecelliyatı, umum mahlûkatın, hususan zîhayatın ve bilhassa insan taifelerinin fıtrî ve ihtiyarî binler tarzdaki ibadetlerine mukabelesini akl-ı selim ve iman gözü gördüğü gibi, bütün semâvî fermanlar ve enbiyalar haber veriyorlar."(1)

Kainatta özellikle de dünya üzerinde sürekli ve dikkat çekici bir hareket ve değişim oluyor. Yani kainat ve dünya sabit ve durağan bir halde bırakılmıyor, sürekli bir halden bir hale değiştiriliyor. Mesela, yazın kışa, gündüzün geceye, gençliğin yaşlılığa değişip dönüşmesi bu hususu ispat eden işaretlerdir.

Bütün bu değişim ve dönüşümler mükemmel bir sistem ve plan içinde gerçekleşiyor ki, bu Allah’ın kainat ve dünya üzerindeki mükemmel ve muazzam rububiyetini yani terbiye ve idaresini bize gösteriyor.

Ve kainat ve dünyayı tedbir ve terbiye ederken de merhamet ve şefkatle tedbir ve terbiye ediyor. Her canlının özel ihtiyaçlarını düşünüp vakti vaktine yetiştirmesi onlara hem elbise hem rızık hem silah hem talim vermesi, Onun mahlukatına ne kadar şefkatli ve merhametli olduğunu bize gösteriyor.

Mesela, küçücük bir arıya bal yapma programını takması, kendini savunmak için zehirli bir iğne silahını vermesi, rızkı için uzun bir seyahat etme haritasını öğretmesi vesaire gibi ihsan ve ikramlar, Allah’ın yaratmış olduğu canlılarına karşı ne kadar şefkatli ve merhametli olduğunu gösteriyor.  

"Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: 'Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut!' Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır."(Nahl, 16/68, 69)

Bütün bu faaliyet ve ihsanlar, kainatta mutlak hükmeden bir İlahın varlığını ispat ediyor. Yani bir Ulûhiyet-i mutlakayı akla gösteriyor. Madem kainatta mutlak bir Uluhiyet görünüyor, buna karşılık bir de umumi bir ibadet görülüyor.

Kainattaki bütün varlıkların tavrına bakıldığında bir acizlik bir fakirlik bir ihtiyaç dili ile bir şeyler istediğini, bir şeylere muhtaç olduğunu görürüz. Ve bir İlah tarafından bu talep ve istekler eksiksiz bir şekilde karşılanıyor. Bu iki ilişkiye uluhiyet-mabudiyet ilişkisi deniyor. Yani talep eden var, talebi karşılayan var. Talep edenin tavrı ibadet, talebi karşılayan ise uluhiyettir.

(1) bk. Şualar, On Beşinci Şuâ.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

k.toprak
Allah sizlerden binlerce kez razı olsun kıymettar ağabeylerim
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...