Kâinattaki kanunlar, -yer çekimi, suyun kaldırma kuvveti vs-, gerçekten var mı yok mu; bu konuyu nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenab-ı Hakk'ın irade sıfatının tecellî ettiği, hâkim ve galip olduğu âlem, âlem-i emirdir. Bu âlemde bütün kâinatta olup bitecek şeylerin emri ve kanunları vardır. Bunun küçük bir misalini bilgisayarda görüyoruz. Bir programcı yapacağı programın önce komutlar ve emirler bölümünü tamamlar, sonra işler ve görüntüler orada belirtilen komutlar üzerine bina olur.

Âlem-i Emirden gelen emir ve kanunların Allah’ın kudretiyle icra edilip cismanî ve haricî bir vücud giydirilmesiyle varlıklar ortaya çıkar. Burada iradenin verdiği emri, kudret tatbik edip icra ediyor, işte bu uygulama ve icra işiyle ortaya çıkan şeyler haricî vücut giymiş oluyorlar.

Ruhİ irade sıfatının hâkim olduğu emir âleminden gelen bir kanundur. Bu emir ve kanuna da kudret sıfatı haricî bir vücut vererek onu müşahhas hale getirmiştir. Faraza emir âleminden olan yerçekimi kanununa Allah kudreti ile bir ceset giydirse idi, inayeti ile de bir şuur verse idi o da canlı bir varlık olurdu. Onun için Üstad Hazretleri burada ruh ile kanunları kardeş olarak vasıflandırmıştır.

Mülk bir şeyin dış cihetine, melekût ise iç cihetine deniliyor. Mesela, insanın bedenine mülk, ruhuna melekût diyebiliriz. Ruh ile beden arasında mahiyet olarak çok büyük fark var. Bu yönleriyle birbirlerinden çok uzak olan iki şey gibidirler. Ama aralarında çok ince bir perde vardır. Ruhumuz bir yöne bakmak ister istemez yüzümüz hemen o yöne döner.

Aynı şekilde, toprak mülk, yerçekimi kanunu ise melekût oluyor. Birbirlerine bir yönüyle çok yakındırlar. Ama mahiyet olarak, toprakla yerçekimi arasında çok uzun bir mesafe vardır.

Biz ruhumuzu göremiyoruz ama varlığını eserlerinden ve tasarrufatından anlıyoruz. Aynı şekilde bir ağacın ruhu mesabesinde tasarruf eden meleği de göremiyoruz; ama tasarruf ve vekâletinden varlığını hissediyoruz. İşte maddeci felsefe bu hissettiği meleğin varlığını yanlış bir isimlendirme ile kuva-yı sariye olarak tarif ediyor. Oysa ki kuva-yı sariye denilen şeyin hakikati; melekten başkası değildir.

İster insan olsun, ister melek olsun, hepsinin tasarruf ve tedbiri mecazidir, hakiki tasarruf ve tedbir eden yalnızca Allah’ın Rububiyetidir. İnsanlar nasıl kendi fiillerinin yaratıcısı değilse, aynı şekilde melekler de fiillerinde ve tasarruflarında yaratıcı değildirler. Öyle ise, kâinatta cari olan kanun ve kuvvetlerin hepsi Allah’ın kudretinin birer tecellisi ve cilvesi hükmündedir. Yani Allah’ın kudreti güneşte çekme ve itme kanunu olarak tecelli ederken, suda kaldırma kanunu şeklinde tecelli ediyor. Allah’ın kudreti hakiki fail iken, kanunlar sadece bu icraatın üzerinde bir isim ve levha şeklindedir.

Hulasa; kanunun temeli ve esası Allah’ın kudretidir, onu şu âlemde muşahhas kılan hakiki alamet ve levha ise meleklerdir, bunları isimlendiren de insanlardır. Dolayısı ile yaratma ve icat noktasında ne meleklerin, ne kanunların, ne de insanların hiçbir müdahalesi ve tesiri yoktur. Tek yaratıcı ve tasarruf sahibi Allah’tır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

greatweb
Bir örnek verelim: Bir öğretmen'in belli kuralları(kanunları) vardır.Mesela "Ödevini yaparsan 5 veririm. " der. Bu kanun öğretmenden bağımsız değildir. Yani öğrenci şöyle diyemez: Öğretmen olsa da olmasa da ben ödevimi yaptım 5 alırım. Aynen öyle de Allah taşı yere belli bir yer çekimi ivmesiyle düşmesini sağlayan bir kanun koymuş. Fakat insanın şöyle demesi mantıksız ve küfür olur:"Bu taş Allah'tan bağımsız olarak yerçekimi kuvvetiyle düştü."
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yalçın Yağız

Elhasıl Allah Teâla bir meleğine rüzgar estirir diğer bir meleğiyle  ise daldaki yaprağı yere kadar indirir. Elhamdulillahi Rabbil Âlemin

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...