Meselâ,

بِسْمِ اللّٰهِ

hava-yı nesimî gibi (insanın ağzından) dâhile girip içi tathir ederken; dışarı çıktığında nefsin içinde semereler verir, cismin içinde gördüğü vazifeler ve verdiği semereler gibi…

Hem, Kur’anın tekraratı içinde bazı cüz’î hâdiselerin tekrar edilişi vardırki, bunlar o hâdisat-ı cüz’iyenin birer düstur-u küllîyi cami’ ve mutazammın olduğuna işarettirler. Bu mevzu’da kıssa-i Musa’nın (A.S.) bazı cümlelerinin hakikatına dair matbu ‘Lemaat’ın 36. sahifesinde işaret etmişimdir.

Velhasıl: Kur’an-ı Hakîm, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hüküm, hem bir kitab-ı ilim, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı şeriattır. Hem sadırlara şifa, mü’minlere rahmet ve hüdadır.

***

اِعْلَمْ

Ey kardeş bil ki! Gaflet vaktinde, fıtrat-ı insaniyenin en acibinden birisi; havass ve letaifinin ahkâmını birbirine karıştırmasıdır. Adeta deli gibi nazarının erdiği şeye elini de ona uzatır. Gözün ele komşu olması hasebiyle zanneder ki, gözün gördüğü ve nazarın ulaştığı şeye el dahi ulaşır.

İşte insan-ı gafil ki, onun yed-i iktidarı kendi nefsinin en edna bir cüz’ünün tanzimine de yetişemediği halde, gururuyla ve hayalinin vüs’atiyle afak-ı âlemde cereyan eden Cenab-ı Hakk’ın ef’alinde de hüküm ve tahakküm etmeye yeltenir.

Ve keza, beşerin fıtratının en acibinden birisi de budur ki: Efrad-ı beşeriyenin suret-i cismiyede dereceleri birbirine yakın olduğu halde, fakat derecat-ı maneviye ve ruhaniyede sair hayvanatın hilafına olarak zerre ile şemsüş-şumus’un arası kadar birbirinden tefavütleri vardır.

Evet, hayvanatın ferdleri, suret-i cismiyede birbirinden mütefavit oldukları halde, (balık ve kuşların nevileri gibi) fakat kıymet-i ruhiyece birbirine pek yakındırlar.

« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Yükleniyor...