Block title
Block content

"Kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve latîfe-i Rabbâniye’min havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir…" Ruh ile kalb aynı şey midir? Bu konuyu biraz açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İsrâ Sûresinde (85) “De ki, ruh Rabbimin emrindendir.” buyrulur. Bu ayetin tefsirlerinde,

“Ruh ancak Rabbimin bileceği iştendir.”
“Ruhun hakikatini ancak Allah bilir.”
“Ol demekle oluveren bir emirdir, bir ibda-i fiilîdir, başka bir unsur ve menşei yoktur.”
“Emirde kumanda manâsı esastır ve ruh, Allah'ın bütün mahlukat üzerindeki rububiyet emrinden bir emirdir.”

gibi açıklamalar yapılmış bulunuyor.

Alemler hakkında yapılan dünya-ahiret, gayb-şehadet, mülk-melekût gibi ikili tasniflerin birisi de emir-halk alemi şeklindedir. Nitekim, bir ayet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“ ...Bilesiniz ki, halk da (yaratmak da) emir de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!" (A'raf, 7/54)

Büyük müfessir Fahreddin Razi Hazretleri, “Halk âlemi cesetler ve cismaniler âlemi, emir âlemi ise ruhlar ve mücerretler âlemidir.” buyurur. Bütün mahlukat halk alemindendir, onların idare edildiği kanunlar ise emir aleminden. Meselâ, yer küresi halk âlemindendir, yer çekimi ise emir âleminden. Tabiri caizse, emir alemi halk aleminin idare edildiği âlemdir ve bu âlemin merkezi Arş’tır. Arş, bütün varlık aleminin yönetim merkezidir. İlahi emirlerin meleklere ilk tebliğ edildiği makam şeklinde tarif edilir; madde aleminden değildir. 

İşte “Ruh rabbimin emrindendir.” ayet-i kerimesi ruhun emir âleminden olduğunu ve Cenab-ı Hakk’ın arş ile bütün âlemleri idare ettiği gibi, ruh kanunuyla da bedendeki bütün hücreleri ve organları sevk ve idare ettiğini ders verir. Nur Külliyatı'nda ruhun tarifi yapılırken de bu noktaya vurgu yapılır. Ruhun âlem-i emirden gelmiş bir kanun olduğu nazara verilir.

“Ruh; zîhayat, zîşuur, nurânî vücud-u haricî giydirilmiş, câmi', hakikattar, külliyet kesb etmeye müstaid bir kanun-u emrîdir.”(1)

Yine Nur Külliyatında ruhun basit olduğu yani terkib olmadığı da belirtilir. Bu husus çok önemlidir. Zira, “Ruh ile kalb aynı şeyler mi yoksa farklı mı?” sorusunun cevabı ruhun besatetinde, yani onun terkib olmayışında saklıdır. Buna göre, bedenin organlarının müstakil vücutları olmasına rağmen, ruhun latifelerinin müstakil varlıkları söz konusu değildir. Hepsi aynı ruhun farklı görevlerini temsil ederler.

İşârâtü’l-İ’caz’da kalbin tarifi şöyle yapılıyor:

“Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır."(2)

Yine ruhun tarifinde “zişuur, zihayat,..., bir kanun-u emrîdir” buyrulmakla, ruhun şuur sahibi olduğu ifade ediliyor. Lâtife-i Rabbaniye üzerinde biraz duralım:

Bedenin kesif ve maddî organlarına karşılık ruhun nuranî latifeleri vardır. Bu latifelerin, tabir-i caiz ise, sultanı kalbdir. Kalbin tarif cümlesinde açıkça görülüğü gibi, akıl ve vicdan da kalbe bağlı iki temel latifedir. Vicdan hisler aleminin merkezi, akıl ise fikir aleminin makesidir. Yani, fikirler dimağda makes bulur ve bunlar kalbe mana ve feyiz olarak aktarılır. His alemi de bütün sevgilerini, korkularını, endişelerini, merhametini ve sair hislerini kalbe takdim eder. Bu latifelerle ruh kendi varlığını bilir, organlarını ve kâinatı tanır, eşyanın hikmetlerini anlar; sevme, merhamet etme gibi özelliklere sahip olur. Beden ve ruh arasındaki yakın ilgiden hareket ederek şöyle düşünebiliriz: Beden, ayaklarla hareket eder, el ile tutar, mide ile hazmeder. Ruh da akıl ile anlar, vidan ile hisseder. Her ikisinin da mahsullerini doğru değerlendiren bir kalb ise bu bilgi ve sezgileri iman ve marifet haline getirir. Bütün bunlarla ruh kemale erer.

Kâinatın bir küçük misâli olarak yaratılan insanda, bütün madde ve manâ alemleri de yine küçük numuneler halinde temsil ediliyorlar. Bedenimiz şu görünen âlemi temsil ederken, ruhumuz da gayb âlemlerinin bir temsilcisi yahut bir habercisi gibidir. Bedenimiz bu alemden süzülen gıdalarla beslenirken, kalbimiz ve ruhumuz onda tecelli eden İlâhî isimleri hayret ve muhabbetle temaşa etmekle beslenir, tekâmül eder. 

