Block title
Block content

"Kalb gözü, sanki cevahire bir hazine olmak üzere Cenab-ı Hak tarafından yapılan bir binadır. Vakta ki sû'-i ihtiyarlarıyla ifsada uğradı ve cevherlere yapılan yerler, yılanlar ve akreplerle doldu; kapısı hatmedildi ki, o sâri hastalıktan başka..." izah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad’ın aynı yerde şu ifadesine dikkat edersek “o hatim, o mühür, kalblerinin üstünde sâbit bir damgadır ve silinmez bir alâmettir ki, dâima melâikeye görünür”. Melaikeye görünen bu mührün melaike için olduğu açıktır ve melaikenin rahatsızlığını önlemek gibi bir amaç söz konusudur. Yoksa insanların görebildiği bir mühür değildir ki, onlara bir uyarı hükmünde olsun.

Melaikenin zararına gelince; Kalp ayine-i sameddir. Nazargah-ı ilahidir. tüm duyularımızın santrali gibidir. Göz, kulak vesair uzuvlarımız sürekli kainattan kalbe veri taşır. Ayrıca hissiyat suretinde kaynayan nice manaların zuhur ettiği bir mahaldir. Bu yoğun bilgi ve hissiyat nedeniyle, kainata sığmayan bazı ilahi tecellilerin merkezidir ki, “Kainat sığmadım mü’min kulumunun kalbine sığdım” mealinde bir Hadis-i kudsi ile ifadesini bulmuştur.

İşte bu özelliği nedeniyle Nazargah-ı İlahi olan kalp – en iyisini Allah bilir ya- meleklerin de ilgiyle gözlediği bir yerdir. Fakat bozukluğu test edep onaylanmış Allah, kainat ve hadisat üzerine yalan - yanlış-çirkin kabullerin çöreklendiği bu mahallin üzerine mühür vuruluyor ki, melekler bu kalbe itibar etmesin. Meleklerin gıybet ve çirkin sözden ne kadar rahatsız oldukları biliniyor. Her halde buradaki, Allaha iftira hükmündeki küfürden de rahatsız olurlar.

KALB:

Gönül, yürek, öz her şeyin ortası, özü. Göğsün sol tarafında, konik şekilde kan dolaşımın temin eden organ.
İnsan ruhunun sevgi ve nefret gibi duyularının merkezi olan yere de kalb denilmiştir. Bu ruhi duyuya kalb denilmesi, teşbih iledir. Bedendeki kalbin beden ivin önemi ne ise ruhun kalbinin de insan için önemi o derecede önemlidir.

Kur'an-ı kerim'de Allah Teâla şöyle buyurmaktadır: "Gerçek mü'minler yanlarında Allah zikredilince kalbleri titreyenlerdir" (en-Enfâl, 8/2). "Şüphesiz maddi gözler köretmez ama göğüslerde olan kalpler körelir" (el-Hacc, 22/46). Bu âyet-i kerimelerde anlatılan manevî kalbtir. Kalb imân merkezi olan duyudur. Nitekim Allah Teâlâ "İnananların kalpleri Allah'ı anmakla yatışır. İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla yatışır" (er-Râd, 13/28). "Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir" (el-bakara, 2/7). Buyurmuştur. Bu âyet-i kerimeler imanın kalple alâkalı oludğunu anlatmaktadır. Aynı konuda bir başka âyette şöyle buyurulmuştur:

"Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas olmuştur" (el-Mutaffifin, 83/4).
İslam kültüründe kalb (gönül)'e çok geniş yer verilmiştir. Allah sevgisinin muhafaza edileceği yer, sevgi, muhabbet, kin ve nefretin hissedildiği ruhun ulvî bir özelliği olduğu kabul edilmiştir:

"İnsan vücûdunda bir et parçası vardır o düzelirse bütün vücud düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücud ifsâd olur. İyi bilin ki, işte o et parçası kalbtir" (Buhârî, İmân, 39; Müslim, Musâkât, 107; İbn Mâce, Fiten, 14). Ma'rifet yani Allah'ı bilmek ve tanımak kalbin işidir (bk. Buhârî, İmân, 13). Hased, gazab ve nefret gibi kötü duyular kalpte bulunduğu gibi imân, Allah korkusu, hilm ve takva da kalbe ait fiillerdir (Nesâî, Cihâd, 8; Müslim, İmân, 230; Tirmizi, Fiten, 26; Ahmed b. Hanbel, V, 71).

Duaların kabul edilmesi içinde gerekli olan kalbin kötü duygu ve hasletlerden uzak tutulmasıdır. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s) dualarında Allah Teâlâ'dan selim bir kalb istemiş ve bunu ümmetine öğretmiştir (bk. Buharı, Deâvât, 33, 44; Müslim, Deâvât, 49).

Mü'mine yakışan kalb'e Allah sevgisini yerleştirmek için onu Allah sevgisinin dışında mal, mülk, para gibi dünyalık şeylerin muhabbetinden uzaklaştırmaktır. Fâni olan her şeyin sevgisi geçici, yalnızca Allah sevgisi bâkidir. Kalb ile ilgili olarak Türkçe de "Kalp kırmak, gönül almak, gönülden gönüle yol varmış ve kalbini kazanmak" gibi deyimler bir hayli fazladır.
Hz. Peygamber Allahu Teâlâ'ya dua ederken şöyle dua ederdi: "Ey kalbleri (iman ve iyilikte) sabitleştiren Allahım. Kalplerimizi senin dinin üzere sabit kıl" (İbn Mâce, Mukaddime, 13).

