Block title
Block content

"Kardeşlerim! Nefsin en mühim bir hastalığı da şudur ki; küllü cüz'de, büyüğü küçükte görmek istiyor. Göremediği takdirde red ve inkâr eder. Meselâ: Küçük bir kabarcıkta, güneşin tamamıyla tecelliyatını ister..." izah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kardeşlerim! Nefsin en mühim bir hastalığı da şudur ki; küllü cüz'de, büyüğü küçükte görmek istiyor. Göremediği takdirde red ve inkâr eder."

Küll, “bütün”; cüz ise “parça” demektir. İnsanın bedeni kül, parmağı ondan bir cüzdür. Ağaç kül, dal ondan bir cüzdür. Yahut, bir apartman kül, ondaki bir oda ise cüzdür.

Bir bütünün özelliklerini onun her parçasında aramak nefsin önemli bir hastalığıdır. Buna göre, insanın görmesini, işitmesini, düşünmesini ve daha nice özelliklerini onun bir parçası olan parmakta aramak, yahut ağacın bütün özelliklerini bir yaprakta veya dalda aramak, keza bir binanın bütün bölümlerinin özelliklerini onun her bir  odasında aramak hatadır, insanı yanışlıklara götürür.

Böyle bir hastalığa tutulan nefis, aynı yanlış değerlendirmeyi bu alemde sergilenen İlâhî sanatlarda da yapmağa koyulur ve hak yoldan saparak dalalet, küfür ve isyan yoluna girer. Şöyle ki:

Allah’ın ilmi, kudreti, hikmeti, rahmeti, inayeti kısacası bütün isimleri, sıfatları, şuunatı  bütün varlık alemini kuşatmıştır. Ancak, her varlıkta bütün  isimler tecelli etmez.

Meselâ, rızık verme fiili sadece canlılarda icra edilir. Bunu gören nefis, “Madem ki Allah rızık vericidir, o isim bu varlıkta niçin tecelli etmiyor?” diyerek itiraz yoluna gider ve dalalete düşer.

Öte yandan, Allah’ın hikmeti sonsuzdur ve her şeyi hikmetli yaratmıştır. Ancak, bu sonsuz hikmeti bir çakıl taşında yahut küçücük bir dikende de aynen görmek isteyen nefis,  bunu göremeyince İlâhi hikmeti inkâr yoluna gider.

Kısacası, nefis, Allah’ın sonsuz rahmetini, hikmetini, ilmini  her şeyde görmek istiyor; göremeyince red ve inkar ediyor.

Halbuki, Allah’ın yarattığı her şey küçük olsun büyük olsun, parça olsun, bütün olsun birer mucizedir, harikadır, taklidi mümkün değildir.  Cenâb-ı Hak yaprak yaratır, taklit edilmez. Böcek yaratır, taklit edilmez. Güneş yaratır,  taklit edilmez. İnsan yaratır, taklit edilmez.

Allahın her eseri büyüktür. Ama nefis bunu görmek istemez.

Her parçada, bütün bir alemde tecelli eden ilim ve hikmeti, kudret ve rahmeti görmek ister. Göremeyince inkâr yoluna gider. İşte nefsi bu büyük yanlışından vazgeçirmek üzere harika bir misal veriliyor; güneş misali.

"Meselâ: Küçük bir kabarcıkta, güneşin tamamıyla tecelliyatını ister. Bunu göremediği için, o kabarcıktaki cilvenin güneşten olduğunu inkâr eder."

Küçük bir damladaki ışık da güneşten gelir, Ay’ın ışığı da. Nefis şöyle bir demagoji yapıyor: Bu kabarcıktaki ışık güneşten gelseydi böyle az ışıklı  olmazdı. O da ay gibi, deniz gibi parlak olurdu.

Allah’ın her bir isminin bir manevî güneş olduğunu ve ayrı bir karanlığı aydınlattığını  düşünerek, burada verilen  misali hakikate uygulamaya çalışalım. Meselâ: Rezzak ismi bir güneş gibidir. Bütün rızıklar o güneşten gelen ışıklardır. Nefis, küçük bir sineğin rızıklanmasına baktığında, “Eğer bunu Allah beslemiş olsaydı böyle küçücük bir varlık olmazdı;  rızkı çok fazla, bünyesi de çok büyük olurdu.” der. Halbuki, rızık yaratmak ancak Allah’a mahsustur ve en küçük bir rızık bile bütün bir kâinat fabrikasının muntazam çalışması sonunda meydana gelmektedir.  Ay’ı da, bir küçük damlayı da ışıklandıran aynı güneş olduğu gibi, küçük bir sineği de balina balığını da  rızıklandıran   Allah’tır; O’ndan başka  Rezzak yoktur.

Aynı şekilde, bir böceğe de bir insana da hayat veren Allah’tır; O’ndan başka Muhyi yoktur.

Bir atomu da güneş sistemini de yaratan Allah’tır; O’ndan başka Hâlık yoktur.

Bir çiçeği de, bütün gökyüzünü  de süsleyen Allah’tır; O’ndan başka Müzeyyin yoktur.

Bütün İlâhî isimler ve sıfatlar aynı şekilde düşünülebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...