Block title
Block content

Katre´den bahsedilirken, güneşten çıkan ışık aya gelir, aydan da diğer bazı şeylere. Başka yerde de güneşin Zühre-Katre-Reşha´ya tecellisi iki şekildedir diyor: 1) Doğrudan 2) Perdeli. Bu iki durumun vech-i tevfiki nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada üç ana meslekten bahsediliyor. Bunlar nübüvvet, velayet, akliyat, şeklindedir. Bu üç tabaka da kendi aralarında üçe ayrılıyor.

Mesela nübüvvet mesleğinde giden insanların Allah’a olan marifetlerinde külliyet ve cüziyet noktasından üç grup vardır.

Birisi: Peygamberlerdir ki, bu zatlarda kabiliyet ve mizacın, kainat üzerinde tecelli eden manaları külliyet ile görmesinde bir kayıt ve baskı oluşturması yoktur. Yani kainat kitabında tecelli eden isim ve sıfatları renksiz ve kayıtsız külli bir şekilde algılarlar. Kabiliyet ve mizacın baskı ve sınırlandırması söz konusu değildir. Bu yüzden iman ve marifette nebilere yetişilemez.

İkincisi: Sahabe ve asfiyaların durumudur ki, bu zatlar da aynı peygamberler gibi hakikatleri renksiz ve mizacın baskısı olmadan görürler lakin külliyet bakımından, ihata bakımından nebilere yetişemezler.Yani aynı bakışın kuvvet ve mertebe farkı vardır denilebilir.

Üçüncüsü: Sahabe mesleğini takip eden velayet-i kübra mesleğinde olan evliyalardır. Bunlar da safi olarak o hakikatleri görürler; lakin cüzi olarak görürler. Külliyete nebiler gibi açılamazlar. Güneşi küçük bir pencereden seyreden küçük bir gözün durumu ile okyanus büyüklüğünde bir gözün seyretmesinin durumu gibidir. İkisi de doğrudan güneşe bakıyor, ama birisi külliyet ile diğeri cüziyet ile bakıyor.

İkinci ana meslek olan velayet mesleğinin marifet ve iman dereceleri de kendi içinde üç  gruba ayrılır.

Velayet mesleğinde gidenler doğrudan safi olarak güneşi göremiyorlar. Yani Allah’ın kainat üzerinde parlayan isim ve sıfatlarını doğrudan bilemiyorlar. Araya perde ve vasıtalar giriyor. Perde ve vasıtalar ikinci el olmasından orijinalin yerini tutmuyor; güneş ile ay gibi. Güneş önce aya ışık veriyor, ay da raiyetine ışık veriyor.

Şimdi İbn-i Arabi’yi bir ay olarak düşünelim. İbn-i Arabi güneşten aldığı ışığı ancak kabiliyeti kadar alabilir. İbn-i Arabi’nin aldığı ışıktan beslenen raiyeti de ancak bu ışığın dairesinde kalabilir, bunun dışına çıkamaz. Yani İbn-i Arabi’nin raiyeti güneşin ışığının ışığı ile tefeyyüz ediyor. Bu feyizlenme de üç grup şeklinde tecelli ediyor.

İkinci el olan ışığı anlamakta ya da istifade etmekte kabiliyeti külli olanlar var, vasat olanlar var ve cüzi olanlar var. İşte burada insanları kayıtlandıran insanların cüzi kabiliyet ve mizaçlarıdır.

Üçüncü ana meslek ise akliyatta gidenlerin mesleğidir. Bunlar ne güneşi doğrudan görüyor  ne de ikinci el olan aydan besleniyorlar. Bunlar güneşin mevcudat aynalarında çok perdelerden geçmiş zayıf ışık huzmelerini cüzi kabiliyet ve aklı ile anlamaya çalışan zavallılardır. Bunlar önce mevcudat üstündeki ışığı görecek, sonra aya intikal edecek, en sonunda da güneşi bulacak, bu çok zor ve riskli bir yoldur. Yine bu meslekte de külliyet ve cüziyet manası vardır. Yani kabiliyeti üst seviyede olanlar vasat olanlar ve cüzi olanlar vardır. Bütün felsefe bu sınıfa girer.

