Block title
Block content

"Kalbsiz fâsık feylesof ise, gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer,.. Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı? der, evhâma düşer..." her insan bundan korkup dehşete düşmez mi, belki kıyamettir diye hisse çıkarmaya hakkı yok mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ahiret kaygısına dayalı olarak biraz korku faydalı olur. Ama bunun vesvese tarzında uykuları kaçıracak tarzda olması kişiyi ümitsizliğe sevkedebilir. Ümitsizlik ise caiz olmaz.

Bu gibi şeyler Allahın emrine ve hikmetine göre gerçekleşir. Onun hikmetine ve rahmetine itimat etmeli ve ecelin bir olup değişmeyeceğini düşünmeli ama devamlıda hazırlıklı olmaya çalışarak ümit ve korku arasında olmalıdır.

Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demiştir;

"İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hadisatın tazyikatından kurtulabilir. “Tevekkeltü alâllah” der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder." (1)

İman ve Allah'a kulluk, her türlü iyiliğin kaynağı olduğu gibi, cesaretin dahi kaynağıdır. Her türlü kötülük, küfür ve dalaletten geldiği gibi, korkaklık da aynı kaynaktan çıkmaktadır. Mü'minlerin cesareti, kafirlerin korkaklığı, özellikle savaşlarda çok açık bir şekilde görülmektedir. Mü'mini cesur yapan, temelde şu iki esastır.

1. "Onların ecelleri geldiğinde, bir an geri kalmazlar, öne de geçmezler" ayetinin bildirdiği "Ecel birdir, değişmez" gerçeği. (A'raf, 7/34; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61) Savaşta ön cephede olanla, arka cephedeki, ölüme aynı uzaklıktadır. Hatta cephede olanla, evinde istirahat eden arasında, ölüme uzaklık-yakınlık farkı yoktur. Niceleri vardır, pek çok savaşa girer, yatağında vefat eder. Niceleri de vardır, ilk defa savaşta hayatını kaybeder.
Halid b. Velîd'in durumu, buna güzel bir örnektir. Yatağında ömrünün son dakikalarını geçirirken, etrafındakilere şöyle der:

"Şu kadar savaşa katıldım. Vücudumda ok-mızrak yarası veya bir darbe izi olmayan hiçbir uzvum yok. Ama gördüğünüz gibi, yatağımda vefat ediyorum. Korkakların kulakları çınlasın!"

2. Mü'min için, savaşta iki güzelden biri vardır (Tevbe, 9/52): Ya şehitlik, ya zafer .

"Ölürsem şehidim, kalırsam gazi"
diyen bir mü'min, böyle beklentileri olmayan bir kafirden, elbette daha cesur olacaktır.

Nur Külliyatında imanın bir intisap olduğu ders verilir. Sultan-ı Ezeliye iman ile intisap eden ve ubudiyetle hizmetine giren bir mümin, cesaretin en büyük kaynağına ulaşmış demektir.

 (1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Söz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4672 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

mezunburak
yani imanı kuvvetli bir insan dünyaya yaklaşmış bir göktaşı gördüğünde ne yapması beklenir o da evinden çıkıp canını kurtarmaya çalışmakla mükellef değil midir kafamıza düşecek bir saksıdan kaçmayıp ölsek sorumlu olmaz mıyız bunu demek istiyorum?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)
Mutlaka önce tedbir alınıp, sonra tevekkül edilmesi lazım. Yani başımıza bir saksının düşeceğini bilip de kaçmamak hikmete münafi olur. Bu tür şahsi sıkıntılarda tabi ki önlem almak veya kaçmak yapılması gereken bir şeydir. Fakat göktaşı meselesinde evden çıkıp, kaçmaya çalışmanın, faydasının olacağını da zannetmiyoruz. Çünkü göktaşı evimizi veya sadece kendimizi tehdit eden bir durum değil.
"Ölürsem şehidim, kalırsam gazi" diyen bir mü'min, böyle beklentileri olmayan bir kafirden, elbette daha cesur olacaktır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mezunburak
sonuçta dünyaya çarpacak bir göktaşında dışarda olan evinde olandan daha az bir risk altındadır.insan canını korumakla mükellef savaşa ölürsem şehidim diyerek giden mümin kalkan giyer ölüme atlamaz
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...