kazanlarında ve bostanların kaplarında pişirdiği taamlarla bezenip süslenerek doldurulmasını gördüğün vakit; elbette yakîn hasıl edeceksin ki, senin Râzıkın, ancak ve ancak yer yüzünü mevtinden sonra diriltmek içinde bütün zîhayatları beraberce rızıklandıran bir Zat-ı Kadir-i Kerim olabilir.

Hem meselâ sen maddî ve cüz’î bir ışık ve ziyanı ve mahsus ma-nevî nurunu bazı esbab-ı zâhiriyeye isnad ederek,

اِنَّمَا اُوتِيتُهُ عَلَي عِلْمٍ

demen belki sence mümkün olabilir. Fakat sonra sen, başını kaldırıp kendi o hususî ziyanı, gündüzün nuruyla; ve kalbinin o mahsus nurunu bir menba-ül envarın ziyasıyla olan ittisallerine baktığın vakit, elbette yakînin gelecektir ki; senin kalıbını ziyalandırmaya ve kalbini nurlandırmaya, hakikatta seyyarat ve kamerleri tahrik ile gece ve gündüzü ardı sıra döndüren ve Tenzil’in (Kur’anın) ayat-ı tenziliyesiyle kullarını imtihan ve tecrübeden sonra; fâcirlerden istediğini dalalete atan; ve ebrardan dilediğinide hidayete erdiren, Mükallib-ül Leyli ve-n Nehar’dan başka hiç bir şeyin ve kimsenin ne haddidir, ne de kuvveti dâhilindedir.

***

اِعْلَمْ اَيُّهَ اْلاِنْسَان

Ey insan bil ki; senin önünde çok korkunç, azîm mes’eleler vardır ki, her zîşuuru onlara karşı ihtimama mecbur ediyor.

O mes’elelerden birisi ölümdür ki; dünya ve mafihâdaki bütün sevdiklerinden bir firakındır.

Birisi de; dehşetli ehval içinde ebed-ül âbâd tarafına yapılacak olan sefer mes’elesidir.

Birisi de; sayılı, hududlu bir ömür içinde, sonsuz bir yolculuğun içerisinde, gayr-ı mahdud fakrın içindeki nihayetsiz aczindir ve hakeza!.. İşte sen, bu gibi azîm mes’eleleri boş vererek, unutup onlardan teamî etmişsin.. Tıpkı deve kuşu gibi ki; O, başını kum içinde saklayarak, gözlerini yumar, tâ ki avcı onu görmesin.

« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Yükleniyor...