Özet olarak, güneşi doğrudan görenler nübüvvet mesleğinde olanlardır; güneşi ay vasıtası ile görenler ehli velayettir; güneşi mevcudat ve madde üzerinde arayanlar da  felsefecilerdir.      

Güneşin zühre, reşha ve katrede üç tarz ile tecelli etmesi, Allah’ın isimlerinin üç çeşit insan grubu üzerinde tecelli etmesine kinayedir. Nasıl güneş için; reşha, katre ve Zühre üstünde tecelli etmek eşit ise, yani tecelli farklılıkları güneşten değil, güneşin tecelli ettiği mahal ve mazhar noktalarından dolayıdır. Aynı şekilde Allah’ın isimleri noktasından her mahluk üstünde tecelli etmesi aynıdır, eşittir. Yani Allah’ın isimleri tam tecelli ederken, bu tecellilere konu ve mahal olan objeler o tam tecelliyi tam olarak  kabul edemiyorlar. Burada ihtilaf ve tecelli farklılıkları objelerin kabiliyet ve kapasitesine göre şekilleniyor.

Mesela okyanus ile damla arasında tecelliye kabil olma noktasından büyüklük ve azamet farklılığı vardır. Okyanus güneşin tam tecellisini kendi kapasite ve büyüklüğüne göre kabul edip izhar ederken, damla da kendi küçüklüğü ve boyutları nispetinde o tecelliyi kabul edip izhar ediyor. Sorun güneşte değil, güneşin tecelli ettiği objelerin kabulündedir.

Aynı şekilde Allah’ın isim ve sıfatları insanların mahiyetinde tam tecelli ederken, insanların mahiyet ve kabiliyeti bu tam tecelliyi tam olarak tutup yansıtamıyor. İşte İslam alemindeki farklı meslek ve meşreplerin olmasının asıl nedeni bu noktadır.

Bazı meslek ve meşrepler okyanus gibi tecelliyi azami kabul edip öylece ilan ve izhar ederken, bazıları da o tecelliyi kendi kalıp ve istidatlarında şekillendirip başka bir şekle sokuyorlar ve nispeten yansıtabiliyorlar. Burada sorun  tecellide değil, meslek ve meşreplerin kalıp ve kabiliyetlerindedir.

 Mesela İbn-i Arabi gibi zatların kalıp ve kabiliyetleri bir ismi alıp onun ile taşarken, sahabelerin kalıp ve kapları okyanus gibi bütün isimleri kabul edip izhar ve ilan ediyor. Her isme hakkını verecek bir edilgenlik gösteriyorlar. Sahabelerin böyle bir mazhariyete sahip olmaları kendi nefis ve benliğini tamamı ile buharlaştırmalarından ve acz  ile dergah-ı İlahiyeye  iltica etmelerindendir. Diğer meslek ve meşreplerde kabiliyetler ve benlikler tam buharlaşmadığı için, yani güneşe teslim olmak yerine, güneşi teslim almak istedikleri için, sahabelerde olduğu gibi halisane ve tam bir teslimiyet olmuyor. Bu da tecellilerin gelişindeki tamlığa bir noksanlık katıyor. Varlıkta yokluk, yoklukta varlık sırrı buradan geliyor. Yani sahabeler yok oldukları için varlar, diğerleri var oldukları için yoklar. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Dal | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 5465 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

şehrayin
meslekler böyle olduğu gibi acaba fıtratlarda böyledir diyebilirmiyiz yani mesela adam katre fıtratında ama reşha mesleğinde ya da reşha fıtratında ama katre mesleğinde
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Fıtratları da böyle sınıflandırmak mümkündür. Zira her insanın fıtrat ve mizacı bir birinden farklıdır. Bazıları çok geniş bir fıtrat sahibi iken bu genişliğe uymayan bir mesleğe girer ve o fıtratı o meslekte heba eder. Bunun örnekleri çoktur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...