Birçok âlimlerimiz de ruh ile kalbin aynı olduğu görüşündedirler. Bu görüş ruhun basit olduğu, terkip olmadığı hakikatine dayanmaktadır. Şu var ki, bu basitlik içinde yine harika bir iş bölümü vardır; kalb, akıl, vicdan sanki müstakil imişler gibi ayrı işlerde mükemmel vazife görürler.

Öte yandan ruh, maddî ve kesif olmayıp latif bir varlık olması sebebiyle, ruhun kendisi de bir lâtifedir. Nitekim Sözler’de İnsan Penceresinde “bir kanun-u emri ve lâtife-i Rabbâniye olan ruh” ifadesi geçer.  

Kalb ile beden arasındaki harika ilginin bir yönü de şudur: Bedenin ihtiyaçları olduğu gibi ruhun ve kalbin de ihtiyaçları vardır. Yine bedenin, bu ihtiyaçlarının görülmesiyle hayatiyetini devam ettirmesi gibi ruh da bu manevî gıdalarla beslenir; onlar verilmediğinde zayıf düşer, yaratılış gayesine layıkıyla hizmet edemez.  

Üstat Hazretleri Dokuzuncu Söz’de insanın üç temel özelliği olan "acz, fakr ve naks" ile namazın çekirdekleri olan ‘tesbih, hamd ve tekbir’ arasında harika bir ilgi kurar. Bu derste de ayrı bir üçlü nazara veriliyor: Ruh, kalb ve latife-i Rabbaniye. Bunların da ancak namazla tatmin oldukları güzelce izah ediliyor.

Bu derste nazara verilen hakikatler, “Kalpler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.” ayet-i kerimesinin bir manevi tefsiri gibidir. Yine bu ayetin bir tefsiri manasında “Batın-ı kalb ayine-i Sameddir." buyrulur. Kalbin batnı, yani bildiğimiz maddî kalb değil de manevî kalbimiz ancak iman ve marifetle, zikir ve ibadetle tatmin olduğu için Samed ayinesi olma noktasında bütün mahlukatı geride bırakmıştır.

Bilindiği gibi Samed isminin manası “Her şey Allah’a muhtaç, o ise hiçbir şeye muhtaç değil.” demektir. Buna göre her şey Samed ismine aynadır ve her şeyin her ihtiyacını Allah görmektedir. Cansız varlıklar var edilmeleri ve varlıklarının devam ettirilmesiyle Samed ismine ayna oldukları gibi, hayvanlar alemi hayata kavuşmalarıyla, görmeleri, işitmeleri, yemeleri içmeleriyle Samed ismine çok daha büyük ve geniş bir ayna olmuşlardır. İnsanın da bedenî ihtiyaçlarının görülmesi bir yönüyle hayvanlarla müştereklik arz eder. Ama insanın asıl önemli ciheti ruhu ve kalbidir.

Beden kainatla ve ondan süzülen nimetlerle beslenirken ve onlarla tatmin olurken insan kalbi mahlukatla tatmin olmaz, onları yaratana imanla, marifet ve muhabbetle tatmin olur. Onun tatmini iman ve marifetle olunca Samed isminin en büyük aynası da o olmuş oluyor.

Kalbin tatmini esas olarak iman ve marifetle olmakla birlikte, kalbe bağlı latifelerin de her birinin ayrı bir tatmini söz konusudur. Akıl, hikmetler âlemini düşünmekle, eserden müessire geçmekle, Nurlarda ders verildiği gibi, “nimetten inama geçmekle ve Mün’imi tanımakla” tatmin olur.

Muhabbet duygusu ancak Allah sevgisiyle ve mahlukatı da O’nun namına sevmekle tatmin olur. Vicdandaki şefkat duygusu, bütün canlıların Allah’ın mahluku ve misafiri olduğunu bilmekle ve “Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez.” hakikatine dayanmakla tatmin olur. Korku hissi, her şeyin dizgininin O’nun elinde olduğunu, bütün varlıkların Allah’ın askerleri olduklarının ve O izin vermedikçe hiçbirinin ona zarar veremeyeceklerini bilmekle tatmin olur.

İşte namazda Rabbine teveccüh eden, "ancak O’na ibadet edip yalnız O’ndan yardım dileyen" bir insanın, bütün bu lâifeleri ve duyguları namazdan hisselerini alırlar, huzur, rahat, saadet ve selâmet bulurlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.

(2) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayetin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Makam, İkinci İkaz | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 4342 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
namazla nasıl ilişkileniyor anlamadım. insan bunları anlayıp aktif ettiğindemi namaz bu şekilde oluyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Kamil anlamda kılınan namaz bütün duygu ve latifeleri besliyor ve kemale erdiriyor. Namazın böyle kapsamlı ve değerli bir besin değeri bulunuyor. Hakiki namaz kötülüklerden alıkoyan namazdır hadis-i bil manası da bu manayı destekliyor. Bu değerde bir namaz kılabilmek içinde tahkiki iman ve marifet gerekiyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...