Kan veya organ nakli ile ilgili Risale-i Nur'da herhangi bir bilgi var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mâlum olduğu üzere, Risale-i Nurlar'da fıkıh konuları işlenmemektedir. Organ nakli konusunda, doğrudan bir bilginin olmadığını biliyoruz. Ancak dolaylı olarak bazı ifâdeleri göstermek mümkündür. Fakat yorum isteyen ifâdelerdir.

Mesela; Barla Lahikasında geçen aşağıdaki bölümde, bir insanın sahip olduğu bütün değerlerin kendisine temlik yani mülk suretinde verilmediğini, aksine kendisine Allah tarafından emanet verilip Onun yolunda kullanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yani "Allah bu fiilimden razı mı değil mi?" diyerek kullanması gerektiği üzerinde vurgu yapılır. Bundan sonrası fakihlerin bu konuda verdikleri fetvalara göre şekillenecektir.

"On Beşinci Nota'nın Üçüncü Meselesi"

"Ey insan ve ey nefsim, muhakkak bil ki: Cenâb-ı Hakkın sana in’âm ettiği vücudun, cismin, âzaların, malın ve hayvânâtın ibâhadır, temlik değildir. Yani, istifaden için kendi mülkünü senin eline vermiş, istifade et diye ibâha etmiş. Senin gibi, idare etmekten hakikaten âciz ve tedbirden cidden câhil bir şahsa temlik etmemiş. Çünkü mülk olarak verseydi, idaresini sana bırakmak lâzım gelirdi."

"Acaba en kolay, en zahir ve daire-i ihtiyar ve şuurda dahil olan bir midenin idaresini yapamadığın hâlde, nasıl göz ve kulak gibi daire-i ihtiyar ve şuurun haricinde idare isteyen şeylere mâlik olabilirsin?"

"Madem sana verilen hayat ve hayatın levâzımatı temlik değil, ibâhadır. Elbette ibâhanın düsturuyla hareket etmek lâzımdır. Yani, nasıl bir zât, ziyafete misafirleri davet eder. Onlara, meclis ziyafetindeki eşyadan ve ziyafetten istifadeyi ibâha ediyor, temlik etmiyor. İbâha ve ziyafetin kaidesi ise, mihmandarın rızası dahilinde tasarruf etmektir. Öyleyse israf edemez, başkasına ikram edemez, sofradan kaldırıp başkasına sadaka veremez, dökemez, zâyi edemez. Eğer temlik olsaydı, yapabilirdi ve kendi arzusuyla hareket edebilirdi."

"Aynen bunun gibi, Cenâb-ı Hak sana ibâha suretinde verdiği hayatı intiharla hâtime çekemezsin, gözünü çıkaramazsın ve manen gözü kör etmek demek olan gözü verenin rızası haricinde harama sarf edemezsin. Ve hâkezâ, kulağı ve dili ve bunlar gibi cihazâtı harama sarf etmekle manen öldüremezsin. Ve eti yenilmeyen hayvanını lüzumsuz tâzip edip katledemezsin. Ve hâkezâ, bütün sana verilen nimetler, bu misafirhane-i dünyanın sahibi olan Mihmandar-ı Kerîm-i Zülcelâlin kavânîn-i şeriatı dairesinde tasarruf etmek gerektir."(1)

Ayrıca mesela, Yirminci Mektup'ta geçen şu ifâdelere bakalım:

"Kur'ân, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın nasıl ahlâk-ı ulviyesine ittibâa beşeri sarîhan teşvik eder. Öyle de, şu elindeki san'at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen terğib ediyor. İşte şu âyet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dâhi derman bulunabilir. Öyle ise, ey insan ve musîbetzede benîâdem! Me'yus olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermânı mümkündür; arayınız, bulunuz. Hattâ, ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür.' "(2)

Yukarıda geçen: "Hattâ, ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür." ifâdesinden, ölmek üzere olan bir insanın yeniden hayata kavuşması organ nakli ile mümkün oluğu dikkate alınarak, bu ifâdelerin organ ve kan nakline işaret ettiği de söylenenbilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Barla Lahikası, 251. Mektup.
(2) bk. Sözler, Yirminci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...