Bu hadis-i şeriften anlaşıldığı gibi, imanın yeri kalb olduğu gibi İmânsızlığın ve küfrün de yeridir. Bundan dolayı âyet-i kerimede Allah'ın kâfirlerin kalplerini mühürlediği anlatılmıştır. Kalbin nasıl mühürlendiği meselesine gelince, mühür zarf, kap ve örtü gibi şeylerde olur. İnsanların kalpleri ulvî ilimlerin ve bilgilerin kabı zarfı gibidir. Nitekim bir hadis-i şerifde Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Kul bir hata yaptığında kalbinde siyah bir leke olur, eğer günah işleyen döner, tevbe ederse kalbi parıldar. Eğer tekrar günah işlerse bu siyahlık kulun bütün kalbini kaplar. İşte bu Allah Teâlâ'nın"Hayır, doğrusu onların yaptıkları kalplerini paslandırmıştır" (el-Mutaffifin, 83/14) âyetinde anlatılandır" (Tirmizi, Tefsiru Sûre, 83, 1) 

İşte kalbin mühürlenmesi bu şekilde olur. Başlangıç itibariyle ve sebep olması cihetiyle, kalbin mühürlenmesi kulun kesbidir. Yaratan Allah olması cihetiyle Allah'ın yaratmasıdır. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1935, I, 214)

***

Burada kalbin (manevi) bulaşıcı hastalıklı olması ve bu hastalıktan diğerlerinin korunması için mühürlenmesinin iki yönü var.

Birisi: Bazı kafirler öyle bir inkar hastalığına yakalanır ki artık imana kabiliyeti kalmaz. Bu yüzden Allah onun o pis kalbini mühürler. Bu kafir zahiren de olsa iman dairesinde görünmek istemez, kendini açıktan kafir ilan eder; mümin de o mührü görür ve ona yanaşmaz, onun inkar hastalığından kendini korumuş olur. Ebu Cehil, FiravunŞeddad  gibi.

Bazı kafirler ise küfrünü açıktan izhar etmez, hem de kalbinde mühür olmadığı için zahiren de olsa iman dairesinde aldatmak ile fikrini satar. Lenin, Stalin, Süfyan gibi kafirler, kalbi mühürlü olan kafirler olduğu belli değil; bunlar daha çok münafıkane hareket etmişler ve başka namlar altında insanları ifsat etmişler.

İkincisi ise Üstat mührün ahrete bakan yönünde bir mühür olduğunu söylüyor o mührü de sadece melekler görüyor. Yani dünyaya bakan yönünde başkalarına fikrini satmak noktasında bir mani yoktur. Meleklerin zarar görmesi ise rahatsız olması anlamında olabilir. Zira melekler hastalıklı kalpten rahatsız olurlar. Nasıl bulaşıcı hastalık olan bir yere zarar bulaşmasın diye karantina uygulanır, Allah da kafirin kalbini karantinaya almakla  meleklere rahatsızlık vermesine mani olmuştur.

Deccal gibi herifler, başkalarına zarar vermiyor mu; yoksa kalpleri mühürlenmemiş mi?

Kalbin iki yüzü, iki kapısı vardır. Biri dünyaya bakar, biri ahirete bakar. Üstat, bahsi geçen yerde, vurulan mührün dünyaya bakan kapısına değil, ahirete bakan kapısına olduğunu söylüyor. Ve o mührün de sabit olup, meleklere göründüğünü söylüyor.

Mührü, kalbin dünyaya bakan kapsında  anlarsak, şöyle bir nükte olabilir;  o kafir, kalbini iman ve fazilet ile doldurması gerekirken, iradesi ile, kalbini yılan ve akreplerle doldurdu. Allah da hem ceza olsun, hem de başkalar zarar görmesin diye kalbini mühürledi.

Tıpkı bulaşıcı hastalık olan yere karantina uygulaması gibi, ne hastalık bulunduğu yerden çıksın, ne de başkası böyle bir kalbe yanaşmasın, diye mühürlendi.

Kalbi mühürlenen kafirler, asla imana ve İslam’a yanaşmazlar. Riya ile de olsa, münafık bir tarz ile de olsa bu değişmez, bu yanaşmamaları da iman ehli için bir alamet, bir işaret oluyor ki, o kafirin  kalbindeki hastalıktan kaçınmaya bir vesile olsun.

Nasıl, sen kendi fikir ve iman dünyana zıt ve düşman olan bir derneğe gitmezsin, zira o dernek mühürlü gibi sana kapalı ve açıktan düşmanlığını ilan etmiştir. Sen de onun o halini bilip ona göre hareket edersin.

Aynı şekilde,  kalbi mühürlü kafir de böyle düşmanlığını açıktan ilan etmiş dernek gibi anlayabiliriz. Ona göre tedbirimiz alırız, onun kalbi hastalığından kendimizi koruyabiliriz. Kafirlerin hepsinin kalbi mühürlü olmasına dair bir işaret yoktur.. Bazılarında olup, bazılarında olmayabilir.

Özet olarak, kalbin içindeki mührün bize görünen kısmını, açık düşmanlık olarak anlayabiliriz. Düşmanlığını açıktan ilan etmesi de zararından korunmaya bir ikaz ve ihtar olarak değerlendirebiliriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...